Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 979 85 73 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Etiket: kreş

İllüzyon gösterisi
İllüzyon gösterisi

Ünlü illüzyonist Gökhan Şanlı ile dolu dolu illüzyon gösterisi ve atölyesi yeni ve farklı gösterileri ile bizlerle birlikteydi. ?
Bu eğlenceli gösteri ile çocuklar hem güzel vakit geçirdiler, hem de el becerilerine olumlu katkıları fark ettiler.

 

Anne-Baba-Çocuk Üçgeninde Sorun Çözme ve İletişim
Anne-Baba-Çocuk Üçgeninde Sorun Çözme ve İletişim

Anne-babaların kendilerini en fazla çaresiz hissettikleri konulardan biri, büyümekte olan çocuklarına sağlayacakları “disiplin” in en doğrusun ve sağlıklısının nasıl olacağıdır. Aile içinde disiplin, salt problem çözme ile tanımlanamaz. Anne-babanın herhangi bir sorun olmadığında da çocuk tarafından dinlenir olmaları önemlidir ve bunun yolu iyi ilişkiden geçer.

Ebeveynler çocukları ile ilişki kurmaya başlarken bazı ana noktaları sağlamış olmalıdırlar. Bu ana noktalar sonucunda, aile içi iletişimin sağlıklı olması ve çıkacak problemlerin önlenmesi beklenir.

Öncelikle çocuğunuz için her zaman güvenli bir liman olduğunuzu onlara hissettirmelisiniz. Siz onun için, yaşayacağı fırtınalara rağmen dönüp dolaşıp gelebileceği fiziksel ve duygusal bir kuvvet olmalısınız. Böylelikle size güvenli bir şekilde bağlı kalırken, aynı zamanda da çevreyi keşfetmek için duyduğu heyecanı doyurabilir.

Peki Bu Güvenli Bağlanmayı Nasıl Sağlayabilirim?

  • Çocuğunuz ile elinizden geldiğince fazla vakit geçirin. Çocuğunuzun ilk yıllarında size olabilecek en fazla şekilde ihtiyaç duyar.
  • Çocuğunuz bir gerginlik yaşadığında bu konu hakkında ne düşündüğünüz ona karşı davranışınızı da etkiler. Örneğin çocuğunun mızmızlığını kendisini rahatsız etmek için yaptığını düşünen anne, sabırsız davranır ve yaşanan gerginliğe yardımcı olmayı başaramaz.
  • Hayat şartlarınızı değiştirmek veya eğer mümkünse başkalarından destek almanız size yardımcı olabilir. Eğer kişisel hayatınız çocuğunuza yeterli bağlanmayı sunmanızı engelliyorsa; bazı şeyleri gözden geçirmelisiniz.
  • Aile içindeki değişken ve reddedici ebeveyn tutumları güvenli bağlanmayı tetikleyerek çatışmaya katkıda bulunur.

Çatışmayı önlemek için ebeveynler açısından önemli bir diğer tutum ise iyi bir kapsayıcı olmaktır. Çocuğunuz bazen birinin kontrolü ele almasına ihtiyaç duyar. Bu kişi kızgınlığın, onaylanmamanın ve başkaldırıların üstesinden gelebilecek kadar güçlü olmalıdır. Ebeveynler çocuklarının sağlıklı gelişimi için net kurallar ve sorumluluklar belirlemelidirler.

Çatışmaları önleme konusunda diğer bir önemli ebeveyn tutumu da onu gerçek dünyaya hazırlamaktır. Burada amaç salt çocuğunuzu mutlu etmek değil onu hayattaki hayal kırıklıklarına, yenilgilere, adil olmayan durumlara hazırlamak ve birey olmasını sağlamaktır. Çocuklar gerçek hayatta onları üzebilecek durumların da olabileceğini ve bu durumlarda duygularını ifade edebilmeyi öğrenmelidir. Öte yandan ailenin her durumda istediğini yaparak mutlu ettiği çocuklar genellikle öz-disiplin konusunda başarısız olurlar, çünkü kendi hatalarının sonuçlarını görmekten yoksun bırakılmışlardır.

Çocuğunuz sizden koşulsuz sevgi almalı ancak hayatın adil olmadığını da görmeli ve bununla başa çıkmayı öğrenmelidir. Buna hazırlanmak için isteklerini erteleyebilmeyi, yaptığı hareketlerin sorumluluğunu almayı, öz-değerlendirme yapmayı, hayatındaki işleri dengeleyebilmeyi (hedefler, çakışan istekler, sorumluluklar) öğrenmelidir.

Sorunlar ortaya çıktığında nasıl sınır konmalıdır?

Şehrin caddelerinden birinde ilerlerken bir trafik ışığına yaklaştığınızda ışık sarıya dönerse, kavşaktan geçebilecek zamanınız varsa bile; sarı ışıkta durur musunuz? Yetişkinlerin çoğu durmaz, çocukların çoğu da anne-babaları bu işaretleri gösterdiklerinde yanlış davranışlarını durdurmazlar. Bunun nedeni çocuğunuza karışık mesaj vermenizdir. Sözel mesaj ile davranışsal mesaj birbirine uymadığı veya birbirini desteklemediği zamanlarda problemlere yol açar. Tekrarlı uyarılar aslında tahmin edilen yardımı sağlamıyor olabilir. Davranışla desteklemeyen sözel mesajların tekrarı, çocuğa davranış gelene kadar istediğini yapabilme -itaat etmeme- olanağı sağlar. Yetişkinler bazen kendi kavramlarının çocuklarla aynı olduğunu düşünürler. Bu da etkili mesaj vermeyi engeller.

Aile içinde etkili disiplin sıcak ve yakın ebeveyn-çocuk ilişkisiyle başlar. Bunun üzerine tesis edilmiş disiplinin sağlıklı ve etkin olacağı unutulmamalıdır. Ebeveynlere düşen görev, sınır koyarak neyin başarılmaya çalışıldığını netleştirme, bu sınırların çocuğun yaşına uygun olup olmadığına dikkat etmek ve sonrasında çocuğa sınır koyarken ona özgürlük alanı bırakmaktır.

Referanslar
MacKenzie, R. J. (1998). Çocuğunuza Sınır Koyma. HYB Yayıncılık: Ankara.
Pearson, L. & Stamford, L. A. (2006) The Discipline Miracle. Amacom: New York.
Kircaali‐Iftar, G. (2005). How do Turkish mothers discipline children? An analysis from a behavioural perspective. Child: care, health and development, 31(2), 193-201
Kağıtçıbaşı, Çigdem. (2009) Family, Self and Human Development Across Cultures. Psychology Press: New Jersey.

Feriha Şenkaya Dildar
Uzman Psikolojik Danışman

Çocukluk Dönemde Kaygı Bozuklukları
Çocukluk Dönemde Kaygı Bozuklukları

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Okul öncesi döneme kadar normal gelişimin bir parçası olan ayrılma kaygısı, çocuğun yaşından beklenen düzeyin üzerine çıktığında yani okulçağına ulaşıldığında ve devam ettiğinde bu tanıyı almaktadır. Ayrılmakaygısıbozukluğu en yaygın kaygı bozuklukları arasındadır. Kız ve erkekçocuklarda aynı sıklıkla görülmekle birlikte, bazı araştırmalarda kızların daha fazla bir oranda gösterdiği görülmektedir. Evden ya da bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir biçimde aşırı sıkıntı duyabilir. Kötü bir olayın, bağlandığı başlıca kişiden ayrılmasına yol açacağına ilişkin sürekli ve aşırı kaygı duyma (örn. kaybolacağı ya da kaçırılacağı) olarak da kendini gösterebilir. Ayrılma kaygısından ötürü sürekli olarak okula ya da başka bir yere gitmek istemez ya da gitmeyi reddedebilir. Tek başına kalma, evde bağlandığı başlıca kişiler olmaksızın kalma ya da kendisi için önemli erişkin insanlar olmadan diğer ortamlarda bulunma konusunda isteksizlik gösterir ya da bu konuda sürekli ve aşırı bir korku duyar. Bağlandığı başlıca kişinin yakınında olmadan ya da evinin dışında uyumayıp, başka yerde kalamayabilir. Ayrılma konusunda sürekli kabus görebilir. Bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir biçimde baş ağrısı, karın ağrıları, bulantı ya da kusma gibi fiziksel semptom yakınmalarını dile getirir.

Yaygın Kaygı Bozukluğu: Temel özellik belirli çevresel koşullarla sınırlı olmayan yoğun, kontrol edilemeyen, yaygın ve sürekli bir kaygı halidir. Açıkça kaygı uyandırmayacak durumlar bile kaygı yaratabilir. Çocuklar birçok durumla ilgili gerçekçi olmayan kaygılar oluştururken günlük aktivitelerinde çok önemli olmayan detaylara takılıp kaygı yaşarlar. Fiziksel semptomlar olarak konsantrasyonda dağılmairitasyonuykubozukluklarıyorgunluktezcanlılıkkabuğunasığmazlıkalışık olunmayan kas gerginlikleri görülür. Böyle çocuklar kaygılanmaktan kaygılanırlar. Kendisini kaygısıyla baş edemeyen kaygılı biri olarak gördüğü için yeterince rahat olamama olasılığı olan en küçük bir durumda bile kaygılanır. Çocuklarda ve ergenlerde yaşantılarının bir yerinde panik atakla da karşılaşmaları mümkündür. Bu çocukları belirlemek çok zor değildir. Çükü yaşantılarının birçok yerinde kaygı yaşadıkları için çabuk göze çarpar. Ancak aileler için zorluk noktası belirgin olarak gerçekten neyin yanlış gittiğini anlayamamalarıdır. Problemi nerede olduğunu bilemedikleri için de çözüm üretemezler. Böyle kaygılara bir süre çok yoğun yaşanıp daha sonra hafiflediği dönemler de söz konusu olabilir.

Özgül Fobi: Özgül bir nesne ya da durumun varlığı ya da böyle karşılaşılacak olma beklentisi ile başlayan aşırı ya da anlamsız, belirgin ve sürekli korku halidir. Belirli hayvanlarla karşılaşma, yükseklikkaranlıkgök gürültüsüuçakla seyahat etmekapalı yerler, genel tuvaletleri kullanma, belirli yiyecekleri yeme, dişçiye gitme, kan veya yara görme ve belirli hastalıklarla karşılaşma korkuları görülebilir. Yetişkinlerde böylesi durumlarda panik atak biçimini alabilecekken, çocuklarda endişe, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma gibi dışa vurulabilir. Yetişkinlikte anlamsız olduğunu bilmesine karşın çocuklarda bu özellik bulunmayabilir.

Sosyal Fobi: Adından da anlaşılacağı üzere bu problemi yaşayanlar sosyal ortamlarda kaygı yaşarlar. Kendilerinin yeterince başarılı olamadıklarına inanırlar, devamlı olarak böyle bir ortamdaki sıkıntıya odaklanırlar. Kişi küçük duruma düşeceği ya da utançduyacağı bir biçimde davranacağından korkar. Çocuklarda tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi olması ve kaygının sadece yetişkinlerle değil yaşıtlarıyla da ortaya çıkması gerekir. Çocuklarda kaygıağlamahuysuzlukgöstermedonakalma ya da tanıdık olmayan insanların olduğu durumlardan uzak durma olarak dışa vurabilir. Bazı ortamlar diğerlerinden daha fazla kaygı yaratabilir. Tanıdığı arkadaş grubunda rahatça konuşurken, sınıf ortamında konuşmaktan çekinir. Ya da öğretmeniyle birebirde konuşurken sınıfta sorulduğunda cevap vermez. Toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, sadece uzaktan izlemekle yetinirler. Tüm bunların sonucunda topluluğun olduğu yerlere; yuvaya ya da okula gitmek istemezler. Bu çocuklar özellikle başkaları tarafından gözlenebilen sosyal ortamlarda daha çok kaygı duyarlar. Örneğin, öğretmenine soru sorarken çekinmeyebilir fakat bütün bir sınıfın önünde konuşma yapacağı zaman endişeye kapılabilir. Sosyal fobisi olan çocuklar çoğunlukla korkularının abartılı olduğunun farkına varırlar fakat bunu kontrol edemezler. Kendi duygularını kontrol edememek onları daha çok kaygılandırır. Bazı çocuklar da bu kaygılarıyla kendilerini dış dünyaya sözel olarak kapatarak başa çıkmaya çalışır. Bu gibi çocuklar kalabalık ve sosyal ortamlarda konuşmaktan çekinirken bire bir konuşma gibi diğer durumlarda aynı kaygıyı hissetmezler.

Panik Bozukluk: Panik bozukluk yaşayan çocuklar panik atak adı verilen tekrarlayıcı ve beklenmedik krizleri yaşarlar. Küçük yaş çocuklarında çok görülmemekle birlikte daha büyük çocuk ve ergenlerde görülebilir. Panik ataklar genelde yirmi dakika ile yarım saat arasında süren çok yoğun kaygı durumlarıdır. En üst noktaya genelde ilk on dakikada ulaşır. İlk on dakikada kalpçarpıntısıkalp çarpışında artışterlemetitremesarsılmagöğüsağrısı ya da göğüstesıkıntıhissimidebulantısıkarınağrısınefesdarlığı ya da boğuluyorgibiolma duyumlar yaşanır. Soluğun kesilmesi, baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma, gerçek dışılık duyguları ya da benliğinden ayrışma hali, kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağıkorkusuölüm korkusu, uyuşma ve karıncalanma duyumları, üşüme, ürperme ve ateş basmasıgibi sıkıntılar dile getirilebilir. Panik atağı belirli bir durumda yaşamış olmasına karşın, çocuğun herhangi bir uyarı gelmeden tekrar yaşayacağına dair bir inancının oluşması çocuğu yeterince kaygılı yapar. Böylece yaşam biçimini değiştirmesine birçok şeyden kaçınmasına neden olabilir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Çocuk, ergen ya da yetişkinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayı yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiş olması sonucunda görülebilir. Yetişkinler daha çok aşırıkorkuçaresizlik ya da dehşetedüşme tepkileri gösterirken çocuklar bunların yerine dağınık ya da ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler. Belirtiler özellikle travmadan sonraki üç ayda ortaya çıkar ama bazı çocuklar bunun üstünü kapatabilirler. Bundan dolayı aylar veya yıllar sonra da travmanın etkileri görülebilir. Bu çocuklar yaşamış oldukları travmadaki duyguları tekrar tekrar yaşayabilirler ve bunu oynadıkları oyunlarda belli ederler. Kişilik özellikleri ya da kişide önceden bir duygusal hassasiyetin bulunması, bu problemin gelişimi için eşiği düşürür ya da gidişi alevlendirir. Tipik belirti, geri dönüşler ve rüyalarla travmanın yineleyici bir biçimde yaşanmasıdır. Olaya ilişkin detayları hatırlamakta zorluk çekerler, uykubozukluğu ve dikkateksikliği görülür. Ayrıca kolay irrite olurlar. Bir duygusuzluk hali, diğer insanlardan uzaklaşma, haz almama ve travmayı hatırlatacak etkinliklerden kaçınma vardır. Aşırı uyarılmışlık ve tetikte olma durumu, artmış irkilme tepkisi ve uykusuzluk vardır.

Kaygının Kaynağı

Klinik alandaki pek çok teori ve araştırma kaygı bozukluklarının dayanaklarını, bulgularını ortaya çıkış biçimini anlamaya yönelmiştir. Kaygıların ortaya çıkışıyla ilgili üç farklı yaklaşımdan söz etmek mümkündür. Psikanalik yaklaşıma göre kaygılar ve fobiler çocuğun büyürken yaşadığı bilinçaltındaki çatışmalarla baş etmek üzere geliştirilmiş savunma mekanizmalarıdır. Bu dile gelmekte zorlanılan dürtüler, anılar ve duygular bastırılarak dışarıdaki bir nesne ya da duruma yansıtılır. Böylece gerçekte yaşanan kaygının kaynağı sembolleştirilmiş olur. Davranış ve öğrenme teorilerine göre ise, kaygı bir deneyim içerinde öğrenilmiş bir şeydir. Bazı durumlarda çocuk etrafındaki kendine model aldığı yetişkinlerin verdiği mesajları içselleştirerek kaygılı bir durum ya da nesneyle ilgili kaygılı düşünceler geliştirir ve bu inançlara sıkı sıkıya bağlanır. Bazılarında ise başlangıçta kendinde kaygı yaratan durumlardan kendini uzak tutup kaçındıkça bir pekiştirme süreci yaşar. Kaygı uyandıran durumlardan uzak durmak kaygıyı azalttığı için devamlı olarak uzak durmaya ve zihninde de bu durumla ilgili iyice yerleşik inançlar geliştirmeye başlar. Bağlanma teorisine göre ise, korku kişinin hayatta kalabilmesi için biolojik olarak var olan bir duygusudur. Ancak bebeklikten itibaren olan bu varoluşsal kaygılar zamanla bakım veren kişinin onun kaygılarını sakinleştirmesi, kavraya bilmesi, rahatlaması için tutalı olarak cevap vermesi ile baş edilir olmaya başlar. Güven ilişkisi içinde baş edilir olan kaygılar, yeterince güvenin sağlanamadığı ilişkilerde sürekli ve baş edilemez olmaya başlar.

Kaygılı Çocuğun Klinik Alanda Ele Alınması

Kaygı bozukluğu olan çocukla klinik alanda çalışma, kaygının dayanağını anlamakla başlar. Aile içi dinamikler, kaygının ortaya çıkışını ve sürekliliğine temel olan nedenler anlaşılmaya çalışılır. Çocukla yapılan birebir görüşmelerde çocuğun kendisinde kaygı yaşatan durumlarla ilgili bağlantı kurması üzerine çalışırken, anne-babalarla yapılan görüşmelerde de kendi bireysellikleri üzerinden çocuklarının yaşadığı kaygı arasındaki bağlantı ele alınır.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog

 

Oyunun Karşı Konulmaz Gücü
Oyunun Karşı Konulmaz Gücü

“Oyun” çocuğun dünyasında kendini ifade etmesi, yaratıcı becerilerini geliştirmesi ve iyi vakit geçirmesi kadar, anne-baba ilişkisindeki pek çok çatışmayı çözmek ve bir uzlaşma ortamı yaratmak için en önemli alandır.

Çocuğun büyümesi ve sağlıklı gelişmesi için “oyun”, çocuğun gündelik yaşamının mutlaka bir parçası ol-malıdır. Oyun, özellikle okulöncesi çağdaki çocuğun temel uğraşı ve öğrenme için kullandığı başlıca yol-dur. Çocuklar duygularını yetişkinler gibi anlamlan¬dıramadıkları gibi duyguları hakkında da yetişkinler gibi konuşamazlar. Oyun, çocuğa yetişkin dünyasın¬dan uzakta, kurallarını kendi koyabildiği ve böylece yaşamı üzerinde kontrol duygusu hissedebildiği bir yer açar. Çocuk oyun yoluyla duygularını, merakları¬nı ve ihtiyaçlarını toplum tarafından kabul gören bir yolla dışa vurma olanağı bulur. Örneğin, kardeşini kıskanan bir çocuk bebeğini cezalandırabilir veya dönmemek üzere bir seyahate gönderebilir. Oyun agresyonun güvenli bir biçimde ifade edilmesine de hizmet eder. Dolayısıyla, oyun içinde çocuk kendine, çevreye veya oyuncaklara zarar vermediği sürece her şey serbest bırakılmalıdır.

Oyun aynı zamanda bir sosyalleşme yoludur. Oyun yoluyla sosyalleşen, “ben” ve “başkası” kavramlarının bilincine varan çocuk, vermeyi ve almayı da oyun aracılığıyla öğrenir. Bu nedenle sıra beklemek, ku¬rallara uymak, başkasının eşyasına saygı göstermek, uzlaşmak ve bunun gibi sosyal becerilerin de öğre¬nilmesinde oyunun rolü büyüktür.

Oyunlar sırasında önemli olan pahalı oyuncaklara sa¬hip olmak değildir. Çocuğun güvenle ve çok amaçlı kullanabileceği su, kil, kum gibi doğal malzemelerin yanı sıra tahta bloklar, lego gibi oyuncaklar çocu-ğunuzun hayal gücü ile kurgulayabileceği “sembo¬lik oyunlar” kurabilmesini desteklemek açısından öncelikli seçilmelidir. Bazen çocuğa silah, kılıç gibi malzemeler sağlamak anne-baba için kaygı uyandırı¬cı olabilir. Halbuki, çocuk bu objelerle oynamak iste¬dikten sonra bir tahta parçasını bile kılıç olarak hayal edip kullanabilir. Anne babaların kaygıları nedeniyle çocuğun oyuncak seçimine kısıtlamalar getirmesi çoğu zaman işe yaramamaktadır.

“Sembolik oyunun” yanı sıra bir de “yapılandırılmış” oyunlar vardır. “Yapılandırılmış” oyunlar belli kurallar veya talimatlar çerçevesinde daha çok masa başın¬da oynanan oyunlardır. İpe boncuk dizme, puzzle, yapılandırılmış oyunlardan bazılarıdır. Bu oyunlar çocuğun dikkat ve konsantrasyon yeteneklerini, el becerilerini geliştirerek onu okula ve sosyal yaşama hazırlar. Çocuk bir aktiviteyi baştan sona yerinden kalkmadan tamamlayarak sınıf ortamında da konsantre olabilmeyi, sınıf kurallarına uymayı öğrenir. Ayrıca, çocuk kurallı oyunlar üzerinden kazanma-kaybetme gibi sosyal yaşamda da karşısına çıkacak durumlarla baş etmeyi öğrenir. “Oyun” çocuğun dünyasında kendini ifade etmesi, yaratıcı becerilerini geliştirmesi ve iyi vakit geçirmesi kadar, anne-baba ilişkisindeki pek çok çatışmayı çözmek ve bir uzlaşma ortamı yaratmak için en önemli alandır. Çocuğun sadece bakımı, korunması ve bir takım günlük yaşam hedeflerinin (temizlik, ödev yapma, oda toplama v.b.) gerçekleştirilmesi üzerinden giden anne-babalık çocuğun ihtiyaçlarını hiçbir şekilde karşılamaz. Oyun da bunlar kadar önemli ve rutinde yer alması gereken bir süreçtir.

Çocuğuyla ilişkisini daha olumlu bir hale getirmek isteyen anne-baba ilk önce çocuğuyla oynadığı oyu¬nu olumlu bir hale getirmelidir. Bunun için günde yarım saatlik özel bir oyun zamanı ayırmak yeterlidir. Çocuğunuzla dolu dolu ikinize ayrılmış bir yarım saat, sadece orada bulunduğunuz uzun bir günden daha çok ’kaliteli zaman’’ tanımına uyar. Bu sürede anne-baba öğretme kaygısına kapılmadan, oyuncak-ları çocuğun seçmesine, oyunu onun yönlendirme¬sine izin vererek ona eşlik etmelidir. Serbest oyunu takiben beş on dakika süren boncuk dizme gibi bir yapılandırılmış oyun oynamak çocuğun gelişimini olumlu yönde etkileyecektir.

Bunları Biliyor Muydunuz?

  • Amerikalı psikiyatrist Stuart Browni 1966-2008 yılları arasında serbest oyunun çocuk gelişimindeki önemini vurgulayan uzun soluklu bir araştırma yapmış; 42 yıl içinde 6000 kişiyle çocukluk dönemleri hakkında görüşülmüştür. Bu çalışma, hayal gücüne dayalı serbest oyundan uzak kalmanın çocukların mutlu ve uyumlu yetişkinler olmalarını engellediğini ortaya koymuştur.
  • 1984’te oyunun kaygı gibi duygusal süreçler üzerindeki etkisini araştıran bir çalışmada, okulun ilk günü çocukların kaygı düzeyleri değerlendirilmiştir. Kaygılı çocukların yarısını içi oyuncak dolu odalara yönlendirip oyun oynamalarını isteyen araştırmacılar, yarısından da masa başında öğretmenleri tarafından okunan bir hikayeyi dinlemelerini istemişlerdir. 15 dakika sonra kaygı düzeyleri yeniden ölçülen çocukların oyun oynayan gruptakilerin hikaye dinleyen çocuklara oranla kaygı düzeylerinde iki kat düşüş gözlenmiştir.
  • Minnesota Üniversitesinde çalışan okul psikologu Anthony D. Pellegrini oyun sırasında çıkan kavgaların çocukların problem çözme becerilerini geliştirdiğini vurgulamıştır. Yayınladığı makalede de ilkokul çağında gürültülü patırtılı oyunlar oynayan erkek çocukların sosyal problem çözme becerilerinin çok daha gelişmiş olduğuna işaret etmiştir.
  • 2007 yılında Washington Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan bir araştırma oyunun dil gelişimi üzerindeki olumlu etkisini ortaya koymuştur. On sekiz ay-iki buçuk yaş arasındaki orta ve alt gelirli ailelerden gelen çocuklara bir kutu oyuncak blok verilmiş, anneler ise ne sıklıkla oynadıklarının kaydını tutmuştur. 6 ay sonra bloklarla oynayan çocukların, bloklara sahip olmayan çocuklara göre dil testlerinde daha başarılı oldukları görülmüştür. Elbette bloklarla oynamak kadar, oyunun çocukları televizyon ya da bilgisayar gibi daha verimsiz aktivitelerden uzak tutması da sonuçlar üzerinde etkili olmuştur.

 

 

 

Kaynak: http://www.psidanismanlik.com

Ortak Dikkat Nedir ?

Bebekler dış dünyaya ilişkin ilk bilgiyi annelerinin (ya da ona bakım veren kişinin) aracılığıyla öğrenir. Yeni doğmuş bir bebek uyanık olduğu zamanın çoğunu annesinin memesinde ve onun yüzüne bakarak geçirir. Anne, yüzü, sesi, elleri ve nihayetinde tüm bedeni aracılığıyla bebeğine dış dünyanın kapılarını aralar. Yumuşak bir dokunuş, teskin eden bir ses, bir gülümseme ya da bir bakış bebeğin içsel duygulanımlarını dış dünyaya aktarmasına yardımcı olur. Doğumun hemen ardından başlayan bu süreç duygusal ve zihinsel gelişimin de temelini oluşturur: bebek annesiyle kurduğu karşılıklı ilişki sayesinde yavaş yavaş dış dünyaya ait kalıpları ve işaretleri öğrenmeye başlar.

Sekiz ile oniki hafta arasında bebeklerin çevreyle olan etkileşimlerinde önemli bir gelişme olur. Görsel motor sisteminin gelişmesiyle (bebeğin bakışlarını kontrol edebilmesiyle) bebek gözlerini annenin gözlerine odaklayabilir ve anneyle olan göz temasını daha uzun süre (gözlerini açarak) sürdürebilir hale gelir. Çok küçük ve önemsiz gibi gözüken bu gelişme sayesinde anneyle çocuk arasındaki sosyal etkileşim de daha farklı bir düzeye taşınır. Bebek artık annenin bakışını takip edebiliyordur. Böylece anne, şimdi, bebeğinin kendisine tümüyle tepki veren bir canlı olduğunu ve aralarında güçlü bir bağın kurulduğunu daha fazla hissetmeyebaşlar. Bebek bu dönemde yalnızca annenin yüzüne bakarak bir sosyal etkileşim başlatabilir. Bu dönemde bebeklerin genel olarak çevreleriyle olan etkileşimlerinde de gözle görünür bir artış olduğu bilinir: çevrelerini belirgin bir biçimde izlemeye, kendilerine yaklaşan yüzlere seçerek bakmaya, gülümsemeye ve sesler çıkarmaya başlarlar. Bu dönemde yüzler bebekler için en etkileyici objelerdir. Üç, dört aylık bir bebeğin annesinin yüzünü ayırt etmeye başladığı ve ona gülümseyerek karşılık verdiği bilinmektedir. Anneyle bebek arasındaki bu gülümseme bebeğin ilk duygusal ifadesidir.

Dilin öncüsü olarak görülen ve yaklaşık olarak altıncı aydan sonra tam anlamıyla gelişmeye başlayan “ortak dikkat” becerisinin temeli de anneyle bebek arasındaki bu karşılıklı gülümsemedir: bebek, anneye gülümser ve karşılığında anne de ona gülümseyerek cevap verir. Böylece, bebeğin gülümsemesinin bir amacı (annneyi gülümsetmek) olmuş, bebekle anne arasında bir “iletişim döngüsü” oluşmuş olur: anne ve bebek arasında sözcüklerle olmasa da jest, mimik ve hareketlerden oluşan bir dil kurulmuştur. Anne bebeğinin çıkardığı seslere canlı ve heyecanlı bir sesle karşılık vererek jest ve mimiklerini iletişim sinyallerine döndürür. Bu dönemde çocuklar sözel olmayan bir dil kullansalar da, gülüşü, ağlayışı, suratını buruşturuşuyla, vb. karşılarındaki kişiyle zengin bir diyalon sürdürebilirler. Bu da bebeğin içsel bir güvenlik duygusu hissetmesini sağlar.

Birinci yılın sonuna doğru hareket kabiliyetinin ve el-göz koordinasyonunun gelişmesi bebeğin çevresi üzerindeki hakimiyetini de geliştirmiştir. Bu gelişimle birlikte, bebeğin yüzler (ve özellikle de annenin yüzü) karşısında duyduğu heyecan, yerini yavaş yavaş çevredeki objelere ulaşma ve onları manipüle etme isteğine bırakır. Beden kontrolünün artması ve kıskaç hareketinin gelişmesi bebeğin ellerini daha etkin bir biçimde kullanabilmesine ve çevresini daha etkin bir şekilde keşfetmesine olanak sağlar. Çocukların on ile onikinci aydan ilgilendikleri bir objeye işaret ederek ebevenylerine göstermeye başladıkları ya da ilgilendikleri nesneyi onlara verdikleri bilinmektedir. Sözgelimi, uzaktaki bir oyuncak arabayla ilgilenen çocuk, annenin ilgisini çekmek ve ondan oyuncağa ulaşma konusunda yardım istemek için annesine bakıp, nesneye işaret eder. Ya da, ses tonuyla, jestleriyle ve hareketleriyle annenin ilgisini istediği noktaya doğru çeker. Bebek, ebeveynine sanki yeni ve beklenmedik bir durumda nasıl tepki vereceğine dair duygusal bir ipucu almak için bakıyordur. Onsekizinci aydan itibaren çocuklar çoğu zaman sözel olayan işaretleri kolaylıkla anlayabilecek hale gelirler.

 

Zeynep Koçak
Uzman Klinik Psikolog

Bugün Minik Mucitler ve Altın Kelebekler “portakal suları bizden” dedi ve kendi portakal sularını kendileri sıktılar ve afiyetle içtiler ??????
Bugün Minik Mucitler ve Altın Kelebekler “portakal suları bizden” dedi ve kendi portakal sularını kendileri sıktılar ve afiyetle içtiler ??????
Yeşilin ve güneşin tadını çıkaran miniklerimiz
Yeşilin ve güneşin tadını çıkaran miniklerimiz

Yeşilin ve güneşin tadını çıkaran miniklerimiz

 

Bugün BDK’nın çocukları kendi evlerini yaptılar
Bugün BDK’nın çocukları kendi evlerini yaptılar

Bugün BDK’nın çocukları kendi yaptıkları evlerle hem yaratıcılıklarını konuşturdular, hem de temiz hava ile beraber çok güzel vakit geçirdiler ?

MedicalPark & BDK işbirliği ile TIP BAYRAMI SERGİSİ
MedicalPark & BDK işbirliği ile TIP BAYRAMI SERGİSİ
Tuvalet eğitimi verirken bunlara dikkat!
Tuvalet eğitimi verirken bunlara dikkat!

Dünyayı keşfetmenin, ona sahip olmanın hazzını yaşayan çocuklara ebeveynin engelleyici, korumacı, müdahaleci yaklaşımının zarar verici oluyor.

2-3 yaş döneminin, çocuğun kendisinin ve dış dünyanın farkına vardığı, öğrenme ve dış dünyayı keşfetme yılları olduğunu vurgulayan Üsküdar Üniversitesi NP İSTANBUL Feneryolu Polikliniği’nden  Aynur Sayım, dünyayı keşfetmenin, ona sahip olmanın hazzını yaşayan çocuklara ebeveynin engelleyici, korumacı, müdahaleci yaklaşımının zarar verici olduğu uyarısında bulunuyor.

Sayım bu dönemde Anne-babanın çocuk için gerekli güvenlik önlemlerini alarak, çocuğa kendisini gerçekleştirmesi için fırsat vermesi, ona bir alan sunması gerektiğini belirtiyor.

 

Tuvalet eğitimindeki ihmal çocuğu depresyona götürüyor

“Çocuk gelişiminde kritik dönemler vardır. 2-3 yaş da ise bu dönemlerden biridir. Çocuğun annesi ya da bakımını veren kişi ile arasında kuracağı güven ilişkisi, çocuğun yaşamı boyunca tüm insanlarla kurduğu ilişki tarzını ve güvenini temsil ediyor.

Bu anlamda ilk 3 yıl gelişimde çok önemli. Annesinin tüm ihtiyaçlarını karşılamasını isteyen bebek, acıkınca doyurulmayı, altı pislenince temizlenmeyi, dokunsal teması, sevgi dolu bakışlara ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlar gecikmeden, zamanında yerine getirilirse çocuğun anneye ya da bakıcısına güveni artar, kendini de güvende hisseder.”

Bu dönemin çocuğun sosyalleşmesi ve bireyselleşmesi açısından kritik bir dönem olduğunun altını çizen Sayım, bu dönemin aynı zamanda da çocuğun tuvalet eğitimini kazandığı dönem olduğunu kaydediyor. Sayım tüm gelişim dönemlerinde olduğu gibi bu dönemde de çocuğun tuvalet eğitimine hazır oluşunu beklemek ve sabırlı olmak gerektiği konusunda ebeveynleri uyarıyor. Sayım çocuktan gelecek sinyallerini iyi takip edilmesi gerektiği hatırlatmasında bulunuyor.

 

ÇOCUK TUVALETİ GELDİĞİNDE SİNYALLER VERİR

“Çocuk, tuvalet eğitimine hazırsa sinyaller verir. Gizli gizli köşelerde çişini, kakasını yapar tuvaletinin geldiğini de söylemeye başlar. Eğer çocuk hazır olduğunu hissettiriyorsa, o zaman tuvalete götürmek ve olumlu pekiştirici kullanmak gerekir. Aferin demek,  ödüllendirmek gibi.”

Ödüllendirmenin tuvalet eğitiminde önemli olduğunu vurgulayan Sayım, baskı yapılmaması konusunda da uyarıyor.

 

TUVALET EĞİTİMİNDE BASKI ÇOCUĞU DEPRESYONA SÜRÜKLEYEBİLİR

“Eğer çocuk hazır olmadan veya erken dönemde anne-baba acele eder, çocuğa baskı yaparsa, çocuk bu dönemde saplanır, ileride birtakım sorunlar ortaya çıkabilir. Bu süre 3 yaştır. 3 yaşa kadar beklemek gerekebilir. Çocuk altını ıslattı ya da kirletti diye ceza kullanmak, dövmek, yakmakla tehdit etmek, korkutmak, çocuğu örseler. Bu yanlış tutumlar, çocuğun, çekingen, girişimci olmayan, kendine güvensiz olmasına neden olur. Ve çocuk bu gibi cezaları beden bütünlüğüne zarar geliyor olarak algılar, insanlara güvenmez, her an zarar görmekten korkar.

Anksiyetesi yüksek, kaygılı bir kişi olur. Buna bağlı olarak başka davranış sorunları da oluşabilir. Alt ıslatma, kaka kaçırma kalıcı olabilir. Kekemelik, agresivite, uyum güçlükleri, sosyal fobi gibi sorunlar tabloya eşlik edebilir, çocukta depresyon gelişebilir.”

Sayım, çocuğun gelişimi, beklenen düzeyin gerisindeyse, tuvalet eğitiminin kazanılması daha geç dönemlere kalabileceğini ifade ediyor. Tuvalet eğitimi döneminin kritik bir dönem olduğunu belirten Uzm. Psk. Aynur Sayım, anne ve babanın bu dönemde bilinçli davranması gerektiğini söylüyor.

 

SİNYAL VEREN ÇOCUĞA KORUMACI DAVRANMAK DUYGUSAL GELİŞİMİ ENGELLİYOR

“Çocuk sinyal verdiği halde korumacı davranıp, örneğin şimdi kış, hava soğuk, yaza bıraktık diyen annelerimiz de olduğunu görebiliyoruz. Bu tutum da aşırı korumacı-kollamacı tutum olması nedeniyle, çocuğun duygusal gelişimini olumsuz etkiler. Bu tutuma maruz kalan çocuk, her konuda muhtemelen bunu yaşar. Yani çocuğa sorumluluk verilmez, çocuk öz bakımı için desteklenmez ve korunursa, çocuk duygusal olarak büyüyemez, küçük kalır.”

 

Uzm. Psk. Aynur SAYIM
Çocuklar ne sıklıkla yıkanmalı?
Çocuklar ne sıklıkla yıkanmalı?

ÇOCUKLARDA YIKANMA ALIŞKANLIĞI

         Gün boyu oyunlarla ve diğer etkinliklerle enerji tüketen çocuklarımıza, yıkanma alışkanlığının doğru bir şekilde kazandırılması son derece önemlidir. Doğru bir yıkanma alışkanlığının kazanılması; çocuğun hem fiziksel görünümünü olumlu yönde etkileyecek, hem de suyun rahatlatıcı etkisi çocuğun ruhsal gerginliği varsa azaltmasına yardımcı olacaktır. Bununla beraber yıkanma, cilt sağlığının korunması ve enfeksiyonlardan uzak kalma konusunda da büyük katkı sağlayacaktır. Peki, bu alışkanlığın çocuklara doğru kazandırılması konusunda biz yetişkinlere neler düşmekte?

Öncelikle; doğru bir yıkanma alışkanlığının geliştirilmesi için, “yıkanma sıklığının ne kadar olması” gerektiği konusunda doğru bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Uzmanlara göre, sabun ve suyla yıkanma sıklığı yaz aylarında 2 günde 1, kış aylarında ise haftada 3 kez olmalıdır. Çocuğun her gün sabunla yıkanması durumunda, kimi zaman cildinde kuruma ve egzama (dermatit) benzeri rahatsızlıklar meydana gelebilmektedir. Ancak, eğer çocuğunuzun sıcaktan bunaldığını fark ettiyseniz, sabun kullanmamak kaydıyla her gün çocuğunuza sadece ılık suyla duş aldırabilirsiniz. Çok sıcak ya da çok soğuk suyun kullanılması, çocuğunuzun cildini tahriş edecek ve kimi durumlarda ise yıkanmaktan korkmasına/kaçınmasına yol açacaktır.

Doğru yıkanma sıklığının uygulanmasının ardından, çocuğun duş alacağı ortamın özelliklerinin doğru sağlanması gerekir. Bunlardan bazıları; çocuğun yıkanacağı suyun ısısının doğru ayarlanması, çocuk küvette yıkanıyorsa küçük oyuncakların bulunması, pH değeri dermatologlarca onaylanmış çocuk şampuan ve sabunlarının kullanılmasıdır. Bu koşulların sağlanması, hem çocuğun fiziksel sağlığını koruyacaktır, hem de çocukluk döneminden sonrası için de uygun bir ortam oluşturacaktır.

Çocukların yıkanma sıklığının yeterli olması ve yıkanılan ortamın uygunluğu gibi etmenler, çocuğun yaşamı boyunca banyo alışkanlığının doğru oluşmasını sağlayan en önemli faktörlerdendir. Peki, eğer çocuğunuz banyo yapmaktan korkuyorsa ve bu durumun önüne geçemiyorsanız neler yapmalısınız?

 

  • Çocuğunuzu yıkarken, onun sağlığını tehlikeye atmayacak şekilde hareketlerinde özgür bırakın. Böylece, çocuğunuz kısıtlanıyor olma düşüncesinden vazgeçip, yıkanmaya karşı daha da olumlu bir şekilde yaklaşacaktır.
  • Yıkanma zamanını çocuğunuza söylerken, “Haydi küvete gel.” gibi bir cümle yerine, “Hadi şimdi köpüklerle küçük bir resim çizelim.” diyerek çocuğunuzun bu konudaki isteğini artırabilirsiniz.
  • Çocuğunuzun yıkanma saatini oyun saati ya da diğer etkinlikleri esnasına koymayın. Oyun saatini bölerek yıkamaya çalışmanız, onun tepki göstermesine ve yıkanmaya karşı olumsuz bir tutum göstermesine yol açacaktır.
  • Çocuğunuzun yıkanacağı yerin güvenliğini tamamıyla sağlamış olun. Aksi takdirde, eğer çocuğunuz banyo esnasında düşerse bundan sonrası için yıkanmaya karşı çoğunlukla isteksiz olacaktır ve size direnecektir.
  • Yıkanma esnasında yanlışlıkla altına kaçıran çocuğunuza sert tepkiler vermekten kaçının. Sert tepkiler verdiğiniz durumda, çocuğunuz yıkanmanın aslında o kadar da güzel bir şey olmadığını düşünecek ve “annemin/babamın bana kızdığı zaman yıkandığım zamandı.” diyerek yıkanmaya karşı olumsuz bir tutum takınacaktır.

Yeni konularla, yeni yazılarla Doktorlar Kreş web sitesinden sizlerle olacağım.

Sağlıklı günler diliyorum.

Psk. Özge Irmak PALA

Çocuğumu Kreşe “Tam gün mü, Yarım gün mü” göndermeliyim?
Çocuğumu Kreşe “Tam gün mü, Yarım gün mü” göndermeliyim?

Kreşe “Tam gün mü, Yarım gün mü” göndermeliyim?

En doğru okul seçiminin önemi kadar eğitimin “Tam gün mü, Yarım gün mü” olduğu da çok önemlidir. Yeni Eğitim öğretim yılına başlarken cevaplanması gereken bir soru var.

Okul öncesi eğitimde doğru olan Tam gün mü, Yarım gün mü?

Çocuklarımız kreşe başladığı ilk dönemde alışma dönemi yaşamaktadır. Bu her çocukta farklı karakterde görünen çok normal bir durumdur.

Bir öğrencinin sadece yarım gün okulda bulunması tıpkı “oyununun yarıda kalması” gibi travmatik bir etki yaratmaktadır. Bunu destekler bir şekilde bilim insanları tam gün eğitim alan çocukların, yarım gün eğitim alanlara göre daha aktif, daha sosyal ve beceri faaliyetlerinin daha iyi geliştiğini yani sosyal ve akademik eğitimleri daha iyi olduğunu ifade etmişlerdir.

Çocuğun evde geçirdiği süre daha fazla olması ailelerin hoşuna gittiği için okula yarım gün göndermeyi düşünseler bile aslında bu doğru bir tercih değildir. Çünkü çocukların eğitim programlarında bulunan Yabancı Dil eğitimleri, tiyatro, dans, drama, kaynaşma eğitimleri, bülten çalışmaları vs… gibi faaliyetler tüm güne düzenli olarak yayılmıştır. Özetle yarım gün okula gitmek, Eğitimlerin yarısını almak demektir.

Çocukların yeni bir ortama girmesi elbette onları ürkütebilir. Yeni uyaranların olması, yeni insanlarla bir araya gelmesi, ailesinin onu bırakıp gittiğini düşünmesi çocukta ister istemez endişe yaratacaktır. Çocukların bu alışma sürecindeki durumunu normaldir.

Okulunuzun psikolog desteği ve uyum programı ile bu süreç kolaylıkla atlatılabilir. Bu nedenle profesyonel destek almanız veya psikolog desteği verebilen okulları tercih etmeniz okula alışma döneminin hem sizin hem de çocuğunuz için daha rahat daha huzuru ve daha sağlıklı geçirmesini sağlayacaktır.

Unutmayalım ki rahat bir uyum süreci, başarılı bir eğitim hayatının kapısını açacaktır.

Mutlu çocuklar, Başarılı yarınlar için BDK ile kalın…

 

www.doktorlarkres.com

BDK Aile Katılımlı etkinlik, Çocuk kitap fuarı eğlenceli şekilde sonuçlandı.
BDK Aile Katılımlı etkinlik, Çocuk kitap fuarı eğlenceli şekilde sonuçlandı.

BDK Aile Katılımlı etkinlik, Çocuk kitap fuarı eğlenceli şekilde sonuçlandı.
Katılım gösteren tüm velilerimize teşekkür ederiz..

#bdk #doktorlarkres #AileBuluşması

BDK AİLE KATILIMLI YAZ EĞLENCE PROGRAMINA DAVET
BDK AİLE KATILIMLI YAZ EĞLENCE PROGRAMINA DAVET

BDK AİLE KATILIMLI YAZ EĞLENCE PROGRAMINA DAVET

Çocuklar kreşte öğlen uykusu uyumalı mı?
Çocuklar kreşte öğlen uykusu uyumalı mı?

Çocuklar için öğle uykusunun önemi bilimsel olarak kanıtlandı!

Sevgili Anne Babalar,

Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için temel ihtiyaçlarından biri olan uyku ihtiyacını karşılamanız çok önemli. Bebeklik döneminde uykuya önem verirken iki yaşından sonra çocukların öğle uykusu ihmal edilebiliyor. Özellikle Anaokullarında çocukların uyku saatinin olmaması olumlu bir durum gibi algılanıyor. Anaokulların çoğu ailelerin çocuğum uyumasın taleplerinden ve ayrı bir uyku odası ayırmamak için uyu saatini programa dahil etmiyorlar.  Oysa çocukların öğle uykusu ihtiyacı, öğle uykusunun beyin gelişimi ve öğrenme süreçlerine olan etkisi yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Rebecca Spencer tarafından yapılan araştırma öğle uykusunun okul öncesi çocuklar üzerindeki etkileri bilimsel olarak ortaya çıkarmıştır. Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde yapılan araştırmada öğle uykusunun faydasının aynı gün ve ertesi gün hissedildiğini ve uykunun hafızanın güçlenmesi ve erken yaştaki öğrenim açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı. Araştırma sonucunda Çocuklara öğle yemeği sonrası bir saat uyuma fırsatı verildiğinde;
– Uyumadıkları günlere kıyasla görsel-uzamsal beceri bakımından daha iyi performans sergiledikleri,
– Uyku sonrasında çocukların %10 daha fazla bilgi hatırladığı,
– Uyku sırasında çocukların, beynin öğrenme ve yeni bilgi edinmeye ilişkin bölgelerinde faaliyet artışı gözlendiğini ortaya çıkardılar.

Ayrıca araştırmacı Rebecca Spencer, okul öncesi çocuklarda öğle uykusunun önemini ilk kez kendilerinin ortaya koyduğunu ve çocukların uykuya teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor. İngiltere’deki Royal College Pediatri ve Çocuk Sağlığı bölümünden Dr Robert Scott-Jupp, daha önce yetişkinler üzerinde yapılan araştırmalarda kanıtlanan bu olgunun çocuklar üzerinde de kanıtlanması sayesinde, öğle uykusu konusunda farklı düşüncelere sahip okul öncesi kreşlerin bu konuya artık daha bilimsel yaklaşabileceğini belirtti. Dr Scott-Jupp, küçük çocukların beyinlerine dinlenme ve bir sonraki güne hazırlanmasına olanak tanıma açısından günde 11-13 saat uykuya ihtiyaçları olduğunu ve gün içindeki uykunun da gece uykusu kadar önemli olduğunu söyledi.
Kaynak:http://www.umass.edu/newsoffice/article/sleep-research-study-finds-daytime-naps,  http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/09/130924_cocuklara_ogle_uykusu.shtml

Araştırma sonuçlarının da gösterdiği gibi çocuklarınızın anaokulunda en az bir saat uyumasını talep etmelisiniz. Özellikle tam gün anaokulunda olan çocukların öğle uykusuna daha fazla ihtiyacı var. Öğle uykusu olan anaokullarını tercih edin ve eğer çocuğunuz anaokuluna yarım gün gidiyorsa uyku saatinden sonra alabilir veya eve gelir gelmez öğle uykusuna yatırabilirsiniz.

Çocuğunuzu uyku saati olan bir anaokuluna göndermeniz dileğiyle,

Pedagog Sevil Yavuz
Doktorlar Kreş Dans Dersleri
BDK öğrencileri BDK’nın yavru kedilerine “Kedi Evi” yaptılar

BDK öğrencileri Batıkent’in en büyük bahçesine sahip olan okulumuzun bahçesinde bulunan BDK’nın yavru kedilerine “Kedi Evi” yaptılar

T.C. Sağlık Bakanlığı & BDK işbirliği ile “Yaşama yol ver” kampanyası
T.C. Sağlık Bakanlığı & BDK işbirliği ile “Yaşama yol ver” kampanyası

T.C. Sağlık Bakanlığı & BDK işbirliği ile 112 Acil Çağrı hattının gereksiz aranmasının önlenmek ve trafikte ambulansın geçiş önceliğine özen gösterilmesini sağlamak amacıyla başlattığı “Yaşama Yol Ver” kampanyası bilgilendirme çalışmaları kapsamında BDK öğrencileri ile bir araya geldi.

bdkBDK öğrencilerine “Yaşama Yol Ver” Projesi kapsamında eğitim verildi. 112 Acil Çağrı Merkezi’nin ne olduğu, nasıl ve hangi durumlarda aranması gerektiği, acil müdahalede yapılması gerekenler ve ambulans hizmetleri hakkında öğrencilere bilgi verilirdi.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir ambulans Doktorlar kreşe geldi. Öğretmen ve öğrencilere ambulansın içi gezdirilerek detaylı olarak tanıtıldı. Öğrenciler ambulansı ilgiyle ve merakla inceledi.

BDK Kurucusu Yusuf TEMREL, Başkent Doktorlar Kreş olarak “Öğrencilerimizin sağlık hizmetlerini daha yakından tanıması bizi daha mutlu ediyor. ‘Ağaç yaşken eğilir’ atasözümüzle bu hizmetlerin birbiriyle ne kadar örtüştüğü ortadadır” dedi. Sağlık bakanlığına, “Yaşama Yol Ver” projesine destek veren tüm sağlık ekibine ve en önemlisi meraklı minik 112’lere teşekkürlerini iletti.

Doktorlar Kres : 05058310000
www.doktorlarkres.com

ÇOCUĞUMA TUVALET EĞİTİMİNİ NASIL ÖĞRETEBİLİRİM ?
ÇOCUĞUMA TUVALET EĞİTİMİNİ NASIL ÖĞRETEBİLİRİM ?

ÇOCUĞUMA TUVALET EĞİTİMİNİ NASIL ÖĞRETEBİLİRİM ?

Tuvalet alışkanlığı, çocuk zihinsel ve fiziksel açıdan hazır olduğunda başlamalıdır. Peki, bu hazır oluş evresi nedir, çocuk tuvalet eğitimine nasıl başlamalıdır, çocuğa tuvalet eğitimi nasıl öğretilmelidir ve ne zaman öğretilmelidir?

Küçük bir çocuk için alt ıslatma bir haz ve keyif halidir, öncelikle bunu unutmamalıyız. Çocuk sıkışmışsa, idrar yolu tamamen doluysa rahatlamak için bırakır kendini; bu sırada da hem rahatlar hem de haz alır. Mademki alt ıslatmak haz ve keyif verici bir durumdur, o halde aileler şunu bilmelidir; tuvalet alışkanlığı kazandırılmaya çalışılan bir çocuktan aslında istenen şey, bu hazzın elinden alınmasıdır. Bu nedenle çocuk, anne babasının neden endişelendiğini ve tepki gösterdiğini anlamakta zorluk çeker.

  • Tuvalet eğitiminin temel şartlarından biri, çocuğun bahsettiğimiz bu haz duygusunu terk edebilecek yaşta olmasıdır. Bu yaş, çocuktan çocuğa değişmekle birlikte, genelde yaklaşık olarak 18-24 ay arasındadır.

Tuvalet eğitiminin ilk adımı, çocuğun ıslaklığı hissetmesini sağlamaktır. Bu çocuğun ıslatma durumunun aslında rahatsız edici olduğunu anlamasını sağlar.

Ne yapılabilir : Çocuğun ıslaklığı hissetmesini sağlayacak bir giysiyle gündüzlerini geçirmesi sağlanabilir.

  • Tuvalet alışkanlığında gündüz saatinde önce büyük tuvalet alıştırılmalıdır. Çocuk için büyük tuvalet bir zorlanmadır. Çocuk eğer büyük tuvaletini rahat yapacağı bir yerde bulunursa(lazımlık gibi)kolay bir geçiş sağlanabilir.
  • Çocuğa gündüz saatlerinde tuvalet alışkanlığı kazandırıldıktan sonra aynı şekilde geceye de alınmalıdır.

Tuvalet Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Çocuk öncelikle zihnen tuvalet eğitimine hazırlanmalı.

Çocuğa tuvalet eğitimi vermeden hemen önceki aylarda, çocuğa tuvalet tanıtılmalı.

Çocuğa, sifon öğretilmeli çünkü çoğu çocuk sifon sesinden korktuğu için tuvaletini yapmak istemiyor, bunu unutmamalıyız.

Çocuk, tuvalet boşluğundan korkabilir. Bu korkuyu önlemek için rahat oturabileceği bir tuvalet aparatı almayı ihmal etmemelisiniz.

Çocuğun kabız olduğu döneme ya da genital bölgesinde herhangi bir sorun olduğu bir döneme tuvalet eğitimi denk getirilmemeli, bu çocukta zorlanmalara yol açabilir ve eğitimin gidişatı olumsuz etkilenebilir.

 

Çocuğunuzun Tuvalet Eğitimine Hazır Olduğunu Gösteren Sinyaller:

 1- Gittikçe daha fazla ‘’evet’’ diyorsa,

2- Yürümeyi sevdiği kadar bir köşede sakin sakin oturmayı da sevmeye başladıysa,

3- Kaka ve çiş için kullandığı farklı sözcükler varsa,

4- Sizi taklit etmeye başladıysa ve bunu yapmayı seviyorsa,

5- Derli, toplu ve temiz olmak istiyorsa,

Çocuğunuz tuvalet eğitimine zihnen ve bedenen hazır demektir.
12243362_1632121840371432_3049785241261173081_n (1)

Ailelere Öneriler

  • Tuvaleti eğlenceli bir hale getirebilirsiniz. Çocuğunuzu zorlamak, baskı altında bırakmak, onun daha da direnmesine neden olabilir. Tuvaleti, çocuğunuzun gitmekten hoşlanacağı bir hale getirebilirsiniz. Bunu, çocuğunuzun sevdiği, yapmaktan hoşlandığı şeylere göre şekillendirebilirsiniz.
  • Sırf tuvalette oturduğu için onu ödüllendirebilirsiniz. Tuvalete yaklaşması, gitmesi, oturması bunlar teker teker ödüllendirilebilir. Bu ödüllendirmeler sözel olabileceği gibi daha etkili olması adına sözel ödüllendirmenin yanında eline bir sticker yapıştırmak, kraker vermek gibi yöntemlerle çocuğunuzu ödüllendirebilirsiniz.
  • Çocuğunuz kakasını tuvalete yaptığında abartılı kutlamalar, alkışlamalar yerine sakin olmalısınız. Çünkü bunlar çocukta geri tepebilir. Çocuk, tuvaletini yapmasının normal bir süreç olduğunu anlamalı. Sade ve sakin olmak, bu konuda çocuk için her zaman daha faydalı ve cesaretlendiricidir.

Yeni yazılarda buluşmak dileği ile…

Psk. Fulya Gizem ATAŞ

Yararlanılan Kaynaklar:
Yavuzer H. (1995), Çocuk Eğitimi El Kitabı, 33.Basım (Ankara), Remzi Kitabevi
Güneş A.(2016) 0-6 Yaş Dönemi Çocuk Eğitiminde 100 Temel Kural,4.Basım (İstanbul),Timaş Kitabevi
Dr.Karp H. (2014),Mahallenin En Mutlu Yumurcağı,4.Basım (İstanbul),Yakamoz Kitap
Ankara İtfaiyesi & BDK işbirliği ile Yangın tatbikatı
Ankara İtfaiyesi & BDK işbirliği ile Yangın tatbikatı

Ankara İtfaiyesi & BDK işbirliği ile Yangın tatbikatı

Başkent Doktorlar Kreş ile Ankara Büyükşehir belediyesi Ankara İtfaiyesi işbirliği ile okulumuzda, öğrenciler başta olmak üzere öğretmenlerimize de sivil savunma, afet durumu ve yangın eğitimi veriyoruz.

Bu projeyle çocuklarda sivil savunma bilincini arttırmayı hedeflediğini belirten kurucu Yusuf TEMREL uygulamalı yangın eğitimi ve tatbikatının çocukların kendi yaşam alanı olan okulumuzda olması çok faydalı olmaktadır dedi.
Benzer sosyal sorumluluk projelerinin devam edeceğini ileten Temrel, çocuklarımıza eğitim anlamında okul öncesi eğitimde bir adım öndeyiz dedi.