Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 979 85 73 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Etiket: Doktorlar Kreş

Çocukluk Dönemde Kaygı Bozuklukları
Çocukluk Dönemde Kaygı Bozuklukları

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Okul öncesi döneme kadar normal gelişimin bir parçası olan ayrılma kaygısı, çocuğun yaşından beklenen düzeyin üzerine çıktığında yani okulçağına ulaşıldığında ve devam ettiğinde bu tanıyı almaktadır. Ayrılmakaygısıbozukluğu en yaygın kaygı bozuklukları arasındadır. Kız ve erkekçocuklarda aynı sıklıkla görülmekle birlikte, bazı araştırmalarda kızların daha fazla bir oranda gösterdiği görülmektedir. Evden ya da bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir biçimde aşırı sıkıntı duyabilir. Kötü bir olayın, bağlandığı başlıca kişiden ayrılmasına yol açacağına ilişkin sürekli ve aşırı kaygı duyma (örn. kaybolacağı ya da kaçırılacağı) olarak da kendini gösterebilir. Ayrılma kaygısından ötürü sürekli olarak okula ya da başka bir yere gitmek istemez ya da gitmeyi reddedebilir. Tek başına kalma, evde bağlandığı başlıca kişiler olmaksızın kalma ya da kendisi için önemli erişkin insanlar olmadan diğer ortamlarda bulunma konusunda isteksizlik gösterir ya da bu konuda sürekli ve aşırı bir korku duyar. Bağlandığı başlıca kişinin yakınında olmadan ya da evinin dışında uyumayıp, başka yerde kalamayabilir. Ayrılma konusunda sürekli kabus görebilir. Bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir biçimde baş ağrısı, karın ağrıları, bulantı ya da kusma gibi fiziksel semptom yakınmalarını dile getirir.

Yaygın Kaygı Bozukluğu: Temel özellik belirli çevresel koşullarla sınırlı olmayan yoğun, kontrol edilemeyen, yaygın ve sürekli bir kaygı halidir. Açıkça kaygı uyandırmayacak durumlar bile kaygı yaratabilir. Çocuklar birçok durumla ilgili gerçekçi olmayan kaygılar oluştururken günlük aktivitelerinde çok önemli olmayan detaylara takılıp kaygı yaşarlar. Fiziksel semptomlar olarak konsantrasyonda dağılmairitasyonuykubozukluklarıyorgunluktezcanlılıkkabuğunasığmazlıkalışık olunmayan kas gerginlikleri görülür. Böyle çocuklar kaygılanmaktan kaygılanırlar. Kendisini kaygısıyla baş edemeyen kaygılı biri olarak gördüğü için yeterince rahat olamama olasılığı olan en küçük bir durumda bile kaygılanır. Çocuklarda ve ergenlerde yaşantılarının bir yerinde panik atakla da karşılaşmaları mümkündür. Bu çocukları belirlemek çok zor değildir. Çükü yaşantılarının birçok yerinde kaygı yaşadıkları için çabuk göze çarpar. Ancak aileler için zorluk noktası belirgin olarak gerçekten neyin yanlış gittiğini anlayamamalarıdır. Problemi nerede olduğunu bilemedikleri için de çözüm üretemezler. Böyle kaygılara bir süre çok yoğun yaşanıp daha sonra hafiflediği dönemler de söz konusu olabilir.

Özgül Fobi: Özgül bir nesne ya da durumun varlığı ya da böyle karşılaşılacak olma beklentisi ile başlayan aşırı ya da anlamsız, belirgin ve sürekli korku halidir. Belirli hayvanlarla karşılaşma, yükseklikkaranlıkgök gürültüsüuçakla seyahat etmekapalı yerler, genel tuvaletleri kullanma, belirli yiyecekleri yeme, dişçiye gitme, kan veya yara görme ve belirli hastalıklarla karşılaşma korkuları görülebilir. Yetişkinlerde böylesi durumlarda panik atak biçimini alabilecekken, çocuklarda endişe, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma gibi dışa vurulabilir. Yetişkinlikte anlamsız olduğunu bilmesine karşın çocuklarda bu özellik bulunmayabilir.

Sosyal Fobi: Adından da anlaşılacağı üzere bu problemi yaşayanlar sosyal ortamlarda kaygı yaşarlar. Kendilerinin yeterince başarılı olamadıklarına inanırlar, devamlı olarak böyle bir ortamdaki sıkıntıya odaklanırlar. Kişi küçük duruma düşeceği ya da utançduyacağı bir biçimde davranacağından korkar. Çocuklarda tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi olması ve kaygının sadece yetişkinlerle değil yaşıtlarıyla da ortaya çıkması gerekir. Çocuklarda kaygıağlamahuysuzlukgöstermedonakalma ya da tanıdık olmayan insanların olduğu durumlardan uzak durma olarak dışa vurabilir. Bazı ortamlar diğerlerinden daha fazla kaygı yaratabilir. Tanıdığı arkadaş grubunda rahatça konuşurken, sınıf ortamında konuşmaktan çekinir. Ya da öğretmeniyle birebirde konuşurken sınıfta sorulduğunda cevap vermez. Toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, sadece uzaktan izlemekle yetinirler. Tüm bunların sonucunda topluluğun olduğu yerlere; yuvaya ya da okula gitmek istemezler. Bu çocuklar özellikle başkaları tarafından gözlenebilen sosyal ortamlarda daha çok kaygı duyarlar. Örneğin, öğretmenine soru sorarken çekinmeyebilir fakat bütün bir sınıfın önünde konuşma yapacağı zaman endişeye kapılabilir. Sosyal fobisi olan çocuklar çoğunlukla korkularının abartılı olduğunun farkına varırlar fakat bunu kontrol edemezler. Kendi duygularını kontrol edememek onları daha çok kaygılandırır. Bazı çocuklar da bu kaygılarıyla kendilerini dış dünyaya sözel olarak kapatarak başa çıkmaya çalışır. Bu gibi çocuklar kalabalık ve sosyal ortamlarda konuşmaktan çekinirken bire bir konuşma gibi diğer durumlarda aynı kaygıyı hissetmezler.

Panik Bozukluk: Panik bozukluk yaşayan çocuklar panik atak adı verilen tekrarlayıcı ve beklenmedik krizleri yaşarlar. Küçük yaş çocuklarında çok görülmemekle birlikte daha büyük çocuk ve ergenlerde görülebilir. Panik ataklar genelde yirmi dakika ile yarım saat arasında süren çok yoğun kaygı durumlarıdır. En üst noktaya genelde ilk on dakikada ulaşır. İlk on dakikada kalpçarpıntısıkalp çarpışında artışterlemetitremesarsılmagöğüsağrısı ya da göğüstesıkıntıhissimidebulantısıkarınağrısınefesdarlığı ya da boğuluyorgibiolma duyumlar yaşanır. Soluğun kesilmesi, baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma, gerçek dışılık duyguları ya da benliğinden ayrışma hali, kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağıkorkusuölüm korkusu, uyuşma ve karıncalanma duyumları, üşüme, ürperme ve ateş basmasıgibi sıkıntılar dile getirilebilir. Panik atağı belirli bir durumda yaşamış olmasına karşın, çocuğun herhangi bir uyarı gelmeden tekrar yaşayacağına dair bir inancının oluşması çocuğu yeterince kaygılı yapar. Böylece yaşam biçimini değiştirmesine birçok şeyden kaçınmasına neden olabilir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Çocuk, ergen ya da yetişkinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayı yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiş olması sonucunda görülebilir. Yetişkinler daha çok aşırıkorkuçaresizlik ya da dehşetedüşme tepkileri gösterirken çocuklar bunların yerine dağınık ya da ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler. Belirtiler özellikle travmadan sonraki üç ayda ortaya çıkar ama bazı çocuklar bunun üstünü kapatabilirler. Bundan dolayı aylar veya yıllar sonra da travmanın etkileri görülebilir. Bu çocuklar yaşamış oldukları travmadaki duyguları tekrar tekrar yaşayabilirler ve bunu oynadıkları oyunlarda belli ederler. Kişilik özellikleri ya da kişide önceden bir duygusal hassasiyetin bulunması, bu problemin gelişimi için eşiği düşürür ya da gidişi alevlendirir. Tipik belirti, geri dönüşler ve rüyalarla travmanın yineleyici bir biçimde yaşanmasıdır. Olaya ilişkin detayları hatırlamakta zorluk çekerler, uykubozukluğu ve dikkateksikliği görülür. Ayrıca kolay irrite olurlar. Bir duygusuzluk hali, diğer insanlardan uzaklaşma, haz almama ve travmayı hatırlatacak etkinliklerden kaçınma vardır. Aşırı uyarılmışlık ve tetikte olma durumu, artmış irkilme tepkisi ve uykusuzluk vardır.

Kaygının Kaynağı

Klinik alandaki pek çok teori ve araştırma kaygı bozukluklarının dayanaklarını, bulgularını ortaya çıkış biçimini anlamaya yönelmiştir. Kaygıların ortaya çıkışıyla ilgili üç farklı yaklaşımdan söz etmek mümkündür. Psikanalik yaklaşıma göre kaygılar ve fobiler çocuğun büyürken yaşadığı bilinçaltındaki çatışmalarla baş etmek üzere geliştirilmiş savunma mekanizmalarıdır. Bu dile gelmekte zorlanılan dürtüler, anılar ve duygular bastırılarak dışarıdaki bir nesne ya da duruma yansıtılır. Böylece gerçekte yaşanan kaygının kaynağı sembolleştirilmiş olur. Davranış ve öğrenme teorilerine göre ise, kaygı bir deneyim içerinde öğrenilmiş bir şeydir. Bazı durumlarda çocuk etrafındaki kendine model aldığı yetişkinlerin verdiği mesajları içselleştirerek kaygılı bir durum ya da nesneyle ilgili kaygılı düşünceler geliştirir ve bu inançlara sıkı sıkıya bağlanır. Bazılarında ise başlangıçta kendinde kaygı yaratan durumlardan kendini uzak tutup kaçındıkça bir pekiştirme süreci yaşar. Kaygı uyandıran durumlardan uzak durmak kaygıyı azalttığı için devamlı olarak uzak durmaya ve zihninde de bu durumla ilgili iyice yerleşik inançlar geliştirmeye başlar. Bağlanma teorisine göre ise, korku kişinin hayatta kalabilmesi için biolojik olarak var olan bir duygusudur. Ancak bebeklikten itibaren olan bu varoluşsal kaygılar zamanla bakım veren kişinin onun kaygılarını sakinleştirmesi, kavraya bilmesi, rahatlaması için tutalı olarak cevap vermesi ile baş edilir olmaya başlar. Güven ilişkisi içinde baş edilir olan kaygılar, yeterince güvenin sağlanamadığı ilişkilerde sürekli ve baş edilemez olmaya başlar.

Kaygılı Çocuğun Klinik Alanda Ele Alınması

Kaygı bozukluğu olan çocukla klinik alanda çalışma, kaygının dayanağını anlamakla başlar. Aile içi dinamikler, kaygının ortaya çıkışını ve sürekliliğine temel olan nedenler anlaşılmaya çalışılır. Çocukla yapılan birebir görüşmelerde çocuğun kendisinde kaygı yaşatan durumlarla ilgili bağlantı kurması üzerine çalışırken, anne-babalarla yapılan görüşmelerde de kendi bireysellikleri üzerinden çocuklarının yaşadığı kaygı arasındaki bağlantı ele alınır.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog

 

Çocuk istismarı artık son bulsun! – BDK
Çocuk istismarı artık son bulsun! – BDK

Bu video ÇOCUK İSTİSMARI konusunda farkındalık uyandırmak için ve bu vakaların son bulmasına katkı sağlamak amaçlı olarak bdk (Başkent Doktorlar Kreş) öğrencileri ve çalışanları tarafından hazırlanmıştır.

Siz de çocuk istismarına DUR demek için bu videoyu sosyal medyada ve whatsapp gruplarınızda paylaşarak destek olabilirsiniz!

 

MedicalPark & BDK işbirliği ile TIP BAYRAMI SERGİSİ
MedicalPark & BDK işbirliği ile TIP BAYRAMI SERGİSİ
4 yaşına kadar bu gıdalara dikkat
4 yaşına kadar bu gıdalara dikkat

İşte 4 yaşına kadar bebek beslenmesinde dikkat edilmesi gereken gıdalar.

Bebeklerin ilk yıllarında beslenmesi gelişimleri açısından çok önemli.

İlk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmesi tavsiye edilen bebeklerde 6. aydan sonra katı gıdalara geçiş yapılıyor.

Bundan sonraki süreçte de bazı besin maddelerini kontrollü bazılarını ise hiç vermemek gerekiyor.

İşte 4 yaşına kadar bebek beslenmesinde dikkat edilmesi gereken gıdalar.

 

Hangi gıdalar verilmemeli?

Bebeğinize 1 yaşından önce bal, yumurta akı, inek sütü, çikolata, kakao, çilek, domates, kivi, fıstık ezmesi gibi alerji potansiyeli yüksek gıdalar, deniz ürünleri, şarküteri ürünleri, konserve ve dondurulmuş gıdalar vermemeniz gerekir.

Ayrıca çay, kahve, kola ve gazoz gibi gazlı içecekler, katkılı, tuzlu, salçalı, baharatlı hazır gıdalar, kuruyemiş, patlamış mısır, pastil, sakız gibi boğulmaya neden olabilecek taneli ya da yapışkan besinleri de 4 yaşına kadar çocuğunuzdan uzak tutmanız önerilir.

Hava güzelse tadını çıkarmak çocuklara kalır… 
Hava güzelse tadını çıkarmak çocuklara kalır… 

Hava güzelse tadını çıkarmak çocuklara kalır… 4 mevsim bahçenin, parkın tadını çıkarıyoruz…

Drama derslerimiz keyifle devam ediyor
Drama derslerimiz keyifle devam ediyor
Tuvalet eğitimi verirken bunlara dikkat!
Tuvalet eğitimi verirken bunlara dikkat!

Dünyayı keşfetmenin, ona sahip olmanın hazzını yaşayan çocuklara ebeveynin engelleyici, korumacı, müdahaleci yaklaşımının zarar verici oluyor.

2-3 yaş döneminin, çocuğun kendisinin ve dış dünyanın farkına vardığı, öğrenme ve dış dünyayı keşfetme yılları olduğunu vurgulayan Üsküdar Üniversitesi NP İSTANBUL Feneryolu Polikliniği’nden  Aynur Sayım, dünyayı keşfetmenin, ona sahip olmanın hazzını yaşayan çocuklara ebeveynin engelleyici, korumacı, müdahaleci yaklaşımının zarar verici olduğu uyarısında bulunuyor.

Sayım bu dönemde Anne-babanın çocuk için gerekli güvenlik önlemlerini alarak, çocuğa kendisini gerçekleştirmesi için fırsat vermesi, ona bir alan sunması gerektiğini belirtiyor.

 

Tuvalet eğitimindeki ihmal çocuğu depresyona götürüyor

“Çocuk gelişiminde kritik dönemler vardır. 2-3 yaş da ise bu dönemlerden biridir. Çocuğun annesi ya da bakımını veren kişi ile arasında kuracağı güven ilişkisi, çocuğun yaşamı boyunca tüm insanlarla kurduğu ilişki tarzını ve güvenini temsil ediyor.

Bu anlamda ilk 3 yıl gelişimde çok önemli. Annesinin tüm ihtiyaçlarını karşılamasını isteyen bebek, acıkınca doyurulmayı, altı pislenince temizlenmeyi, dokunsal teması, sevgi dolu bakışlara ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlar gecikmeden, zamanında yerine getirilirse çocuğun anneye ya da bakıcısına güveni artar, kendini de güvende hisseder.”

Bu dönemin çocuğun sosyalleşmesi ve bireyselleşmesi açısından kritik bir dönem olduğunun altını çizen Sayım, bu dönemin aynı zamanda da çocuğun tuvalet eğitimini kazandığı dönem olduğunu kaydediyor. Sayım tüm gelişim dönemlerinde olduğu gibi bu dönemde de çocuğun tuvalet eğitimine hazır oluşunu beklemek ve sabırlı olmak gerektiği konusunda ebeveynleri uyarıyor. Sayım çocuktan gelecek sinyallerini iyi takip edilmesi gerektiği hatırlatmasında bulunuyor.

 

ÇOCUK TUVALETİ GELDİĞİNDE SİNYALLER VERİR

“Çocuk, tuvalet eğitimine hazırsa sinyaller verir. Gizli gizli köşelerde çişini, kakasını yapar tuvaletinin geldiğini de söylemeye başlar. Eğer çocuk hazır olduğunu hissettiriyorsa, o zaman tuvalete götürmek ve olumlu pekiştirici kullanmak gerekir. Aferin demek,  ödüllendirmek gibi.”

Ödüllendirmenin tuvalet eğitiminde önemli olduğunu vurgulayan Sayım, baskı yapılmaması konusunda da uyarıyor.

 

TUVALET EĞİTİMİNDE BASKI ÇOCUĞU DEPRESYONA SÜRÜKLEYEBİLİR

“Eğer çocuk hazır olmadan veya erken dönemde anne-baba acele eder, çocuğa baskı yaparsa, çocuk bu dönemde saplanır, ileride birtakım sorunlar ortaya çıkabilir. Bu süre 3 yaştır. 3 yaşa kadar beklemek gerekebilir. Çocuk altını ıslattı ya da kirletti diye ceza kullanmak, dövmek, yakmakla tehdit etmek, korkutmak, çocuğu örseler. Bu yanlış tutumlar, çocuğun, çekingen, girişimci olmayan, kendine güvensiz olmasına neden olur. Ve çocuk bu gibi cezaları beden bütünlüğüne zarar geliyor olarak algılar, insanlara güvenmez, her an zarar görmekten korkar.

Anksiyetesi yüksek, kaygılı bir kişi olur. Buna bağlı olarak başka davranış sorunları da oluşabilir. Alt ıslatma, kaka kaçırma kalıcı olabilir. Kekemelik, agresivite, uyum güçlükleri, sosyal fobi gibi sorunlar tabloya eşlik edebilir, çocukta depresyon gelişebilir.”

Sayım, çocuğun gelişimi, beklenen düzeyin gerisindeyse, tuvalet eğitiminin kazanılması daha geç dönemlere kalabileceğini ifade ediyor. Tuvalet eğitimi döneminin kritik bir dönem olduğunu belirten Uzm. Psk. Aynur Sayım, anne ve babanın bu dönemde bilinçli davranması gerektiğini söylüyor.

 

SİNYAL VEREN ÇOCUĞA KORUMACI DAVRANMAK DUYGUSAL GELİŞİMİ ENGELLİYOR

“Çocuk sinyal verdiği halde korumacı davranıp, örneğin şimdi kış, hava soğuk, yaza bıraktık diyen annelerimiz de olduğunu görebiliyoruz. Bu tutum da aşırı korumacı-kollamacı tutum olması nedeniyle, çocuğun duygusal gelişimini olumsuz etkiler. Bu tutuma maruz kalan çocuk, her konuda muhtemelen bunu yaşar. Yani çocuğa sorumluluk verilmez, çocuk öz bakımı için desteklenmez ve korunursa, çocuk duygusal olarak büyüyemez, küçük kalır.”

 

Uzm. Psk. Aynur SAYIM
BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER
BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER

BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER
( BDK – Başkent Doktorlar Kreş )

Aslında tahmin edeceğiniz gibi bu okul Başkent Doktorlar Kreş.
Okuldaki şanslı minikler belirli periyotlarla sağlık muayenesi, görme testleri, işitme testleri, ağız ve diş sağlığı muayenesi gibi sağlık hizmetlerinden de ücretsiz faydalanıyor.

Kurucu Yusuf Temrel’e göre;
“Kış ayına girerken yapılan bu tarama ile çocuklar aslında kışa hazır vaziyette giriyor.
Bildiğiniz gibi çocuklarla birlikte hastabe veya Doktor ziyareti pek çok insan için pek tercih edilen bir ziyaret değildir. Bu nedenledir ki; birçok yetişkin özellikle diş ve göz kontrollerini öteler durur. Bu durum çocuklar için de farklı değildir.
Özellikle 2-6 yaş arası çocuklarda durum biraz daha önem arz ediyor. Çocukların aşıları tamamlandığı için sağlık ocağı, aile hekimi ziyaretlerine mola veriliyor. İşte tam da bu kısımda biz devreye giriyoruz. Çocukların sağlık muayeneleri başka bir deyişle, mini check-up‘larını yapıyoruz.

Çocuklar sağlıklı, aileler mutlu, biz mutluyuz.

Küçük öneriler
Küçük öneriler

Bazen küçük öneriler büyük işlere vesile olur. İşte sizlere küçük ama değerli bir kaç öneri..

Çocuğumu Kreşe “Tam gün mü, Yarım gün mü” göndermeliyim?
Çocuğumu Kreşe “Tam gün mü, Yarım gün mü” göndermeliyim?

Kreşe “Tam gün mü, Yarım gün mü” göndermeliyim?

En doğru okul seçiminin önemi kadar eğitimin “Tam gün mü, Yarım gün mü” olduğu da çok önemlidir. Yeni Eğitim öğretim yılına başlarken cevaplanması gereken bir soru var.

Okul öncesi eğitimde doğru olan Tam gün mü, Yarım gün mü?

Çocuklarımız kreşe başladığı ilk dönemde alışma dönemi yaşamaktadır. Bu her çocukta farklı karakterde görünen çok normal bir durumdur.

Bir öğrencinin sadece yarım gün okulda bulunması tıpkı “oyununun yarıda kalması” gibi travmatik bir etki yaratmaktadır. Bunu destekler bir şekilde bilim insanları tam gün eğitim alan çocukların, yarım gün eğitim alanlara göre daha aktif, daha sosyal ve beceri faaliyetlerinin daha iyi geliştiğini yani sosyal ve akademik eğitimleri daha iyi olduğunu ifade etmişlerdir.

Çocuğun evde geçirdiği süre daha fazla olması ailelerin hoşuna gittiği için okula yarım gün göndermeyi düşünseler bile aslında bu doğru bir tercih değildir. Çünkü çocukların eğitim programlarında bulunan Yabancı Dil eğitimleri, tiyatro, dans, drama, kaynaşma eğitimleri, bülten çalışmaları vs… gibi faaliyetler tüm güne düzenli olarak yayılmıştır. Özetle yarım gün okula gitmek, Eğitimlerin yarısını almak demektir.

Çocukların yeni bir ortama girmesi elbette onları ürkütebilir. Yeni uyaranların olması, yeni insanlarla bir araya gelmesi, ailesinin onu bırakıp gittiğini düşünmesi çocukta ister istemez endişe yaratacaktır. Çocukların bu alışma sürecindeki durumunu normaldir.

Okulunuzun psikolog desteği ve uyum programı ile bu süreç kolaylıkla atlatılabilir. Bu nedenle profesyonel destek almanız veya psikolog desteği verebilen okulları tercih etmeniz okula alışma döneminin hem sizin hem de çocuğunuz için daha rahat daha huzuru ve daha sağlıklı geçirmesini sağlayacaktır.

Unutmayalım ki rahat bir uyum süreci, başarılı bir eğitim hayatının kapısını açacaktır.

Mutlu çocuklar, Başarılı yarınlar için BDK ile kalın…

 

www.doktorlarkres.com

BDK AİLE KATILIMLI YAZ EĞLENCE PROGRAMINA DAVET
BDK AİLE KATILIMLI YAZ EĞLENCE PROGRAMINA DAVET

BDK AİLE KATILIMLI YAZ EĞLENCE PROGRAMINA DAVET

ERKEN KAYIT AVANTAJLARLA BAŞLADI – BATIKENT KREŞ
ERKEN KAYIT AVANTAJLARLA BAŞLADI – BATIKENT KREŞ

 

Erken kayıt AVANTAJLARLA BAŞLADI

Batıkent’in en iyi kreşine kayıt olmak için tıklayınız

23 Nisan Özel Programımız nasıl geçti?
23 Nisan Özel Programımız nasıl geçti?

Tamamını bdk öğrencilerinin gerçekleştirdiği “23 Nisan Özel Programımız nasıl geçti?” videomuzu izlemek için tıklayınız.
Programın tamamına youtube kanalımızdan veya www.doktorlarkres.com adresimizden ulaşabilirsiniz.

BDK 23 Nisan ÖZEL PROGRAMI 2017 (Full version)
BDK 23 Nisan ÖZEL PROGRAMI 2017 (Full version)

Tamamını bdk öğrencilerinin gerçekleştirdiği “23 Nisan Özel Programımız nasıl geçti?” videomuzun tamamını içeren görüntüleri izlemek için videoyu tıklayınız.

www.doktorlarkres.com

0505 831 00 00

BDK öğrencilerinden Yaşlılar Haftasında Huzurevi’ne ziyaret
BDK öğrencilerinden Yaşlılar Haftasında Huzurevi’ne ziyaret

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi öğrencileri, Yörtürk Vakfı Huzurevinde kalan yaşlıları ziyaret etti. BDK Kurucusu Yusuf TEMREL, öğrencilerine okulun eğitimlerinin bir parçası olan NEZAKET ATOLYESİ kapsamında etkinlikler düzenlediklerini, bu amaçla huzurevini ziyaret ettiklerini söyledi. Kreş öğrencilerinin yaşlıları ziyaret etmesinin geçmişten geleceğe önemli bir bağ oluşturduğunu belirten TEMREL, “Yaşlılarımız dün ile bugün arasında kurulan en büyük köprüdür. Kültürümüzü ve milli değerlerimizi yarınlara taşımamız nine ve dede gibi aile büyükleriyle iletişime geçmekle, onlarla duygusal bağ oluşturmakla mümkündür.” dedi.

Huzurevi sakinlerine karanfil hediye ederek onların ellerini öpen minik öğrenciler, duygusal anlar yaşanmasına neden oldu. Ayrıca şarkılar söyleyen çocuklar yaşlıları mutlu etmeyi başardılar. Huzurevi sakinleri, BDK öğrencileri ziyaretinin kendilerini çok mutlu ettiğini söyledi

Çocuklar kreşte öğlen uykusu uyumalı mı?
Çocuklar kreşte öğlen uykusu uyumalı mı?

Çocuklar için öğle uykusunun önemi bilimsel olarak kanıtlandı!

Sevgili Anne Babalar,

Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için temel ihtiyaçlarından biri olan uyku ihtiyacını karşılamanız çok önemli. Bebeklik döneminde uykuya önem verirken iki yaşından sonra çocukların öğle uykusu ihmal edilebiliyor. Özellikle Anaokullarında çocukların uyku saatinin olmaması olumlu bir durum gibi algılanıyor. Anaokulların çoğu ailelerin çocuğum uyumasın taleplerinden ve ayrı bir uyku odası ayırmamak için uyu saatini programa dahil etmiyorlar.  Oysa çocukların öğle uykusu ihtiyacı, öğle uykusunun beyin gelişimi ve öğrenme süreçlerine olan etkisi yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Rebecca Spencer tarafından yapılan araştırma öğle uykusunun okul öncesi çocuklar üzerindeki etkileri bilimsel olarak ortaya çıkarmıştır. Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde yapılan araştırmada öğle uykusunun faydasının aynı gün ve ertesi gün hissedildiğini ve uykunun hafızanın güçlenmesi ve erken yaştaki öğrenim açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı. Araştırma sonucunda Çocuklara öğle yemeği sonrası bir saat uyuma fırsatı verildiğinde;
– Uyumadıkları günlere kıyasla görsel-uzamsal beceri bakımından daha iyi performans sergiledikleri,
– Uyku sonrasında çocukların %10 daha fazla bilgi hatırladığı,
– Uyku sırasında çocukların, beynin öğrenme ve yeni bilgi edinmeye ilişkin bölgelerinde faaliyet artışı gözlendiğini ortaya çıkardılar.

Ayrıca araştırmacı Rebecca Spencer, okul öncesi çocuklarda öğle uykusunun önemini ilk kez kendilerinin ortaya koyduğunu ve çocukların uykuya teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor. İngiltere’deki Royal College Pediatri ve Çocuk Sağlığı bölümünden Dr Robert Scott-Jupp, daha önce yetişkinler üzerinde yapılan araştırmalarda kanıtlanan bu olgunun çocuklar üzerinde de kanıtlanması sayesinde, öğle uykusu konusunda farklı düşüncelere sahip okul öncesi kreşlerin bu konuya artık daha bilimsel yaklaşabileceğini belirtti. Dr Scott-Jupp, küçük çocukların beyinlerine dinlenme ve bir sonraki güne hazırlanmasına olanak tanıma açısından günde 11-13 saat uykuya ihtiyaçları olduğunu ve gün içindeki uykunun da gece uykusu kadar önemli olduğunu söyledi.
Kaynak:http://www.umass.edu/newsoffice/article/sleep-research-study-finds-daytime-naps,  http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/09/130924_cocuklara_ogle_uykusu.shtml

Araştırma sonuçlarının da gösterdiği gibi çocuklarınızın anaokulunda en az bir saat uyumasını talep etmelisiniz. Özellikle tam gün anaokulunda olan çocukların öğle uykusuna daha fazla ihtiyacı var. Öğle uykusu olan anaokullarını tercih edin ve eğer çocuğunuz anaokuluna yarım gün gidiyorsa uyku saatinden sonra alabilir veya eve gelir gelmez öğle uykusuna yatırabilirsiniz.

Çocuğunuzu uyku saati olan bir anaokuluna göndermeniz dileğiyle,

Pedagog Sevil Yavuz
Bdk öğrencileri okula hazırlık sayı çalışması yaptılar

Çalışkan arılar okula hazırlık sayı çalışması yaptılar. Rakamları öğrendik aynı zamanda sayılar kadar küplerle eşleştirdik. Ve rakamların üzerinden giderek nasıl yazıldıklarını unutmamak için tekrar ettik.

BDK öğrencileri BDK’nın yavru kedilerine “Kedi Evi” yaptılar

BDK öğrencileri Batıkent’in en büyük bahçesine sahip olan okulumuzun bahçesinde bulunan BDK’nın yavru kedilerine “Kedi Evi” yaptılar

T.C. Sağlık Bakanlığı & BDK işbirliği ile “Yaşama yol ver” kampanyası
T.C. Sağlık Bakanlığı & BDK işbirliği ile “Yaşama yol ver” kampanyası

T.C. Sağlık Bakanlığı & BDK işbirliği ile 112 Acil Çağrı hattının gereksiz aranmasının önlenmek ve trafikte ambulansın geçiş önceliğine özen gösterilmesini sağlamak amacıyla başlattığı “Yaşama Yol Ver” kampanyası bilgilendirme çalışmaları kapsamında BDK öğrencileri ile bir araya geldi.

bdkBDK öğrencilerine “Yaşama Yol Ver” Projesi kapsamında eğitim verildi. 112 Acil Çağrı Merkezi’nin ne olduğu, nasıl ve hangi durumlarda aranması gerektiği, acil müdahalede yapılması gerekenler ve ambulans hizmetleri hakkında öğrencilere bilgi verilirdi.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir ambulans Doktorlar kreşe geldi. Öğretmen ve öğrencilere ambulansın içi gezdirilerek detaylı olarak tanıtıldı. Öğrenciler ambulansı ilgiyle ve merakla inceledi.

BDK Kurucusu Yusuf TEMREL, Başkent Doktorlar Kreş olarak “Öğrencilerimizin sağlık hizmetlerini daha yakından tanıması bizi daha mutlu ediyor. ‘Ağaç yaşken eğilir’ atasözümüzle bu hizmetlerin birbiriyle ne kadar örtüştüğü ortadadır” dedi. Sağlık bakanlığına, “Yaşama Yol Ver” projesine destek veren tüm sağlık ekibine ve en önemlisi meraklı minik 112’lere teşekkürlerini iletti.

Doktorlar Kres : 05058310000
www.doktorlarkres.com

Çocuklarda tırnak yeme ve parmak emme problemi
Çocuklarda tırnak yeme ve parmak emme problemi

Bir çocuğun tırnağını ya da parmağını emmesi eğer 2 yaş öncesindeki döneme denk geliyorsa, bu, emme dönemindeki eksikliğin gideriliyor olduğu anlamına gelir.

Eğer çocuk 2 yaşından önce anne sütünü bırakmışsa, emme refleksini tamamlayamadığından dolayı elini ağzına götürür.

Veyahut taklit döneminin gereği olarak, çocuğun yanında tırnak yiyen bir yetişkin varsa, çocuk da tırnaklarını yemeğe başlayabilir. Hatta elini keyifli bir şekilde ağzına alıyorsa, bu da bir alışkanlığın belirtisidir.

Ancak emme dönemini tamamlamış olan bir çocukta tırnak yeme, güven yoksunluğunun dışa vurumu olarak ortaya çıkar. Bu dönemde, yetişkinlerin baskıcı tutumu da, çocuğun elini ağzına götürmesinin sebebi olur.

Tırnak yeme davranışı, (genelde 4 yaş sonrasında) çocuğun duygu dünyasında yaşanan bir kök problemin dışa yansımasıdır. Şayet sadece çocuğun dışa yansıyan bu davranışı çözülmeye çalışılırsa, problem şekil değiştirerek yeniden ortaya çıkabilir. Tırnaklarını yemesin diye eli bantlanan, eline acı biber, oje sürülen çocuk, hâlâ baskı altındaysa, ruhunda kaygı varsa, tırnaklarını yemeye ara verse de, bu sefer altını ıslatmaya başlayabilir. Bu sebeple çocuğun duygu dünyasında var olan problemin tespiti, problemin çözülmesi için en önemli adımdır:

(1) Çocukla anne arasında bir bağlanma sorunu olduğu zamanlarda, çocuk parmak emmeye yönelir. Annenin böylesi bir şeyde öncelikle çocuğuna bağlanması gerekmektedir. Anne kendisini çocuğuna bıraktıkça, çocuk da anneye doğru yönelir. Kucağına geldikçe, annesiyle sevgi iletişimi kurdukça elini ağzından çekecektir.

Çocuk kendisini baskı altında hissediyor ve kendisini duygularını ifade edemiyor olarak görüyorsa, o takdirde ilk başvuracağı yer tırnağıdır. Çocuk tırnağını yerken, aynı zamanda da çekingen bir tavır sergiliyorsa, bulunduğu ortamda kendisini güvensiz hissediyor demektir. Bu durumda, anne-babanın veyahut çocuğun yanında bulunan yetişkinin ses tonundan hitap şekline kadar dikkat edeceği husus, çocuğun benliğini ezecek bir durum olup olmadığıdır.

Çocuk birinin karşısında ezilmediğini, güvensizlik yaşamadığını, hatta karşısındakine söz geçirebildiğini yavaş yavaş fark ederse, işte o zaman elini ağzına almaktan vazgeçer. Kendisini güvende ve emniyette hisseder.

Çocuk sosyal yaşamda kendi gibi olmayı becerdiğini ve bu haliyle kimseler tarafından eleştirilmediğini fark ettiğinde tırnak yemeyi kendiliğinden bırakır.

(2)Erken dönemden itibaren gelen bir alışkanlıksa: Şayet çocuk erken dönemde, tırnak yemeye başlamış ve bunu devam ettirmişse, örneğin 3 yaşından itibaren tırnaklarını yiyorsa ve yemenin keyfine vardıysa, kendisini bu şekilde meşgul etmeyi öğrendiyse ve evde de çocuğu endişeye sevk edecek bir baskı ortamı bulunmuyorsa, bu bir alışkanlık bozukluğu olarak karşımıza çıkar. Bu durumda, mümkün olduğunca konuşarak “Kızım/oğlum elini ağzına koyma” diye ona farkındalık kazandırılarak, alışkanlıktan vazgeçirmeye çalışılabilinir.


-Pedagog Dr. Adem Güneş’in Çocuk Neyi Neden Yapar-1 kitabından alıntıdır-