Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 979 85 73 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Etiket: Okul öncesi eğitim neden gereklidir

Nezaket Atölyemiz Kapsamında Eğitimlerimiz Yeni Yıl’da da devam ediyor

Toplumda, okulumuzda ve evimizde Dikkat Edilecek Görgü Kurallarını Nezaket Atölyesi kapsamında sınıf sınıf öğreniyoruz. 

Bu programımızda resimleri boyayarak ve bunları drama haline getirerek nezaket kurallarına yer verdik. Çok hanımefendi ve beyefendi çocuklarımız var bizim. Bizim yerimizde olsanız hepsini ayrı ayrı öpmek isterdiniz şu an 🙂

 

34357b03-349f-41a3-a6f9-90763d7d4ce5

Daha neler mi var bu kapsamda işte bir kaç tane örnek:

  • Başkasının eşyasını kullanırken izin istemek.
  • Büyüklerine saygılı davranmak.
  • Yardımcı olmak.
  • Güzel sözler söylemek.
  • Büyüklerini ziyarete gitmek.
  • Hasta olan tanıdıklarını ziyaret etmek.
  • Başarılı olan kişileri tebrik etmek.
  • Tutumlu davranmak.
  • Konuşmaya başlamadan önce başkalarının konuşmasının sonlanmasını beklemek.
  • Kurallara uygun davranmak.
  • Temiz ve tertipli olmak.
  • Hoşgörülü ve iyimser davranmak
  • Olgun bir karaktere sahip olmak
  • Eleştiriyi yerinde ve uygun zamanda yapmak
  • Kıyafetlerin yer ve zamana göre doğru olmasına özen göstermek
  • Başkalsını rahatsız edici davranışlarda bulunmamak
  • Verilen sözde durmak.
  • Ziyaretin yerine, zamanına ve süresine önem vermek
  • Oturuş ve kalkışlara dikkatli olma
  • Gerektiğinde af dilemek
  • Özel konuşmaları dinlememek
  • Uygun olmayan el ve söz şakasından kaçınmak
  • İletişim araçlarını kurallarına uygun şekilde kullanmak
  • Trafik kurallarına uygun hareket etmek

 

 

Mikroskop ile tanıştık!

e587961b-d103-4ab1-8388-3d2b8b449525

Mikroskop ile tanıştık!
 
Araştırmacı ve Meraklı Çocuklarımızla ilk keşiflerini birlikte yaptık.
 
Gözle görülemeyen canlıları inceleyerek başladığımız serüvene daha çok heyecan katarak devam edeceğiz. Bizi izlemeye devam edin.
 
Büyüklerimiz için de küçük bir hatırlatma:
“Mikroskop, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük cisimlerin birkaç mercek yardımıyla büyütülerek görüntüsünün incelenmesini sağlayan bir alettir.
17. asırda Hollandalı Antoni Van Leeuwenhoek ve İngiliz Robert Hooke bulmuşlardır.”
 
#DoktorlarKreş #BaşkentDoktorlarKreş #BatıkentKreş #Mikroskop #OkulÖncesiFenDersleri #EnKaliteliEğitim #BenzersizKreş #EnİyiKreş #MutluÇocuklar #BilimAdamıÇocuklar #AraştırmacıÇocuklar
Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük; Korkutmak!

korkutmak doktorlar kres
Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük; Korkutmak!

“Yaramazlık yaparsan öcü gelecek”, “Oraya git de dilenciler seni kaçırsın”, “Yemeğini yemezsen karanlıkta kalacaksın”, “Uslu durmazsan doktor amca sana iğne yapacak” “Böyle yapmaya devam edersen seni bir daha sevmeyeceğim.”

Toplumumuz da ne yazık ki yanlış bir algıyla yetiştirilen milyonlarca çocuk var. Çocuk üzerinde otorite kurmak amacıyla giriştiğimiz bu eylem maalesef ki bizi daha iyi bir anne – baba yapmıyor. Tam tersine kendine güvenmeyen, girişken olmayan, korkak bir nesil yetişiyor.

Peki ama ne yapacağız? Bu çocukları nasıl yetiştireceğiz dediğinizi duyar gibiyim. 

İlk kuralla başlayalım.  Otorite kurmak amacıyla korkutmak yok. Bu ister ‘öcü’ olsun, isterse ‘seni artık sevmeyeceğim’. Bir çocuğa yapabileceğiniz en büyük kötülüğü yapmayın. Çünkü çocukların hayal güçlerinin ne kadar geniş ve çarpıcı olduğunu bilmeyen bilinçsiz insanlarca yapılan bu hata, onların hayal dünyasının içinde büyüyüp kişiliğini ve ruh sağlığını etkileyebilir. Çocukların görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında verdikleri doğal bir tepki olan korkunun bir disiplin aracı olarak kullanılması çocukluk korkularının ergenlik ve hatta yetişkinlik dönemlerine kadar uzamasına da neden olabilir.

İkinci önemli kural; çocuğunuza yaklaşırken birinci kuralımızın aksine çok hassas davrandığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Hatta çocuğunuzu korkuttuğunuzun bile farkında olmayabilirsiniz. Örneğin; “Bak şimdi düşeceksin!” , “ Sen artık tek başına uyuyabilirsin, kocaman oldun” gibi etrafında pervane olan anne – babalık ya da özgüvenini (zorlayarak) kazandırma çabası çocukta gelişen korkuların sebebi olabilir. Çocuklar tıpkı oyun hamurlarına parmağınızla basmak gibi her bir söz ve davranışımızdan etkilenirler. Sizin iyi niyetle fiziksel bir zarar gelmesin ya da artık özerk olmalı diye yaptığınız bir çok davranış onun iç dünyasında korku ve sonrasında fobiye yol açabilir.

Çocuklar için yaşamın temeli 0–7 yaşları arasında atılıyor. Bu dönemde çocuklarda zaman içerisinde gelişimsel özelliklerden kaynaklanan korkuların oluşması normal sayılabilir fakat bu yaşlar arasında çocuğa “Sen bilmezsin, büyükler bilir”, “Korkulacak ne var? Sen bebek misin?” mesajları verildiğinde var olan korkuların daha pekiştiği ve yeni korkuların temellerinin atıldığı gibi çocukların özgüvenleri de olumsuz yönde etkilenebilmektedir.
Çocuklarda Korku Nedenleri

  • Korkutulmak
  • Ceza almak ya da şiddete uğramak
  • Bilgi ve deneyim azlığı
  • Başka çocukların başından geçen kötü olayları öğrenme/bilme.
  • Dinlediği olaylardan etkilenme
  • Dünyanın tamamiyle tehlikeli bir yer olduğuna dair inanç geliştirme
  • Olaylar karşısında fikir yürütme.
  • Olayların bilinçaltına yansıması sonucu kötü rüyalar görme ve etkisinin daha da artması
  • Etraftaki her şeyin kendinden büyük olması hissi.
  • Çocuklara güven duygusunun kazandırılmamış olması
  • Çocuğun sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyütülmesi
  • Çocuk yetiştirmede baskıcı ve otoriter tutumun izlenmesi
  • Çocuğun tehdit edilmesi. Örneğin; “Yemeğini yemezsen iğne yaptırmaya gideceğiz.” gibi…
  • Çocukları soyut ve ya somut şeylerle korkutmak
  • Aile içinde şiddet olaylarının yaşanması.
  • Şiddet ve korku öğeleri içeren filmlerin izlenilmesi.

Hangi yaşlarda hangi korkular görülebilir?

Bir korkunun mantık dışı olup olmadığı çocuğun yaşı ve gelişim düzeyine göre değerlendirilir. Örneğin 2 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normaldir ancak 8 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normal değildir.

0-6 Ay: Yüksek sesler ( Elektrik süpürgesinden çıkan ani ve yüksek sesler )

6-12 Ay: Yabancılardan, anneden ayrılma

2-4 Yaş: Hayali Yaratıklar, Karanlık

5-7 Yaş: Doğal Felaketler, Deprem, Yangın, Fiziksel Acı, yaralanma, hayvanlar

8-11 Yaş: Başarısızlık

12- 18 Yaş: Yaşıtları tarafından dışlanma, kabul görmeme temel korku kaynaklarıdır.
Anne ve Babalara Öneriler

  • Çocukta korkunun uzamasını ve olumsuz etkilerini önlemek için korkunun nedenleri araştırılmalı ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır
  • Anne-babalar çocukların korkularını yok saymamalı, asla küçümsememeli ve alay etmemelidirler.
  • Korkuları olan çocuğa sabırlı davranmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınmalıdır.
  • Aşırı koruyucu bir tutum ile çocuğu her şeyden korkar hale getirmemelidir
  • Çocuğa “Aman düşersin!”, “Sen tek başına karşıya geçemezsin” vb. sözlerle çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu aşılanmamalıdır.
  • Fiziksel temasın çocuğun korkusunu kontrol altına almasında yardımcı olacağı unutulmamalıdır.
  • Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştirmesine yardımcı olunmalıdır.
  • Çocuk korkuları konusunda, konuşmaya hazır olduğu zaman onunla açıkça konuşulmalıdır.
  • Çocuk korktuğu şeye yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Örneğin denizden korkan bir çocuğun önce uzaktan denizi ve deniz kenarında oynayan çocukları izlemesine imkân verilmelidir. Daha sonra çocuğun önce deniz kenarında oynaması, sonra ayaklarını ıslatması ve yavaş yavaş denize girmesi sağlanmalıdır. Çocuğunuz köpekten korkuyorsa, önce çocuğunuza köpeklerle ilgili hikayeler okuyun, köpeklerle ilgili bir televizyon programı izlettirin, daha sonraki aşamada köpekle oynayan yaşıtlarını ona gösterin, sonraki aşamada da onu küçük,sevimli bir köpekle bir araya getirin.
  • Çocuklara korkulu masallar anlatılmamalı, korkulu filmler izletilmemelidir.
  • Korkuyu hafifletmek amacıyla “Erkek adam hiç korkar mı?”, “Sen artık kocaman oldun” gibi sözlerden kaçınılmalıdır.
    Çocuklara bazı korkularımızın kendimizi tehlikelerden korumak ve güvenliğimiz için normal olduğu da anlatılmalıdır. Mesela sıcak bir sobaya dokunulmaz, karşıdan gelen bir otobüsün önüne koşulmaz gibi.
  • Anne -babaların bazı durumlar karşısında gösterdiği tepkiler de önemlidir. Çünkü çocuklar anne-babalarını örnek alarak etkilenebilirler. Bu şekilde bazı korkular çocuklar tarafından öğrenilir. Örneğin annenin; yanlarına kedi köpek yaklaşınca ürküp sıçraması, evde böcek görünce çığlığı basması, kocası evde yokken çocuklarını yanına almadan yatamaması gibi davranışlar içinde olması, çocukta korku duygusunun oluşmasına neden olabilir.
  • Unutmayın belirli bir dozda korku olması çocuğu uyarır ve tehlikelerden uzaklaşmasını sağlar. Böylece çocuk birçok tehlikeden kendisini korur. Ancak korkunun çok olması ve yoğun yaşanması çocuğun ergenlik ve yetişkinlik zamanındaki kişiliğini ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir. Çocuklara yaklaşırken hangi yaş grubunda olduğunu ve açıklamanızın/tehlike durumunun onun açısından ne kadar anlaşılabilir olduğunu göz önünde bulundurun. Bunun en önemli yolu bu konuda edindiğiniz bilgilerdir.

Bu noktada yazının bu noktasına kadar okuyan her bir anne – babaya/öğretmene (ve adayına) teşekkürler. Maça 1 – 0 önde başlıyorsunuz…

Psikolog Ece Ergür

 

 

 

Anne baba tutumları & Çocuğun kişiliği üzerine etkisi

Anne baba

Kişilik gelişimi yaşam boyu süren, genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak şekillenen bir olgu olsa da, çocukluk dönemi kişiliğin gelişmesi ve şekillenmesi açısından çok önemlidir. Erken çocukluk dönemi olarak adlandırdığımız 0-6 yaş arasındaki dönem çocukların çevreleri ile etkileşimlerinden en çok etkilendiği, kişiliklerinin büyük ölçüde şekillendiği dönemdir. Bu dönemde çocuk, sosyal bir birey olmayı öğrenirken, kişilik oluşumu açısından gerekli olan özdeşimi model alarak yapar. Çocuğun özdeşim kurmak için seçmiş olduğu model genellikle anne babasıdır, bu nedenle ebeveynlerin çocuğa karşı tutumunun yanı sıra kendi aralarındaki iletişimleri de çocuğun sağlıklı kişilik gelişimi açısından önemli bir etkendir.

Anne babanın çocukla nasıl iletişim kurduğu, sevginin nasıl ifade edildiği, çocuğun aile içinde bir birey olarak kabul edilip edilmediği, eğitimde kullanılan disiplin yöntemleri anne baba tutumlarını belirleyicidir. Bu tutumları şekillendiren pek çok etken vardır; anne babanın yetiştikleri aile ortamı, eğitim seviyeleri, genç yada geç yaşta anne baba olmaları, yaşam olaylarının aile üzerindeki etkileri, çocuğun dünyaya geliş zamanındaki ailenin içinde bulunduğu durum, çocuğun istenip istenmemesi, ailenin içinde bulunduğu kültürel faktörler gibi.

Çocuğun anne babasından aldığı iki temel şey vardır; sevgi ve eğitim. Her ikisinin de yetersiz veya aşırı olduğu durumlarda çocukta olumsuz davranışlar gözlemlenebilir. Sağlıklı bir birey anne babasından sevgi ve eğitimi dengeli bir şekilde alarak gelişir. Ailelerin sevgi ve eğitim  (disiplin) konusundaki aşırılığı veya yetersizliği çocukta sağlıksız psikososyal gelişim özellikleri görülmesine neden olabilmektedir. Aşırı sevgi gösteren ebeveynlerde çocuğa karşı aşırı kollayıcı, koruyucu tutum, çocuğun bir birey olarak özerklik gelişimini olumsuz yönde etkilemekte ve çocuğu anne babaya karşı bağımlı hale getirmektedir. Yetersiz sevgi gören çocukta ise, sevgi ve güven eksikliğinden yoksun olarak daha ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Eğitim konusunda ise, sıkı disiplin tutumu içindeki aileler çocuğa yaşından fazla sorumluluk yüklemekte, katı kurallar koyma ve ceza yöntemi olarak sıklıkla dayağa başvurmaktadır. Gevşek eğitim tutumu sergileyen ailelerde ise çocuğun her yaptığı hoşgörü ile karşılanır. Bunların yanı sıra tutarsız anne baba tutumu vardır ve bu ailelerde ne zaman nasıl bir disiplin tutumu sergileneceği belli değildir, çocuğa karşı tutumun zamanla tutarsız farklı olabileceği gibi, anne babanın çocuğa yaklaşımı konusunda tutarsızlık, eşler arasında farklılık da söz konusu olabilmektedir.

Aşırı Koruyucu Anne Baba Tutumları

Bu tutumu sergileyen anne babalarda çocuğa karşı sevgi aşırıdır ve disiplin yok denecek kadar azdır. Ebeveynler çocuğun her istediğini anında yaparlar ve çocuğa karşı aşırı koruyucu, kollayıcı tutum gösterirler, çocuğa karşı denetim ve sınırlama yoktur ve otorite sağlayamazlar. Genellikle bu tutuma sahip ailelerin tek çocuklu, geç yaşta ve zorluklarla çocuk sahibi olmuş, ilk çocuğunu kaybetmiş veya kendi ailesinden yeterli sevgi görememiş katı kurallarla yetişmiş aileler olduğu gözlemlenmektedir. Bu tarz aile içinde yetişen çocuklarda özgüven eksikliği ve anne babaya bağımlılık görülmektedir. Gevsek disiplinle yetişen bu çocuklar genellikle okul dönemine geldiklerinde karşılaştıkları kurallar karşısında hayal kırıklığına uğramaktadırlar ve aile dışındaki sosyal çevrede ilişkilerde başarısızlık yaşamaktadırlar. Çocukluğundan beri benmerkezci yaşayan birey, erişkinlik döneminde sosyal norm ve toplumsal ahlaki değerlere uygun davranma konusunda kendisini değiştiremez. Çocuk belli bir disiplin anlayışı ile kendisine doğru ve yanlışın gösterilmediği, sorumluluk almadığı bir ortamda yetiştiği için erişkinlik yaşamında da sorumluluk taşımayan, doyumsuz, dürtülerini kontrol edemeyen birey haline gelebilir.

Mükemmelliyetçi Anne Baba Tutumları

Bu ailelerin tutumları aşırı sevgi ve sıkı disiplin şeklindedir. Anne baba bir yandan aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum içerisindeyken diğer yandan çocuktan yaşının üzerinde bir davranış örüntüsü beklemektedir. Bu tarz aileler daha çok eğitim ve sosyokültürel düzeyi yüksek ailelerdir ve çocuklarını kendileri belirlediği bir kalıba göre yetiştirmek isterler. Çocuğun bir birey olarak gelişimi, kendi tercih ve davranışları aile tarafından desteklenmez. Bu tutumdaki anne babalar çocuğunu olduğu gibi kabul etmezler, her alanda çocuğun kapasitesini zorlayıp, yanlış yapmasını kabul edemezler. Bu tarz ailede yetişen çocuklar genellikle yanlış yapmaktan korkan, kendine güveni olmayan birey haline gelirler. Anne baba sevgiyi genellikle başarı beklentisi ile sundukları için çocuğa göre sevginin koşulu başarıdır ve başarısızlığı anne babasının sevgisini kaybettirecek bir tehtit olarak algılar, bu durumda yoğun anksiyete gözlemlenebilir..Kendi doğal içgüdüleri ve ailesinin kendisinden beklentileri arasında sıkışıp kaldıkları için, çok fazla çelişki yaşarlar.Bu çocukların ileride nevrotik olma ihtimalleri çok yüksektir

Otoriter ve Reddedici Anne Baba Tutumları

Bu tutumu sergileyen ailelerde çocuğa karşı sevgi ve şefkat yoktur ve eğitim konusunda sıkı bir disiplin vardır. Genellikle çocuk hata yaptığında dayak ve şiddet olarak çocukta cezalandırma yoluna gidilir. Anne babada otorite hakimdir ve çocuğa söz hakkı tanınmaz bu durumda çocuk anne ve babası ile ilişkisini korkuya dayalı geliştirir. Bu korku hissinden dolayı çocuklar genelde anne babaya karşı uysal, dürüst görünür fakat içten içe nefret, öfke, düşmanlık hissine kapılabilirler. Öfke duygularını cezalandırılma korkusu ile dışa vuramadıklarından genelde kendilerine yöneltirler ve bu nedenle bu çocuklarda antisosyal davranışlar, saldırganlık sık görülebilmektedir. Bu tutumla yetişen çocuklar kaygılı, güvensiz, suç işlemeye meyilli, insan ilişkilerinde başarısız ve tutarsız kişilik geliştirebilir. Genellikle karşı çıkma ve saldırganlık ile kendilerini kabul ettirmek isterler, sevgiden uzak bir ortamda yetiştirildikleri için sevgiyi öğrenemez ve kendi çevrelerindekiler sevgi gösteremezler.

İlgisiz ve Kayıtsız Anne Baba Tutumları

Bu ailelerde çocuk başıboş bırakılmakta ve neredeyse çocuğun temel ihtiyaçları dışında çocukla hiç ilgilenilmediği gözlemlenmektedir. Disiplinsizlik söz konusudur ve bunun nedeni ilgisizliktir. Bu tutum daha çok sosyoekonomik düzeyi düşük ,çok çocuklu ,ve her iki ebeveynin de yoğun çalıştığı ailelerde görülmektedir. Bu tip ailelerde çocuk, fiziksel ve duygusal yalnızlık içindedir ve anne baba çocuk arasında iletişim kopukluğu vardır. Bu tutumla yetiştirilen çocukların genellikle pasif ve donuk oldukları görülür. Anne ve babasını kendisine model alamadığı için dışarıdan bir modelle ve çoğunlukla da olumsuz bir modelle özdeşim yapması olasıdır ve zararlı alışkanlıklar edinmeye meyillidir. Aile içinde ilgi göremeyen çocuk, dikkat çekmek için çevresine zarar verici davranışlar sergileyebilir. Sözlü iletişimin yetersizliğinden dolayı dil gelişiminde gecikme yada konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir.

Tutarsız Anne Baba Tutumları

Bu tarz ailelerde genellikle anne babanın o anki psikolojik durumu ile ilintili olarak çocuğa karşı sergilenen tutum değişkenlik gösterir. Anne babalar kimi zaman bir davranışı olumlu karşılarken, kimi zaman cezalandırabilirler. Bu durumda çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda çelişki yaşamaktadır ve dolayısı ile ne zaman nerede ne yapacaklarını bilemezler.Farklı zamanlarda gösterilen tutarsız tutumun yanı sıra, anne ve babanın birbirlerinden farklı tutum içerisinde olmaları da tutarsız anne baba tutumları içerisine girer. Anne ve babanın farklı disiplin anlayışı geliştirmesi sonucunda anne için doğru olan bir şey baba için yanlış olabilir. Bu tarz durumlarda anne ve baba mutlaka aynı görüşe sahip olmalı, biri davranışı olumlu görüp diğeri ceza uygulamamalıdır. Çocuk davranışını onaylayan ebeveyne yakın hissederken diğerine karşı öfke duyabilir bu da aile içinde kutuplaşmalara neden olur.Tutarsız tutum sergilenen çocuklar çevrelerine karşı güvensiz, şüpheci ve kararsız bir kişilik yapısı geliştirebilirler.

Olumlu ve sağlıklı aile tutumu

Olumlu ve sağlıklı aile tutumu sevgiyi ve eğitimdeki disiplini dengeli bir şekilde barındıran ve çocuğun temel ihtiyaçlarını en olumlu şekilde karşılayan tutumdur. Tutarlı, esnek, ceza kadar ödülü de barındıran disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir. Disiplin yeteri kadar ve çocuğun yaşına, içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerine uygun olmalıdır ve anne babalar çocuklarına disiplin verirken aynı zamanda sevgi ve hoşgörüyü yeterli düzeyde göstermelidir. Olumlu davranışlar desteklenerek ödülle pekiştirilmeli, olumsuz istenmeyen davranışlara yönelik cezalar da çocuğun özüne değil, davranışına yönelik olmalıdır. Sevgi ve disiplini dengeli bir şekilde çocuğuna yansıtan ailelerde, çocuk kendi benliğini tanıma, kendini geliştirme imkanı bulur. Doğruları ve yanlışları ile kendisinin değerli olduğunu, kabul gördüğünü mesaj olarak algılayan çocuk, yapıcı,yaratıcı, özgüveni yüksek, sosyal ilişkilerinde başarılı ve davranışlarının sorumluluğunu alabilen bir kişilik geliştirir.

Teknoloji Bağımlısı Çocuk Yetiştirmekten Neden Korkmalıyız?

Çocuk psikoloğu Yekaterina Murashova, gerçekleştirdiği sıra dışı bir deneyde bir grup çocuğun ve ergenin, bir günlüğüne internete ve modern teknolojiye erişimden mahrum bırakıldığında neler olduğunu gözlemledi.

Yaşları 12 ile 18 arasında değişen çocuklar ve ergenler, gönüllü olarak sekiz saati herhangi bir iletişim aracına (cep telefonları, internet vs.) erişimleri olmadan tek başına geçirdi. Aynı zamanda bilgisayarlarını ya da herhangi bir elektronik cihazı, radyoyu ve televizyonu açmalarına da izin yoktu. Ancak çok sayıda “klasik” aktiviteyi tek başlarına yapmaları serbestti: Yazı yazmak, okumak, müzik enstrümanı çalmak, resim yapmak, dikiş dikmek, şarkı söylemek, yürüyüş yapmak vs…

Deneyi gerçekleştiren aile psikoloğu, ortaya koyduğu şu hipotezi kanıtlamak istiyordu: Günümüzün genç ve çocuk jenerasyonu kendi yapmadıkları şeylerle aşırı fazla zaman geçiriyor, kendilerini meşgul edecek yollar bulma konusunda yetersizler ve kendi hayal güçlerinin dünyası fikrine tamamen yabancılar.

Deneyin kurallarına göre katılımcılar, bu şartlar altında yalnız kalmakla nasıl baş ettiklerini açıklamak zorundaydılar. Deney boyunca nasıl hissettiklerini tarif etmelerine de izin vardı. Eylemlerinden ve düşüncelerinden oluşan bir kayıt tuttular. Aşırı kaygı, rahatsızlık ya da stres durumunda, proje liderleri deneyin hemen bırakılmasını tavsiye edecek ve sonlandırma zamanını ve nedenini kaydedecekti.

İlk bakışta bu fikir oldukça zararsız görünüyordu. Bu yüzden deneyi organize eden psikolog, deneyin tamamen güvenilir olacağına inandı. Ama yanılıyordu. Kimse bu kadar şok edici sonuçlar beklemiyordu. 68 katılımcının sadece üç tanesi deneyi sonuna kadar tamamlamayı başarabildi. Bir kız ve iki erkek. Katılımcılardan üçünün intihara yönelik düşünceleri oldu. Beş katılımcı yoğun panik ataklar yaşadı. Yirmi yedi katılımcı mide bulantısı, terleme, baş dönmesi, sıcak basmaları ve karın ağrısı yaşadı. Deneye katılan neredeyse herkes korku ve endişe duyguları yaşadı.

Durumun yeniliği ve değişikliği, kendi başlarına yalnız kalmalarına duydukları ilgi ve bundan aldıkları keyif, ikinci ya da üçüncü saatin başlamasıyla nerdeyse bütün katılımcılarda kayboldu. Ama sadece deneyden çekilen on kişi, yalnızlıklarının daha üçüncü saatinde (ya da biraz daha fazla) kaygı hissetmeye başladılar.

Proje yöneticilerinden biri şöyle anlatıyor: “Deneyi sonuna kadar sürdürmeyi başaran cesur bir kız, sekiz saat boyunca neler hissettiğini detaylı bir şekilde anlattığı günlüğüne bana getirdi.” Onu okuduktan sonra psikolog, çoğu katılımcı tarafından hissedilen kaygının fiziksel semptomlarından bazılarını yaşamaya başladığını söylüyor. Ancak etik sebeplerden dolayı, katılımcıların deneyimlerinden oluşan bu kayıtlar hiç yayınlanmadı.

Çocuklar deney boyunca neler yaptılar?

  • Yemek pişirip yediler;
  • Kitap okudular ya da okumaya çalıştılar;
  • Okul ödevi yaptılar (deney tatilde yapıldı, ancak katılımcıların bir çoğu çaresizlik yüzünden ders kitaplarına sarıldılar);
  • Pencereden dışarı baktılar ya da dairenin içinde dolandılar;
  • Dükkana ya da kafeye gitmek için dışarı çıktılar (deneyin kurallarına göre başkalarıyla iletişime geçmek yasaktı, ancak satıcıların ya da kasiyerlerin sayılmadığına karar verdiler);
  • Yap-boz yaptılar ya da Lego modelleri inşa ettiler;
  • Sanat çalışmaları yaptılar ya da resim çizmeye çalıştılar;
  • Duş yaptılar;
  • Odada ya da dairede temizlik yaptılar;
  • Bir köpek ya da kediyle oynadılar;
  • Spor salonunda çalıştılar ya da jimnastik yaptılar;
  • Duygularını ya da düşüncelerini kaydettiler;
  • Elle mektuplar yazdılar;
  • Gitar, piyano gibi müzik aletleri çaldılar;
  • Üç tanesi şiir ya da düzyazı yazdı;
  • Bir oğlan beş saat boyunca şehirde otobüslerle dolaştı;
  • Bir kız nakış işi yaptı;
  • Bir oğlan bir eğlence parkına gitti;
  • Genç bir erkek şehrin bir ucundan diğer ucuna seyahat etti (toplamda yaklaşık 25 km.);
  • Bir kız bir müzeye gitti; bir oğlan çocuğu ise hayvanat bahçesine gitti;
  • Bir kız dua etti.

Neredeyse katılımcıların tamamı bir noktadan sonra uyumaya çalıştı, ancak hiçbiri kafalarında dönüp dolaşan sıra dışı düşünceler nedeniyle bunu başaramadı.

Deneyin sonlandırılmasından sonra katılımcıların 14 tanesi hemen sosyal ağlara bağlandı, 20 tanesi cep telefonlarından arkadaşlarını aradı, üç katılımcı ebeveynlerini aradı ve beş tanesi arkadaşlarını şahsen ziyarete gitti. Diğerleri televizyonu açtılar ya da bilgisayar oyunlarını oynamaya başladılar. Buna ek olarak, neredeyse hepsi kısa bir süre sonra kulaklıklarına saldırdılar.

Deney sonlandıktan hemen sonra katılımcıların strese yönelik tüm semptomları ortadan kayboldu.

63 katılımcı, kendileri hakkında daha fazla şey öğrenmeleri anlamında deneyin çok faydalı olduğunu dile getirdi. Altı katılımcı deneyi kendi başlarına tekrarladı ve ikinci, üçüncü ya da beşinci seferde tüm günü hiçbir ciddi problem yaşamadan tamamlamayı başardıklarını ifade ettiler.

Deney sırasında neler olduğunu tarif ederken 51 katılımcı, “bağımlılık”, “…. olmadan yaşayamayacağım ortaya çıktı”, “doz”, “bırakma”, “ihtiyacım var” ve benzeri terimler kullandı. Tüm katılımcılar – hiçbir istisna olmadan – deney boyunca zihinlerinden geçen düşüncelere aşırı derecede şaşırdıklarını ama psikolojik durumlarındaki genel bozulma nedeniyle bu düşünceleri mantıklı bir şekilde değerlendiremediklerini söyledi.

Deneyi başarılı bir şekilde tamamlayanlardan biri, sekiz saatini bir yelkenli gemi modelini yapıştırarak, arada bir yemek molası ve köpekle yürüyüş molası vererek geçirdi. Diğeri ise bütün zamanını eşyalarını organize ederek geçirdi. Bu iki katılımcı (her ikisi de erkek) tüm deney boyunca hiçbir negatif duygu hissetmeyen tek katılımcı oldular.

Okul öncesi eğitim çocuğu geliştiriyor!

doktorlarkres1

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Oral, “Yaşamlarının ilk yıllarında, beynin en hızlı geliştiği dönemde yeterli uyarıcı alamayan çocuklar, kendi potansiyellerini hiçbir zaman eksiksiz bir şekilde gerçekleştiremeyebilir. Ev ortamında sağlanan uyaranlar çocuğun gelişimi için yeterli değildir. 3 yaşından sonra çocuklar okul öncesi eğitim almaya başlamalıdır. Okul öncesi eğitim, çocuğa akranlarıyla bir arada olma fırsatı sağlar. Böylece çocuk akranlarıyla etkileşime geçerek ve oynayarak öğrenme fırsatı bulacaktır. Çocuğun gelişimi için sağlıklı olan öğrenme de bu şekilde gerçekleşmiş olacaktır” dedi.

‘Öğretmenini Mutlaka Tanıyın’ Okul öncesi eğitimin çocuğun ilkokula hazırlanmasına katkı sağladığını aktaran Oral, böylece çocuğun okul ortamına alıştığını, akranlarıyla iletişimini arttırdığını, okul korkusunu yendiğini, özbakım ihtiyaçlarını kendi başına karşılamayı öğrendiğini vurguladı.

 

Ailelerin okul tercihinde dikkatli olmaları gerektiğini de kaydeden Oral, “Okulun eve veya ailenin işine olan uzaklığı, maddiyat, beslenme, binanın özellikleri ve bahçesinin bulunması gibi faktörler önem kazanıyor. Binanın ve binanın içindeki eşyaların cazibesine kapılmak çocuk için doğru kararın verilmesini engelleyecektir. Bunun yerine okulun verdiği eğitimi iyi araştırmak ve mutlaka öğretmenini tanımak gerekir” diye konuştu.

 

İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı Öğretim Görevlisi Ezgi Oral, 0- 6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğini belirtti.

 

 

 

 

Batıkent kreş tavsiyesi – Doktorlar Kreş

doktorlarkres1

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi
Doktorlar kontrolünde bir kreştir…

Yavrularımıza sadece eğitim değil, hemde sağlıklı bir birey olabilmeleri için okullarımızda ihtiyaç duyulan her türlü uygun ortam ve planlamalar oluşturarak hizmet vermekteyiz..

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde çocuklarımızın belirli periyotlarda sağlık muayeneleri yapılarak aileler bilgilendirilmektedir. Ayrıca her gün psikolog tarafından gelişimleri gözlemlenerek ailelere rapor edilmektedir.

İletişim için: 0505 831 00 00

Okul öncesi eğitimin ilkeleri

bdk reklam 2.fw

Okul öncesi eğitimin ilkeleri :

  1. Sevgi
    2. Tutarlılık – Süreklilik
    3. Özgürlük ve disiplin arası bir denge
    4. Bağımsız ve kendine yeten bir tarzda yetiştirmek
    5. Eğitim düzeyi, gelişim düzeyine uygun olmalı
    6. Oyun-yaratıcı oyun etkinlikleri
    7. İstenilen davranışı yerleştirmek için ödül
    8. Etiketlere uygun davranışlar
    9. Çevrenin uyarıcı niteliği
    10. Acı ve sevincin paylaşılması

Grup içerisinde bir çocuk, işbirliği yapmayı, birlikte herhangi bir işi yapmayı- planlamayı, diğer çocukların fikirlerine saygı göstermeyi, yabancılık hissetmeden bir işe başlamayı, iyi ya da kötü bir sonuç alındığında bunu arkadaşları ile paylaşmayı öğrenir. Birçok el alışkanlıkları okul öncesi eğitim kurumunda kazanılır. Yukarıda saydığımız davranışların kazandırılmasında oyun, çok önemli bir araçtır.

Okul öncesi eğitim neden gereklidir?

bdk.fw

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN ŞART?

  • Saygı, sevgi,
  • Paylaşma, iş bölümü,
  • Sorumluluk,
  • Sosyal çevre oluşturma,
  • Bedensel ve zihinsel gelişim açısından çocuğu geleceğe hazırlayan en güvenli ortamdır.

Bilindiği gibi, 3 ile 6 yaş arası, çocukta pek çok değişmenin yaşandığı yıllardır. Normal gelişim gösteren bir çocuk, 6 yaş civarında bir çok motor becerileri kazanmış, çeşitli fiziksel becerilerini kullanmaya başlamıştır. Bilişsel gelişim açısından ise, fiziksel ve sosyal çevresi ile ilgili yoğun bir bilgi birikimi oluşturmaya ve çevresinde gelişen olayları anlamaya başlamıştır. Buna karşın, okul öncesi yılları çocuğun soyut düşünme yetisinin henüz tam şekillenmediği ve bu nedenle yapılan tüm etkinliklerin somut bir biçimde çocuğun yaparak ve deneyerek öğrenmeyi gerçekleştirdiği yıllardır.

Şöyle bir düşünüldüğünde, okul öncesi yılları çocuğun arkadaşları ve öğretmeni ile birebir olarak kuracağı iletişime dayalı konuşma ve dinleme becerilerini geliştirici etkinliklerin ağır bastığı yıllar olmalıdır.

Okul öncesi eğitim neden gereklidir

  • Çocukta zeka gelişiminin %80’lik kısmı 7 yaşına kadar tamamlanır ve öğrenme becerisi bu yaşta gelişir.
  • Çocuğun grup içine katılması, sağlıklı ilişkiler kurması, kültürel değerlerine sahip çıkması, sosyalleşmesi gibi olgular bu yaşta gelişir.
  • Bu dönemdeki sapma ve olumsuzluklar çocuğun bütün yaşamını olumsuz yönde etkiler.
  • Farklı kültür ortamlarından ve ailelerden gelen çocuklar ortak bir yetişme ortamına okul öncesi eğitim kurumlarında ulaşır. Çocuk kendine güven duygusunu bu kurumlarda kazanmaya başlar.
  • Dilini doğru, yanlışsız ve güzel konuşma özelliğini bu yaşta öğrenir. Toplumu, çevreyi, evreni ve insan davranışlarını tanımaya başlar.
  • Nesneleri, eşya ve varlıkları, temel bir takım becerileri, davranışları, olumlulukları ve olumsuzlukları öğrenmeye başlama yaşı 4-6 yaşları arasındadır.
  • Aile içi desteğin tek başına yetmediği, çocuğun kendi yaşıtlarıyla birlikte olabileceği, bedensel ve zihinsel gelişmelerini sağlıklı biçimde sürdürebilecekleri bir ortam olduğu için okul öncesi eğitim zorunlu ve gereklidir.

Türkiye genelinde ortalama okul öncesi okullaşma oranı %15 tir. Bu son derece çarpıcı bir orandır. Diğer Ülkelerle karşılaştırıldığı zaman durum daha net olarak anlaşılmaktadır. Avrupa’daki bir çok ülkede bu oran %100’dür.

Okul öncesi eğitiminin desteklenmesi için sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Aile ve eğitimci işbirliği ile gerçekleşen okul öncesi eğitim; çocuğun daha yaratıcı, ileriyi görebilen, yeni ürünler yaratabilen ve çevresini kendi amaçları için yönlendirebilen özerk bir birey olarak yetişmesine katkı sağlayacaktır.

Çocuğunuzla İletişim Kurmanın Altın Kuralları

Çocuklara iletişim kurabilmeyi öğretmek ve onunla kaliteli iletişim kurabilmek, çocuğun gelişiminde ve uzun vadedeki mutluluğunda etkili olur. Çocuklar büyüdükçe ailelerinden kendi hayatlarıyla ilgili bilgileri saklamaya baslayabilirler. Her düşündükleri ve hissettikleri şeyi ebeveynleriyle paylaşma ihtiyacı duymazlar. Bu yüzden onların yardıma ye da konuşmaya ihtiyacı olup olmadığını anlamak ailelerin görevidir.

Çocuklar özgürlüklerine sahip olmaya başladıkça, anlaşmazlıklar ve fikir çatışmaları bas göstermeye baslar. Ebeveynle tartışma, büyümenin normal bir parçasıdır, çocuklar sınırları denerler. Bu çekişmeler bir nevi iletişim kapılarının açık kalmasını sağlar. İletişim problemleri çözer. İletişim önemlidir.

Eğer ebeveyn ve çocuklar iletişimi keserlerse, gerçek problemler ortaya çıkmaya başlar. Ailesini dinlemeyen ye da onlarla konuşmayan çocuklar, potansiyellerinin altına düşme veya problemli bir genç olma riskini taşırlar. Ayni zamanda bu çocuklar, kendilerini güvensiz ve sevgisiz hisseden çocuklardır, bu onları mutsuz ve basarisiz bir geleceğe sahip olmaya aday yapar.

Bunların aksine, birçok problem, iletişimle çözülebilir. Ona açık sorular sorun İletişim iki yönlü bir yoldur. Sıklıkla ilişkilerde, insanlar dinlemekten çok konuşmayı tercih ederler. İletişimi çocuklara hayatla ilgili dersler ve bilgiler verme yolu olarak kullanmak doğru değildir. Eğer ebeveyn dinlemiyorsa, ortada gerçek anlamda bir iletişim yok demektir.

Dinlemek, dinleyen tarafın anlatılan konuyla ilgilenerek, dikkatle dinlemesini gerektiren bir işlemdir. Düşünmek ve yapmak; birkaç saniyeliğine konuşmayı bırakması, o insanin sizi dinlediği anlamına gelmez. Eğer çocuğunuzun gerçekten ne hissettiğini ve düşündüğünü size söylemesini istiyorsanız, saka yoluyla, ona takılarak zamanla bu bilgiyi alabilirsiniz. Bir soru sorduğunuzda, açık olmasına dikkat edin. Bir ergenle sohbet açmaya çalışmak bazen çok zor olabilir:

‘Bugün okul nasıldı?’ ‘Iyi…’

‘Bugün neler yaptın?’ ‘Hiçbir şey!’

Bunlar gibi kapalı sorular, çocukları evet/hayır cevabını vermeye davet ettiğinden ailelerin çocuklarının hayatlarıyla ilgili bilgi almalarını zorlaştırır. Onlara iletişim kurabilmeyi öğretmek ve onunla kaliteli iletişim kurabilmek, çocuğun gelişiminde ve uzun vadedeki mutluluğunda etkili olur.

Sessizliğin gücünü de unutmayın. Eğer bir süreliğine sessiz kalırsanız, çocuğunuz eninde sonunda sessizliği bozacak bir şeyler söyleyecektir. Ama onlar için her sessizliği doldurursanız, sessiz kalmayı ve bununla yetinmenizi tercih ederler. Ne olursa olsun iletişimi sürdürün Çocuğunuzu dinlemek, onun her söylediğiyle ayni fikirde olmanız ye da onun her dediğini yapmanız demek değildir. Çocuklar bazen ‘Beni dinlemiyorsun’ diye şikayet ederler ama aslında söylemek istedikleri ‘Senden yapmanı istediğim seyi yapmıyorsun’ dur. Onu dinleyin, söylemek istediğini anlayın ve sonra onun fikrine neden katılmadığınızı açık bir dille anlatın!

Birçok ebeveynin keşfettiği gibi, çoğunlukla iletişim kendiliğinden ye da kolaylıkla kurulmaz. Kurulamayan ye da zayıf olan iletişim, aile içindeki gerilimin de nedenlerinden biridir. Buradaki problem, iletişim kurmadaki isteksizlik değil, iyi bir iletişim için engellerin nasıl aşılacağı bilgisine sahip olmamaktır. Çocuklarınızı dinleyerek, ne düşündüklerini öğrenmekle kalmaz, onlara bir yetişkin gibi saygı duyduğunuzu ve her zaman onları dinlemeye açık olduğunuzu da göstermiş olursunuz.

İşler yolundayken iletişime gerek yokmuş gibi düşünmek, herkesin düştüğü genel bir tuzaktır ve sadece işler kötüye gitmeye başladığında endişe edilir. Bazı problemler iletişim sayesinde hiç ortaya çıkmayabilir. Bir sorun olduğuna dair hiçbir uyarı görmeyebilirsiniz ve sorun kötüleşmeye devam eder. Bu yüzden işler yolunda gitse bile konuşmaya devam edin ve dinleyin.

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

BDK

seçkin eğitim kadrosu.fw