Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 255 68 78 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Etiket: kreş yardımı

Nezaket Atölyemiz Kapsamında Eğitimlerimiz Yeni Yıl’da da devam ediyor

Toplumda, okulumuzda ve evimizde Dikkat Edilecek Görgü Kurallarını Nezaket Atölyesi kapsamında sınıf sınıf öğreniyoruz. 

Bu programımızda resimleri boyayarak ve bunları drama haline getirerek nezaket kurallarına yer verdik. Çok hanımefendi ve beyefendi çocuklarımız var bizim. Bizim yerimizde olsanız hepsini ayrı ayrı öpmek isterdiniz şu an 🙂

 

34357b03-349f-41a3-a6f9-90763d7d4ce5

Daha neler mi var bu kapsamda işte bir kaç tane örnek:

  • Başkasının eşyasını kullanırken izin istemek.
  • Büyüklerine saygılı davranmak.
  • Yardımcı olmak.
  • Güzel sözler söylemek.
  • Büyüklerini ziyarete gitmek.
  • Hasta olan tanıdıklarını ziyaret etmek.
  • Başarılı olan kişileri tebrik etmek.
  • Tutumlu davranmak.
  • Konuşmaya başlamadan önce başkalarının konuşmasının sonlanmasını beklemek.
  • Kurallara uygun davranmak.
  • Temiz ve tertipli olmak.
  • Hoşgörülü ve iyimser davranmak
  • Olgun bir karaktere sahip olmak
  • Eleştiriyi yerinde ve uygun zamanda yapmak
  • Kıyafetlerin yer ve zamana göre doğru olmasına özen göstermek
  • Başkalsını rahatsız edici davranışlarda bulunmamak
  • Verilen sözde durmak.
  • Ziyaretin yerine, zamanına ve süresine önem vermek
  • Oturuş ve kalkışlara dikkatli olma
  • Gerektiğinde af dilemek
  • Özel konuşmaları dinlememek
  • Uygun olmayan el ve söz şakasından kaçınmak
  • İletişim araçlarını kurallarına uygun şekilde kullanmak
  • Trafik kurallarına uygun hareket etmek

 

 

Mikroskop ile tanıştık!

e587961b-d103-4ab1-8388-3d2b8b449525

Mikroskop ile tanıştık!
 
Araştırmacı ve Meraklı Çocuklarımızla ilk keşiflerini birlikte yaptık.
 
Gözle görülemeyen canlıları inceleyerek başladığımız serüvene daha çok heyecan katarak devam edeceğiz. Bizi izlemeye devam edin.
 
Büyüklerimiz için de küçük bir hatırlatma:
“Mikroskop, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük cisimlerin birkaç mercek yardımıyla büyütülerek görüntüsünün incelenmesini sağlayan bir alettir.
17. asırda Hollandalı Antoni Van Leeuwenhoek ve İngiliz Robert Hooke bulmuşlardır.”
 
#DoktorlarKreş #BaşkentDoktorlarKreş #BatıkentKreş #Mikroskop #OkulÖncesiFenDersleri #EnKaliteliEğitim #BenzersizKreş #EnİyiKreş #MutluÇocuklar #BilimAdamıÇocuklar #AraştırmacıÇocuklar
Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük; Korkutmak!

korkutmak doktorlar kres
Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük; Korkutmak!

“Yaramazlık yaparsan öcü gelecek”, “Oraya git de dilenciler seni kaçırsın”, “Yemeğini yemezsen karanlıkta kalacaksın”, “Uslu durmazsan doktor amca sana iğne yapacak” “Böyle yapmaya devam edersen seni bir daha sevmeyeceğim.”

Toplumumuz da ne yazık ki yanlış bir algıyla yetiştirilen milyonlarca çocuk var. Çocuk üzerinde otorite kurmak amacıyla giriştiğimiz bu eylem maalesef ki bizi daha iyi bir anne – baba yapmıyor. Tam tersine kendine güvenmeyen, girişken olmayan, korkak bir nesil yetişiyor.

Peki ama ne yapacağız? Bu çocukları nasıl yetiştireceğiz dediğinizi duyar gibiyim. 

İlk kuralla başlayalım.  Otorite kurmak amacıyla korkutmak yok. Bu ister ‘öcü’ olsun, isterse ‘seni artık sevmeyeceğim’. Bir çocuğa yapabileceğiniz en büyük kötülüğü yapmayın. Çünkü çocukların hayal güçlerinin ne kadar geniş ve çarpıcı olduğunu bilmeyen bilinçsiz insanlarca yapılan bu hata, onların hayal dünyasının içinde büyüyüp kişiliğini ve ruh sağlığını etkileyebilir. Çocukların görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında verdikleri doğal bir tepki olan korkunun bir disiplin aracı olarak kullanılması çocukluk korkularının ergenlik ve hatta yetişkinlik dönemlerine kadar uzamasına da neden olabilir.

İkinci önemli kural; çocuğunuza yaklaşırken birinci kuralımızın aksine çok hassas davrandığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Hatta çocuğunuzu korkuttuğunuzun bile farkında olmayabilirsiniz. Örneğin; “Bak şimdi düşeceksin!” , “ Sen artık tek başına uyuyabilirsin, kocaman oldun” gibi etrafında pervane olan anne – babalık ya da özgüvenini (zorlayarak) kazandırma çabası çocukta gelişen korkuların sebebi olabilir. Çocuklar tıpkı oyun hamurlarına parmağınızla basmak gibi her bir söz ve davranışımızdan etkilenirler. Sizin iyi niyetle fiziksel bir zarar gelmesin ya da artık özerk olmalı diye yaptığınız bir çok davranış onun iç dünyasında korku ve sonrasında fobiye yol açabilir.

Çocuklar için yaşamın temeli 0–7 yaşları arasında atılıyor. Bu dönemde çocuklarda zaman içerisinde gelişimsel özelliklerden kaynaklanan korkuların oluşması normal sayılabilir fakat bu yaşlar arasında çocuğa “Sen bilmezsin, büyükler bilir”, “Korkulacak ne var? Sen bebek misin?” mesajları verildiğinde var olan korkuların daha pekiştiği ve yeni korkuların temellerinin atıldığı gibi çocukların özgüvenleri de olumsuz yönde etkilenebilmektedir.
Çocuklarda Korku Nedenleri

  • Korkutulmak
  • Ceza almak ya da şiddete uğramak
  • Bilgi ve deneyim azlığı
  • Başka çocukların başından geçen kötü olayları öğrenme/bilme.
  • Dinlediği olaylardan etkilenme
  • Dünyanın tamamiyle tehlikeli bir yer olduğuna dair inanç geliştirme
  • Olaylar karşısında fikir yürütme.
  • Olayların bilinçaltına yansıması sonucu kötü rüyalar görme ve etkisinin daha da artması
  • Etraftaki her şeyin kendinden büyük olması hissi.
  • Çocuklara güven duygusunun kazandırılmamış olması
  • Çocuğun sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyütülmesi
  • Çocuk yetiştirmede baskıcı ve otoriter tutumun izlenmesi
  • Çocuğun tehdit edilmesi. Örneğin; “Yemeğini yemezsen iğne yaptırmaya gideceğiz.” gibi…
  • Çocukları soyut ve ya somut şeylerle korkutmak
  • Aile içinde şiddet olaylarının yaşanması.
  • Şiddet ve korku öğeleri içeren filmlerin izlenilmesi.

Hangi yaşlarda hangi korkular görülebilir?

Bir korkunun mantık dışı olup olmadığı çocuğun yaşı ve gelişim düzeyine göre değerlendirilir. Örneğin 2 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normaldir ancak 8 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normal değildir.

0-6 Ay: Yüksek sesler ( Elektrik süpürgesinden çıkan ani ve yüksek sesler )

6-12 Ay: Yabancılardan, anneden ayrılma

2-4 Yaş: Hayali Yaratıklar, Karanlık

5-7 Yaş: Doğal Felaketler, Deprem, Yangın, Fiziksel Acı, yaralanma, hayvanlar

8-11 Yaş: Başarısızlık

12- 18 Yaş: Yaşıtları tarafından dışlanma, kabul görmeme temel korku kaynaklarıdır.
Anne ve Babalara Öneriler

  • Çocukta korkunun uzamasını ve olumsuz etkilerini önlemek için korkunun nedenleri araştırılmalı ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır
  • Anne-babalar çocukların korkularını yok saymamalı, asla küçümsememeli ve alay etmemelidirler.
  • Korkuları olan çocuğa sabırlı davranmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınmalıdır.
  • Aşırı koruyucu bir tutum ile çocuğu her şeyden korkar hale getirmemelidir
  • Çocuğa “Aman düşersin!”, “Sen tek başına karşıya geçemezsin” vb. sözlerle çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu aşılanmamalıdır.
  • Fiziksel temasın çocuğun korkusunu kontrol altına almasında yardımcı olacağı unutulmamalıdır.
  • Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştirmesine yardımcı olunmalıdır.
  • Çocuk korkuları konusunda, konuşmaya hazır olduğu zaman onunla açıkça konuşulmalıdır.
  • Çocuk korktuğu şeye yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Örneğin denizden korkan bir çocuğun önce uzaktan denizi ve deniz kenarında oynayan çocukları izlemesine imkân verilmelidir. Daha sonra çocuğun önce deniz kenarında oynaması, sonra ayaklarını ıslatması ve yavaş yavaş denize girmesi sağlanmalıdır. Çocuğunuz köpekten korkuyorsa, önce çocuğunuza köpeklerle ilgili hikayeler okuyun, köpeklerle ilgili bir televizyon programı izlettirin, daha sonraki aşamada köpekle oynayan yaşıtlarını ona gösterin, sonraki aşamada da onu küçük,sevimli bir köpekle bir araya getirin.
  • Çocuklara korkulu masallar anlatılmamalı, korkulu filmler izletilmemelidir.
  • Korkuyu hafifletmek amacıyla “Erkek adam hiç korkar mı?”, “Sen artık kocaman oldun” gibi sözlerden kaçınılmalıdır.
    Çocuklara bazı korkularımızın kendimizi tehlikelerden korumak ve güvenliğimiz için normal olduğu da anlatılmalıdır. Mesela sıcak bir sobaya dokunulmaz, karşıdan gelen bir otobüsün önüne koşulmaz gibi.
  • Anne -babaların bazı durumlar karşısında gösterdiği tepkiler de önemlidir. Çünkü çocuklar anne-babalarını örnek alarak etkilenebilirler. Bu şekilde bazı korkular çocuklar tarafından öğrenilir. Örneğin annenin; yanlarına kedi köpek yaklaşınca ürküp sıçraması, evde böcek görünce çığlığı basması, kocası evde yokken çocuklarını yanına almadan yatamaması gibi davranışlar içinde olması, çocukta korku duygusunun oluşmasına neden olabilir.
  • Unutmayın belirli bir dozda korku olması çocuğu uyarır ve tehlikelerden uzaklaşmasını sağlar. Böylece çocuk birçok tehlikeden kendisini korur. Ancak korkunun çok olması ve yoğun yaşanması çocuğun ergenlik ve yetişkinlik zamanındaki kişiliğini ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir. Çocuklara yaklaşırken hangi yaş grubunda olduğunu ve açıklamanızın/tehlike durumunun onun açısından ne kadar anlaşılabilir olduğunu göz önünde bulundurun. Bunun en önemli yolu bu konuda edindiğiniz bilgilerdir.

Bu noktada yazının bu noktasına kadar okuyan her bir anne – babaya/öğretmene (ve adayına) teşekkürler. Maça 1 – 0 önde başlıyorsunuz…

Psikolog Ece Ergür

 

 

 

Anne baba tutumları & Çocuğun kişiliği üzerine etkisi

Anne baba

Kişilik gelişimi yaşam boyu süren, genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak şekillenen bir olgu olsa da, çocukluk dönemi kişiliğin gelişmesi ve şekillenmesi açısından çok önemlidir. Erken çocukluk dönemi olarak adlandırdığımız 0-6 yaş arasındaki dönem çocukların çevreleri ile etkileşimlerinden en çok etkilendiği, kişiliklerinin büyük ölçüde şekillendiği dönemdir. Bu dönemde çocuk, sosyal bir birey olmayı öğrenirken, kişilik oluşumu açısından gerekli olan özdeşimi model alarak yapar. Çocuğun özdeşim kurmak için seçmiş olduğu model genellikle anne babasıdır, bu nedenle ebeveynlerin çocuğa karşı tutumunun yanı sıra kendi aralarındaki iletişimleri de çocuğun sağlıklı kişilik gelişimi açısından önemli bir etkendir.

Anne babanın çocukla nasıl iletişim kurduğu, sevginin nasıl ifade edildiği, çocuğun aile içinde bir birey olarak kabul edilip edilmediği, eğitimde kullanılan disiplin yöntemleri anne baba tutumlarını belirleyicidir. Bu tutumları şekillendiren pek çok etken vardır; anne babanın yetiştikleri aile ortamı, eğitim seviyeleri, genç yada geç yaşta anne baba olmaları, yaşam olaylarının aile üzerindeki etkileri, çocuğun dünyaya geliş zamanındaki ailenin içinde bulunduğu durum, çocuğun istenip istenmemesi, ailenin içinde bulunduğu kültürel faktörler gibi.

Çocuğun anne babasından aldığı iki temel şey vardır; sevgi ve eğitim. Her ikisinin de yetersiz veya aşırı olduğu durumlarda çocukta olumsuz davranışlar gözlemlenebilir. Sağlıklı bir birey anne babasından sevgi ve eğitimi dengeli bir şekilde alarak gelişir. Ailelerin sevgi ve eğitim  (disiplin) konusundaki aşırılığı veya yetersizliği çocukta sağlıksız psikososyal gelişim özellikleri görülmesine neden olabilmektedir. Aşırı sevgi gösteren ebeveynlerde çocuğa karşı aşırı kollayıcı, koruyucu tutum, çocuğun bir birey olarak özerklik gelişimini olumsuz yönde etkilemekte ve çocuğu anne babaya karşı bağımlı hale getirmektedir. Yetersiz sevgi gören çocukta ise, sevgi ve güven eksikliğinden yoksun olarak daha ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Eğitim konusunda ise, sıkı disiplin tutumu içindeki aileler çocuğa yaşından fazla sorumluluk yüklemekte, katı kurallar koyma ve ceza yöntemi olarak sıklıkla dayağa başvurmaktadır. Gevşek eğitim tutumu sergileyen ailelerde ise çocuğun her yaptığı hoşgörü ile karşılanır. Bunların yanı sıra tutarsız anne baba tutumu vardır ve bu ailelerde ne zaman nasıl bir disiplin tutumu sergileneceği belli değildir, çocuğa karşı tutumun zamanla tutarsız farklı olabileceği gibi, anne babanın çocuğa yaklaşımı konusunda tutarsızlık, eşler arasında farklılık da söz konusu olabilmektedir.

Aşırı Koruyucu Anne Baba Tutumları

Bu tutumu sergileyen anne babalarda çocuğa karşı sevgi aşırıdır ve disiplin yok denecek kadar azdır. Ebeveynler çocuğun her istediğini anında yaparlar ve çocuğa karşı aşırı koruyucu, kollayıcı tutum gösterirler, çocuğa karşı denetim ve sınırlama yoktur ve otorite sağlayamazlar. Genellikle bu tutuma sahip ailelerin tek çocuklu, geç yaşta ve zorluklarla çocuk sahibi olmuş, ilk çocuğunu kaybetmiş veya kendi ailesinden yeterli sevgi görememiş katı kurallarla yetişmiş aileler olduğu gözlemlenmektedir. Bu tarz aile içinde yetişen çocuklarda özgüven eksikliği ve anne babaya bağımlılık görülmektedir. Gevsek disiplinle yetişen bu çocuklar genellikle okul dönemine geldiklerinde karşılaştıkları kurallar karşısında hayal kırıklığına uğramaktadırlar ve aile dışındaki sosyal çevrede ilişkilerde başarısızlık yaşamaktadırlar. Çocukluğundan beri benmerkezci yaşayan birey, erişkinlik döneminde sosyal norm ve toplumsal ahlaki değerlere uygun davranma konusunda kendisini değiştiremez. Çocuk belli bir disiplin anlayışı ile kendisine doğru ve yanlışın gösterilmediği, sorumluluk almadığı bir ortamda yetiştiği için erişkinlik yaşamında da sorumluluk taşımayan, doyumsuz, dürtülerini kontrol edemeyen birey haline gelebilir.

Mükemmelliyetçi Anne Baba Tutumları

Bu ailelerin tutumları aşırı sevgi ve sıkı disiplin şeklindedir. Anne baba bir yandan aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum içerisindeyken diğer yandan çocuktan yaşının üzerinde bir davranış örüntüsü beklemektedir. Bu tarz aileler daha çok eğitim ve sosyokültürel düzeyi yüksek ailelerdir ve çocuklarını kendileri belirlediği bir kalıba göre yetiştirmek isterler. Çocuğun bir birey olarak gelişimi, kendi tercih ve davranışları aile tarafından desteklenmez. Bu tutumdaki anne babalar çocuğunu olduğu gibi kabul etmezler, her alanda çocuğun kapasitesini zorlayıp, yanlış yapmasını kabul edemezler. Bu tarz ailede yetişen çocuklar genellikle yanlış yapmaktan korkan, kendine güveni olmayan birey haline gelirler. Anne baba sevgiyi genellikle başarı beklentisi ile sundukları için çocuğa göre sevginin koşulu başarıdır ve başarısızlığı anne babasının sevgisini kaybettirecek bir tehtit olarak algılar, bu durumda yoğun anksiyete gözlemlenebilir..Kendi doğal içgüdüleri ve ailesinin kendisinden beklentileri arasında sıkışıp kaldıkları için, çok fazla çelişki yaşarlar.Bu çocukların ileride nevrotik olma ihtimalleri çok yüksektir

Otoriter ve Reddedici Anne Baba Tutumları

Bu tutumu sergileyen ailelerde çocuğa karşı sevgi ve şefkat yoktur ve eğitim konusunda sıkı bir disiplin vardır. Genellikle çocuk hata yaptığında dayak ve şiddet olarak çocukta cezalandırma yoluna gidilir. Anne babada otorite hakimdir ve çocuğa söz hakkı tanınmaz bu durumda çocuk anne ve babası ile ilişkisini korkuya dayalı geliştirir. Bu korku hissinden dolayı çocuklar genelde anne babaya karşı uysal, dürüst görünür fakat içten içe nefret, öfke, düşmanlık hissine kapılabilirler. Öfke duygularını cezalandırılma korkusu ile dışa vuramadıklarından genelde kendilerine yöneltirler ve bu nedenle bu çocuklarda antisosyal davranışlar, saldırganlık sık görülebilmektedir. Bu tutumla yetişen çocuklar kaygılı, güvensiz, suç işlemeye meyilli, insan ilişkilerinde başarısız ve tutarsız kişilik geliştirebilir. Genellikle karşı çıkma ve saldırganlık ile kendilerini kabul ettirmek isterler, sevgiden uzak bir ortamda yetiştirildikleri için sevgiyi öğrenemez ve kendi çevrelerindekiler sevgi gösteremezler.

İlgisiz ve Kayıtsız Anne Baba Tutumları

Bu ailelerde çocuk başıboş bırakılmakta ve neredeyse çocuğun temel ihtiyaçları dışında çocukla hiç ilgilenilmediği gözlemlenmektedir. Disiplinsizlik söz konusudur ve bunun nedeni ilgisizliktir. Bu tutum daha çok sosyoekonomik düzeyi düşük ,çok çocuklu ,ve her iki ebeveynin de yoğun çalıştığı ailelerde görülmektedir. Bu tip ailelerde çocuk, fiziksel ve duygusal yalnızlık içindedir ve anne baba çocuk arasında iletişim kopukluğu vardır. Bu tutumla yetiştirilen çocukların genellikle pasif ve donuk oldukları görülür. Anne ve babasını kendisine model alamadığı için dışarıdan bir modelle ve çoğunlukla da olumsuz bir modelle özdeşim yapması olasıdır ve zararlı alışkanlıklar edinmeye meyillidir. Aile içinde ilgi göremeyen çocuk, dikkat çekmek için çevresine zarar verici davranışlar sergileyebilir. Sözlü iletişimin yetersizliğinden dolayı dil gelişiminde gecikme yada konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir.

Tutarsız Anne Baba Tutumları

Bu tarz ailelerde genellikle anne babanın o anki psikolojik durumu ile ilintili olarak çocuğa karşı sergilenen tutum değişkenlik gösterir. Anne babalar kimi zaman bir davranışı olumlu karşılarken, kimi zaman cezalandırabilirler. Bu durumda çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda çelişki yaşamaktadır ve dolayısı ile ne zaman nerede ne yapacaklarını bilemezler.Farklı zamanlarda gösterilen tutarsız tutumun yanı sıra, anne ve babanın birbirlerinden farklı tutum içerisinde olmaları da tutarsız anne baba tutumları içerisine girer. Anne ve babanın farklı disiplin anlayışı geliştirmesi sonucunda anne için doğru olan bir şey baba için yanlış olabilir. Bu tarz durumlarda anne ve baba mutlaka aynı görüşe sahip olmalı, biri davranışı olumlu görüp diğeri ceza uygulamamalıdır. Çocuk davranışını onaylayan ebeveyne yakın hissederken diğerine karşı öfke duyabilir bu da aile içinde kutuplaşmalara neden olur.Tutarsız tutum sergilenen çocuklar çevrelerine karşı güvensiz, şüpheci ve kararsız bir kişilik yapısı geliştirebilirler.

Olumlu ve sağlıklı aile tutumu

Olumlu ve sağlıklı aile tutumu sevgiyi ve eğitimdeki disiplini dengeli bir şekilde barındıran ve çocuğun temel ihtiyaçlarını en olumlu şekilde karşılayan tutumdur. Tutarlı, esnek, ceza kadar ödülü de barındıran disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir. Disiplin yeteri kadar ve çocuğun yaşına, içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerine uygun olmalıdır ve anne babalar çocuklarına disiplin verirken aynı zamanda sevgi ve hoşgörüyü yeterli düzeyde göstermelidir. Olumlu davranışlar desteklenerek ödülle pekiştirilmeli, olumsuz istenmeyen davranışlara yönelik cezalar da çocuğun özüne değil, davranışına yönelik olmalıdır. Sevgi ve disiplini dengeli bir şekilde çocuğuna yansıtan ailelerde, çocuk kendi benliğini tanıma, kendini geliştirme imkanı bulur. Doğruları ve yanlışları ile kendisinin değerli olduğunu, kabul gördüğünü mesaj olarak algılayan çocuk, yapıcı,yaratıcı, özgüveni yüksek, sosyal ilişkilerinde başarılı ve davranışlarının sorumluluğunu alabilen bir kişilik geliştirir.

Okul öncesi eğitim çocuğu geliştiriyor!

doktorlarkres1

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Oral, “Yaşamlarının ilk yıllarında, beynin en hızlı geliştiği dönemde yeterli uyarıcı alamayan çocuklar, kendi potansiyellerini hiçbir zaman eksiksiz bir şekilde gerçekleştiremeyebilir. Ev ortamında sağlanan uyaranlar çocuğun gelişimi için yeterli değildir. 3 yaşından sonra çocuklar okul öncesi eğitim almaya başlamalıdır. Okul öncesi eğitim, çocuğa akranlarıyla bir arada olma fırsatı sağlar. Böylece çocuk akranlarıyla etkileşime geçerek ve oynayarak öğrenme fırsatı bulacaktır. Çocuğun gelişimi için sağlıklı olan öğrenme de bu şekilde gerçekleşmiş olacaktır” dedi.

‘Öğretmenini Mutlaka Tanıyın’ Okul öncesi eğitimin çocuğun ilkokula hazırlanmasına katkı sağladığını aktaran Oral, böylece çocuğun okul ortamına alıştığını, akranlarıyla iletişimini arttırdığını, okul korkusunu yendiğini, özbakım ihtiyaçlarını kendi başına karşılamayı öğrendiğini vurguladı.

 

Ailelerin okul tercihinde dikkatli olmaları gerektiğini de kaydeden Oral, “Okulun eve veya ailenin işine olan uzaklığı, maddiyat, beslenme, binanın özellikleri ve bahçesinin bulunması gibi faktörler önem kazanıyor. Binanın ve binanın içindeki eşyaların cazibesine kapılmak çocuk için doğru kararın verilmesini engelleyecektir. Bunun yerine okulun verdiği eğitimi iyi araştırmak ve mutlaka öğretmenini tanımak gerekir” diye konuştu.

 

İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı Öğretim Görevlisi Ezgi Oral, 0- 6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğini belirtti.

 

 

 

 

İsviçre’de kreş fiyatları cep yakıyor

Çalışan ailelerin tercih ettiği okul öncesi kreş ve yuvaların fiyatları İsviçre’de cep yakıyor. Kreşlere ödenen saat başı fiyatlar Avrupa ortalamasının iki katı. Ülke içinde kantonlar arasında da ciddi fiyat farkları yaşanıyor.

Avrupa genelinde çocuk bakıcılığı, kreş ve yuva gibi hizmetler veren Yoopies.com online platformunda yayınlanan rapora göre İsviçre’deki kreş fiyatlarının ortalama saat ücreti 16 Frank. Avrupa kıtasında ortalama fiyatın 8,7 Frank olduğunu vurgulayan araştırma, İsviçre içinde bazı kantonlarda saat ücretlerinin 23 Frank’a kadar çıktığını belirtiyor.

Hayat kalitesi ve yaşam standartları açısından ciddi bir dengenin yaşandığı İsviçre’de kreş fiyatlarında böylesi bir farkın oluşması dikkat çekiyor. Özellikle göçmenlerle nüfusu artan şehirler arasında olan Zürih, Winterthur ve Cenevre gibi büyük şehirlerdeki kreş eksikliği fiyatların yükselmesindeki en önemli etken olarak görülüyor.

Ayrıca gelir seviyesi ve kadınların çalışma oranlarının yüksekliği gibi parametreler kreş fiyatlarına etki ediyor.

İsviçre hükümetinin geçen 5 yıl süresince kreş açığını kapatma adına oluşturduğu fonlar ve teşvikler ise fiyatları düşürmeye yardımcı olmuyor. Pek çok Avrupa ülkesinde annelerin tekrar iş hayatına dönmesini teşvik etmek için çalışan annelerin çocuklarının kreş masraflarının büyük bir kısmı devlet tarafından karşılanırken, İsviçre’de böylesi bir uygulama tercih edilmiyor.

FARKLI FİYAT UYGULAMASI

İsviçre’de kreşlere ödenen en yüksek saat ücreti St. Gallen kantonunda 23,6 Frank, Zürih’te 23,5 Frank, Zug kantonunda 22 Frank olurken, ülke ortalaması 16 Frank hesaplanmış.

Bu konuda en teşvikçi kantonlar ise Fransızca konuşanlar. Örneğin Cenevre gibi kreş açığı çok fazla olan bir şehirde saat ücreti 16 Frank iken, Neuchatel’de 15 ve Vaud kantonunda 14,9 Frank.

Avrupa’daki ülkelerin kreş fiyat ortalamaları göz önüne alınınca İsviçre’yi bu açıdan İngiltere takip ediyor. Adada saat başı ortalama ücret 14,5 Frank. Daha sonra ise 9,3 Frank ile Fransa geliyor. Avrupa’daki kreşlerin ortalama saat ücretleri de 8,7 Frank seviyelerinde.

Çalışan memura 300 TL kreş yardımı yapılacak

Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Yalçın toplu sözleşme masasında, çalışan memur kadınlar için kreş yardımı talep ettiklerini bildirmişti. Bu doğrultuda büyükşehir kapsamındaki illerde 300 TL, diğer illerde ise 250 TL kreş yardımı verilmesi istendi. Çalışan kadınlar için büyük bir kolaylık sağlayacak olan bu talep, önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.

 

 

calisan_memura_300_tl_kres_yardimi_yapilacak_h12323

 

Aile kavramının çok önemli olduğu toplumumuzda böyle bir sistemin gelmesi, çalışan kadınların yükünü hafifletmek için doğru bir seçenek olacak. Bu talebin özellikle çalışan anneler için düşünülmüş olduğunu ifade eden Memur-Sen Malatya Şube Başkanı Kerem Yıldırım, “Sendika olarak büyükşehirlerde 300 lira, diğer şehirlerde ise 250 lira kreş yardımı verilmesini talep ediyoruz” dedi.

“CÜZİ BİR YARDIM YAPILIYORDU”

Daha önce de cüzi miktarda bir yardımın yapıldığını ifade eden Kerem Yıldırım, “Bu, çalışan anneler için düşünülmüş bir şey. Bayanlar çalışıyor, eşleri de çalışıyor. O nedenle bu arkadaşlarımızın çocuklarına bakacak kimse yok. Bu arkadaşlarımız, çocuklarını bir şekilde kreşlere götürmek ya da bırakmak zorunda. Tabi bunun da bir bedeli, maliyeti var. Daha önce bu arkadaşlarımıza çok cüzi bir yardım yapılıyordu. Sendikamızın toplu sözleşme ile ilgili 80 maddesinden bir tanesi de bu. Kreş hizmeti sunulmayan çalışanlar için istiyoruz bunu. Kreş hizmeti sunuluyorsa zaten bir sorun yok, para yardımı yapmaya gerek yok, çocuğa zaten bakılıyor. Ama her kurumda bu yoktur. Bu arkadaşlarımızın çocuklarına bakmaları için de bunlara kreş yardımı yapılması lazım ki götürsün bir kreşe bıraksın, ücreti en azından kendisini fazla zorlamadan ödeyebilsin” sözlerini kaydetti.

“AĞUSTOSUN SONUNA DOĞRU NETLEŞİR”

Memur-Sen Konfederasyonunun bu teklifinin ayrıntılarını anlatan Yıldırım, “Büyükşehirlerde 300 lira, diğer şehirlerde ise 250 lira kreş yardımı verilmesini talep ediyoruz. Niye büyükşehirlerde 300, diğerlerinde 250? Büyükşehirlerde şartlar daha zor. Kreşlerde alınan ücret daha yüksek. Bu göz önüne alınarak, büyükşehirlerde 300 lira, diğerlerinde 250 lira; çalışan memurların çocuklarına kreş yardımı yapılması talebimiz var. Belki bu rakam düşürülebilir ama sendikamız şu anda görüşmelerine devam ediyor. 3 Ağustostan itibaren görüşmelerimiz başladı. Netice ne zaman belli olur? Peyderpey belli oluyor. Ama Ağustosun sonuna doğru net olarak sonuç belli olur. İnşallah talebimizin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu konuda Genel Merkezimiz gereken mücadeleyi yapıyor” şeklinde konuştu.