Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 255 68 78 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Etiket: bdk

“Bir Dilim Bilim” ile hem eğlendik hem öğrendik
“Bir Dilim Bilim” ile hem eğlendik hem öğrendik

Sıcak hava balonları ile şaşkınlıkla deneyimizi yaptık, Havanın gücü ve etkilerini gördük, Bulutların oluşumunu inceledik, Soğuk-Sıcak etkisini canlı canlı gözlemledik… Çok ama çoook eğlendikkk. 🙂

 

İNATÇI ÇOCUKLARLA BAŞ ETMENİN YOLLARI?
İNATÇI ÇOCUKLARLA BAŞ ETMENİN YOLLARI?

İNATÇI ÇOCUKLARLA BAŞ ETMENİN YOLLARI?

Genelde inatlaşma her yaş döneminde beklenilebilen bir davranıştır ancak çocuklarda inatlaşma davranışı genellikle 2-4 yaş arasında daha sık görülür. Çünkü 2-4 yaş aralığında çocuk bir birey olduğunun farkına varmaya başlar. Bunu da her konuda fikir ayrılığı yaparak ve söylenenlere uymamakla gösterir. Bağımsızlıklarını ortaya koymak için inatlaşma sürecine girerler. Çocuklar kendini yeniden keşfettiği için bu durum normaldir. Sürekli ailesiyle ve çevresindeki kişilerle fikir çatışması yaşayabilir.

Neler yapılmalı?

Tutarlı olunmalı: Öncelikle anne ve babalar çocuklarının gelişim dönemlerini iyi bilmeli ve bu dönemin özelliklerini öğrenip ona göre bir tutum sergilemelidir. En önemlisi tutarlı davranmalıdırlar. Biz çocuklarımıza karşı ve öğrencilerimize karşı tutarlı olursak eğer bir adım daha önde gidebiliriz. Bu nedenle tutarlı olmak çok önemlidir. Ama maalesef ki anne ve babaların tutarsız davranış şekilleri bu durumu daha da zor bir durum haline getirebilmektedir.

Örneğin; çocuk kırmızı sandalyeye oturmak için çılgınlar gibi ağlıyor bu durumda ne yapılabilir?

Çoğu anne baba çocuğum ağlamasın diye hemen pes ediyor. Ama aslında bu durumda çocuğa farklı alternatifler sunulabilir;

Mesela 1 ‘den 10 ‘a kadar sayıyorum sonrasında ben oturacağım diyebilirsiniz bu durumda siz tutarlı davranmış olursunuz hem de çocuğun isteği sizin istediniz şekilde belirlenmiş olur. Bu yöntemle aslında dikkatini başka yöne çekmiş olursunuz. Sunduğunuz alternatifi çocuk kabul etmezse eğer, bir süre ağlamasına izin vermek gerekebilir. Ebeveyn çocuğun ağlamasının bir anlam ifade etmediğini ona hissettirmek için “ağlaman geçince istersen yanıma gelebilirsin” diyerek göstermelidir (ne kadar ağlamalarına dayanamasak ta bunu yapmamız gerekir). Böylelikle çocuk kendi ağlamalarının hiç bir işe yaramadığını ebeveynlerin bu soğukkanlı kararlı tutumuyla görmüş olur ve birkaç kez denedikten sonra bu yola bir daha başvurmaz.

İnatçı çocuklarla uğraşmak çok sabırlı olmayı gerektirir. Sabır bu işin öncelikli anahtar kelimesidir.

Birinci yolu yani sabrı seçerseniz, elbette daha zahmetli olacak, ama olumlu sonuç alacaksınız. Öğretmen arkadaşlarımızın da çok zorlandığı bir durumdur bu konu, onlarda dikkatli şekilde uygulamayı deneyebilirler.

İnat ve inatçı çocuklar ile baş etmede elbette sihirli ve kolay bir yolu yok. Ancak şunu unutmamak gerekir ki inatçı çocukla başa çıkmak için önce sakinlik ve sabır gerekir. Ağlayarak her şeyi yaptırmaya çalışan çocuklarda da inatçılık görürsünüz genellikle.

Tabi ki her çocuk aynı değildir, aynı işlemler her çocuğa geçerli olmayabilir. Farklı stratejiler deneyin. Ne yapması gerektiğini değil, nasıl yapması gerektiğini söyleyin!.

Bir çocuğa “bağırma” dediğinizde ilk şey bağırması olacaktır. Olumsuz ekler “YAPma, BAĞIRma” gibi ekleri olumluya çevirebiliriz. Çocuğa “bağırma” demek yerine ne yapması gerektiğini söylememiz gerekir “alçak sesle söylersen seni daha iyi anlayabilirim” gibi…

-Çocuğa ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemlidir.

AİLELERE BELLİ BAŞLI ÖNERİLER;

  • Çocuğun inadına karşılık ilk olarak anne ve babanın da inatçı bir tutum göstermemesi gerekir. Çocuğa inadı yüzünden ceza verilmemeli ve baskı yapılmamalıdır bu çok önemlidir.
  • Soğukkanlılığınızı ve sakinliğinizi korumaya çalışın. Öfkeli bir tavır takınmayın, yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya çalışın. Çok daha etkili olduğunu göreceksiniz.
  • Onun çocuk olduğunu ve bu durumun geçici olduğunu asla unutmayın
  • Çocuğa kararlı ve tutarlı samimi bir tavırla yaklaşın. İlk önce istediği bir şeye hayır deyip sonra evet demeyin. Kararlarınızda net olun.
  • Çocuğunuz bir konuda inatlaşmaya başladığında üstüne gitmeyin, baskı yapmayın. Sakinleşmesini bekleyin. Daha sonra çocuğun ilgisini başka yöne çekmeye çalışın, başka işlerle uğraşmasını sağlayın.
  • Çocuğa istediği şeyi neden yapamayacağınızı açıklayın. Çocukla konuşmak hem onu hem de sizi rahatlatacaktır.
  • Sevgili aileler lütfen ağladığı zaman susması için çocuklarımızın her istediği yapmayın! Bu size anlık çözüm sağlar ama uzun vadede çok üzüleceğiniz sonuçlar doğurur.

Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle…

Seda YALÇIN
Çocuk gelişim uzmanı

Yararlanılan Kaynaklar:
  • Pedogog Güneş A. Nesil kitapevi 2016
  • Doç. Dr. Aydın O. YAPA YAYINLARI
  • Yapa Yayınları Doç. Dr. Şahin F.

Çocuğunuza Patlama gibi travmatik olayları nasıl anlatmalısınız?
Çocuğunuza Patlama gibi travmatik olayları nasıl anlatmalısınız?

 

 

Küçük bir çocuk için en zor şeylerden birisi insanların zarar gördüğünü, öldüğünü anlayabilmektir. Dileğimiz hiç bir çocuğa hiç bir zaman böyle acı bir haberi anlatmak zorunda kalmamak olsa da maalesef bu haberleri duyabiliyoruz. Bu tarz haberler toplumsal ruh sağlığımızı maalesef kötü bir yönde etkiliyor.

Hepimiz endişeliyiz. Ancak siz olayların ne olduğunu, neden olduğunu televizyondan,  radyodan, sosyal medyadan takip ederken arkanızdaki o küçük iki göz de her şeyi görebiliyor.

Çocuğunuzun ruh sağlığı için ondan bu haberleri saklama yoluna gidebilirsiniz ancak bu geçici bir çözümdür. Her yanımızın bilgi kaynakları ile dolu olduğu bir dönemde maalesef çocuğunuzu bu kötü olayı öğrenememesi küçük bir ihtimaldir. Siz söylemez iseniz bile eve gelen bir misafirin bu konuyu konuşmaya başlaması, okula gittiğinde başka çocukların konuşması, servisle okula gidiyorsa radyoda konuşulanlar ya da bir alışveriş merkezindeki herkesin tedirgin bakışları  gibi pek çok farklı kaynak onu endişelendirebilecektir.

            Böylesi olayları çocuklarımızdan saklayamıyoruz. Çünkü tüm ülke bunu konuşuyor, mutlaka bir yerden görüyor ve ya duyuyorlar. O yüzden en doğrusu bu bilgiyi bizden almaları. Olay ne kadar sarsıcı olursa olsun, doğru yapılandırılmış bir etkileşim süreci, çocuklarımızın bu tür yaşantıları en az hasarla atlatabilmelerini kolaylaştıracaktır.

Peki ne yapacağız? Bu durumu nasıl bir çocuğa anlatacağız?

  • İlk önce kaç yaşında olduğunu ve şu an olayın ne kadarlık bir boyutunu algılayabileceğini düşünün. 3 yaşındaki bir çocuk ile 9 yaşındaki bir çocuk olayları farklı değerlendirirler.
  • Ardından size bir soru yönelttiğinde sorusunun cevabını verin. Ne eksik ne de fazla bilgi vermeye dikkat edin. İyi niyetle yapılmış detaylı açıklamalar çocukların kafalarını karıştırabilir ve daha fazla endişelenmelerine sebep olabilir.
  • Sorduklarını dürüstçe cevaplayın. Ne oldu, nasıl oldu? Basit bir dille anlatın. (Büyük bir patlama oldu, patlamanın şiddetinden pek çok insan zarar gördü.)
  • Çocuğunuzun bu olayı kontrolünüz dışındaki diğer kaynaklardan öğrenmemesi için gayret gösterin. Haberlerde kullanılan dil çocuğunuz için uygun olmayabilir.
  • Günlük yaşam rutininizi bozmamaya çalışın. Çocuklar genel olarak değişiklikleri sevmezler. Değişiklik olmaması işlerin yolunda olduğunu düşünmelerini sağlayacaktır.
  • Hepinizin güvenliği için neler yaptığınızı ve yapacağınızı anlatın. Ona ve ailenize bir zarar gelmemesi için elinizden geleni nasıl yaptığınızı anlatın.
  • Olayları küçümsemeyin ve çocuğunuza bu şekildeymiş gibi göstermeye çalışmayın. Bu şekilde sizin samimiyetinizi sorgulayabilirler. Yaşanılan olaylar büyük olaylar ve çocuğunuz da bunu biliyor.
  • Sorularının ardından çocuğunuz sessizleşebilir. Bu sessizliği onun olayları anlamak için kendi kendine düşündüğü anlardır. Onu rahatsız etmeyin ancak size bir şey sorduğunda cevapladığınızdan emin olun.
  • Duygularınızdan bahsedin. Korkuyorsanız korkunuzdan, üzüldüyseniz üzüntünüzü çocuğunuz ile paylaşın. Sakinleştiğinizde ise gidip ona iyi hissettiğinizi gösterin. Böylece ona sağlıklı bir mesaj vermiş olursunuz; “Hayatta bazen üzülebilir, bazen de kendimizi iyi hissedebiliriz.”
  • Aynı şekilde çocuğunuz size duygularından bahsettiğinde, çocuğunuzun duygularını küçümsemeyin, göz ardı etmeyin. Siz çocuğunuza doğru bir biçimde yaklaştığınızda sakinleşecektir.
  • Çocuğunuz aşina olmadığı olaylara nasıl tepki vermesi gerektiğini bilemeyebilir. Böyle bir durumda sizi model alacaktır. Siz endişeli iseniz o da endişeli olmalıyım diye düşünerek haraket edecektir. Olayların sizi nasıl etkilediğini düşünün, davranışlarınızdaki değişimleri gözden geçirin. Aşırı sinirli, aşırı korumacı davranışlardan kaçınmaya çalışın.
  • Çocuğunuzun patlama anı görüntülerine maruz kalmamasına özen gösterin.
  • Çocuğunuza okul, kreş ve ya bakıcısı tarafından olayları nasıl aktarıldığını sorgulayın. Öğretmeni ya da bakıcısı ile bu durumu konuşup bilgilendirin.
  • Çocuğunuz bu stres durumu ile baş etmek için farklı yolları tercih edebilir. Bu dönemde ona anlayış gösterip esneklik tanımaya çalışın.

Eğer tüm bunlar haricinde ciddi bir problem gözlemliyorsanız, lütfen bir uzmana danışınız.

Dilerim ülkemizde hiç bir zaman bu tarz haberler duymayalım.

Saygı ve sevgilerimle…

 

            Psikolog Ece Ergür
Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

çocuğunuza patlama vb olayı nasıl anlatmalısınız

Doktorlar Kreş Yeni Yılda Mutluluklar Diler…

Okul öncesi eğitim çocuğu geliştiriyor!

doktorlarkres1

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Oral, “Yaşamlarının ilk yıllarında, beynin en hızlı geliştiği dönemde yeterli uyarıcı alamayan çocuklar, kendi potansiyellerini hiçbir zaman eksiksiz bir şekilde gerçekleştiremeyebilir. Ev ortamında sağlanan uyaranlar çocuğun gelişimi için yeterli değildir. 3 yaşından sonra çocuklar okul öncesi eğitim almaya başlamalıdır. Okul öncesi eğitim, çocuğa akranlarıyla bir arada olma fırsatı sağlar. Böylece çocuk akranlarıyla etkileşime geçerek ve oynayarak öğrenme fırsatı bulacaktır. Çocuğun gelişimi için sağlıklı olan öğrenme de bu şekilde gerçekleşmiş olacaktır” dedi.

‘Öğretmenini Mutlaka Tanıyın’ Okul öncesi eğitimin çocuğun ilkokula hazırlanmasına katkı sağladığını aktaran Oral, böylece çocuğun okul ortamına alıştığını, akranlarıyla iletişimini arttırdığını, okul korkusunu yendiğini, özbakım ihtiyaçlarını kendi başına karşılamayı öğrendiğini vurguladı.

 

Ailelerin okul tercihinde dikkatli olmaları gerektiğini de kaydeden Oral, “Okulun eve veya ailenin işine olan uzaklığı, maddiyat, beslenme, binanın özellikleri ve bahçesinin bulunması gibi faktörler önem kazanıyor. Binanın ve binanın içindeki eşyaların cazibesine kapılmak çocuk için doğru kararın verilmesini engelleyecektir. Bunun yerine okulun verdiği eğitimi iyi araştırmak ve mutlaka öğretmenini tanımak gerekir” diye konuştu.

 

İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı Öğretim Görevlisi Ezgi Oral, 0- 6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğini belirtti.

 

 

 

 

Batıkent Kreş – Doktorlar Kreş tanıtım filmi

Kardeş Kıskançlığı; Nerede yanlış yapıyoruz?

Psikolog Ece Gözde Ergür.fw

Kardeş Kıskançlığı; Nerede yanlış yapıyoruz?

“Onu benden daha çok seviyorsun!”

“Hep onunla ilgileniyorsunuz!’

“Ondan nefret ediyorum, keşke hiç doğmasaydı!!”

“Benim hiçbir isteğimi yerine getirmiyorsunuz!”

Birden fazla çocuğa sahipseniz bu ve buna benzer genellikle şiddeti artan söylemleri sık duyuyor olabilirsiniz. Kardeş kıskançlığı özellikle çok çocuklu ailelerde gördüğümüz sık karşılaşılan bir durumdur.  İkinci bebeğiniz doğduktan sonra (bazı çocuklarda ikinci çocuğun doğacağı haberi ile) yemeği kendi başına yerken bir anda sizin yedirmenizi isteyen, gelişimsel olarak normal konuşması varken bir anda bebeksi konuşmaya ve

KISKANC KARDES.fw
l

davranış örüntülerine dönen çocuğunuz sizi endişelendiriyorsa yüksek bir olasılık ile kardeş kıskançlığının etkilerini görmektesiniz. (Çocuğunuz için farklı bir durum/sıkıntı olduğunu düşünüyorsanız lütfen bir uzmana danışınız.)  Çocuğunuzun kardeşini kıskandığını ve kıskançlığını bu şekilde ortaya koyduğunu anlıyorsunuz ancak kardeşler arası kıskançlık problemlerine neyin sebep olduğunu ve bu problemin önüne nasıl geçeceğinizi bilemiyorsunuz. Öncelikle sakin olmak; belki de çocuk bakımının ve ebeveyn olmanın birinci koşulu bu.

Aslında çocuklar bir kardeşlerinin olmasını isterler hatta anne hamileyken  bazen çok da heyecanladırlar. Ama işler doğumdan sonra biraz değişir.  Anne ve baba ilgi ve alaka isteyen yeni bebekle ilgilenirken büyük çocuk hali hazırda olan ilginin bir kısmını kaybeder. Bu durum önceleri ilgi odağı olan çocuk için anlaşılması zor ve sıkıntı verici bir durum ortaya çıkarır. Çocuklar bu gibi durumlarda öfkelerini küçük kardeşe yönlendirirler. Ama burada unutulmamalıdır ki çocuk aslında küçük kardeşini kıskanmaz, anne ve babanın ona olan ilgisini kıskanır.

Bu noktada önemli bir not olarak ikinci bir çocuk düşünen ailelerin, annenin beden ve ruh sağlığını, ailenin sosyoekonomik durumlarını, birinci çocuklarının yaşını ve gelişimini, doğacak çocuğun bakımının sağlanmasında işbirliğinin etraflıca düşünülmesi biz uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir.

Bu düşünce şekillenirken, ya da anne gebe kaldıktan sonra yapılan çok önemli bir yanlış anne ve babaların sürekli olarak ‘Biz seni ondan daha çok seviyoruz’ , ‘Sen bizim biricik oğlumuz/kızımızsın.’ gibi ifadeleri kullanmasıdır. Burada çocuğunuzu yatıştırmak adına yaptığınız davranış, aslında bebek doğduktan sonra ilginin kaymasıyla birlikte büyük çocuğun ‘kandırılmış’ hissetmesine sebep olacaktır. Bunu tavsiye etmiyoruz…

Kıskançlık kötü bir duygu mu mudur?

Ebeveynler genelde psikologlara  “Birbirlerinden nefret ediyorlar, kedi – köpek gibi sürekli kavga halindeler,  ne yapacağımı şaşırdım.” şeklinde yakınmalarda bulunurlar. Bu söz aslında; ‘’Kardeşler arasında ki bu rekabetin ve tartışmaların normal olduğunu biliyorum ama ne yapacağımı bilemiyorum.’’ şeklindeki bir yardım çağrısıdır.

Kardeşler arasında rekabet olması, bir ödül ve ya başarı için birbirleriyle yarışmaları demektir. Burada ödül, anne ve babanın ilgisi ve sevgisidir.  Sevgi, yorgunluk, başarı, güven, kızgınlık gibi kıskançlık duygusu da normal bir duygudur. İnsanoğlunun öğrenerek ya da doğuştan fark etmez beraberinde getirdiği bir duygu durumudur.

Çözüm ne?

Burada en önemli noktalardan birincisi gerçekten kıskançlığın kendisini anlamaktan geçmektedir. Kıskançlık aslında bizden daha iyi olan birini görerek başarılı olmak için çok daha fazla çalışmamızı sağlayan bir mekanizmadır. Çocuk için de bu durum aynı şekilde düşünülebilir.  İkinci çocuğun aldığı o yoğun ilgiyi isteyen çocuk kıskançlığını ortaya çıkaran hareketlerde bulunur. Bu aslında kaybettiği ilgiyi geri kazanma çabasıdır. Ancak bu noktada ailelerin özellikle düştüğü hatalardan birincisi çocuklarına ‘Aaa yavrum bak öyle olmaz, ayıp!’’ ya da ‘’O senden küçük, sen ağabeysin/ablasın’’ gibi ayıplama ya da ona bir anda altından kalkamayacağı sorumluklar verme yoluna gidilmemesi özellikle önemlidir. Çocuk kıskanmanın kötü bir şey olduğu telkin edildikçe kendisinin de kötü bir çocuk olduğu algısını oluşturacak ve kısır bir döngü içerisine girecektir.

Bir diğer nokta dışarıdan gelen etkilerdir. Dışarı bir yemeğe çıktığınızda diğer büyükler tarafından da küçük çocuğunuz sevilmeye daha yatkındır. Bunun en önemli sebebi yeni bir bebek dünyaya çok önemli bir savunma mekanizması ile gelmektedir; Sevimli olmak… Genelde bebeklerin büyük iri gözleri, küçük  parmakları ve güzel ve sevimli gelmesi insanoğlu için neredeyse ortak bir özelliktir. Bebekleri sevmeye, korumaya, kollamaya dair bir iç güdümüz vardır. Ancak bu noktada ilk çocuğunuzun da orada olduğunu ve ilgiyi çeken bebeğe karşı öfke hissedebileceğini unutmayın. Bu noktada yetişkinlerin ilgisini her iki çocuğunuza dengelemek. Örneğin; ‘Bu da büyük oğlumuz/kızımız Can/Cansu’ gibi onun orada olduğunu diğer kişilere de gösterin konuyu onunla ilgili noktalara da değindirin.

Evde ise bir yetişkin olarak davranışlarınızı düzenlemeye gayret edin. İş bölümü yapın. Anne küçük bebekle ilgilenirken baba büyük ile ilgilensin ya da tam tersi. Bunu yapamayacağınızı düşünüyorsanız… Çocuklarınıza en azından eşit zaman ayırmaya gayret edin. Eşit zamandan kasıt; sadece ona ayırdığınız bir saat. Bu büyük ya da küçük iki çocuğunuz için de geçerli. Bu noktada unutulmamalıdır ki kardeş kıskançlığı doğal bir durumdur. Ancak bunun etkilerini artıran ya da azaltan anne ve babaların durum karşısındaki tepkileridir.

Bu düzenin bir sonraki basamağı ikinci çocuğunuz biraz büyüyünce ortak bir payda da buluşabilecekleri bir oyun/etkinlik hazırlamak bu onların iş birliği içinde çalışmasına yardımcı olacaktır. Sorunlar ortaya çıkabilir. Yine kavga edebilirler. Ancak çözümü ararken küçük olana aşırı ilgi göstermek başladığınız noktaya sizi geri döndürecektir. Burada ki en önemli nokta çözüm odaklı çalışmaktır. Ama bu çözüm her ikisi için de adil olmalıdır.

Bir süre sonra büyük çocuk anne ve babanın sevgisinden emin olunca kardeş kıskançlığının etkileri azalmaya başlar. Çünkü aslında anne ve babanın sevgisini kıskanan çocuk, bunun aslında sandığı gibi bir durum olmadığını fark eder. İkinci kardeşle sessiz bir anlaşma yapan büyük çocuk kardeşini kıskanma durumu azalır. Bu noktada yaşça büyük çocuklar zamanla şunu da anlarlar. Sevgi paylaşılabilecek bir şeydir ve aslında paylaşıldıkça da daha güzel olur.

Psikolog Ece Gözde Ergür
Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

©Yazının tüm hakları saklıdır. Yazarın izni alınmadan bir kısmı ya da tamamı yayınlanamaz.

3-6 Yaş Çocukta Beslenme Programı

Çocuğun beslenme alışkanlıkları okul öncesi çağlarda şekillenmekte ve bu yaşlarda kazandığı yemek yeme alışkanlığı hayatının daha sonraki dönemlerini etkileyecek ve ileride ortaya çıkacak beslenme sorunlarının temelini oluşturacaktır (Kaya 1999). 

Büyüme-gelişme süreci içinde yetersiz  ve dengesiz beslenen çocuklarda boy kısalığı, zayıflık ve şişmanlık gibi somatik büyüme ve gelişme bozuklukları. gibi mental gelişim bozuklukları yanında, seksüel organ ve fonksiyon bozukluları da ortaya çıkmaktadır (Baykan 1999).

Çocuğun iyi bir yemek yeme alışkanlığı kazanmasında büyüklerin tutumunun önemli bir yeri vardır. Herhangi bir hastalık olmadan çocuğun yemek yemede güçlük yaratmasının başta gelen nedenleri; o yaşın fizyolojik durumunun gerektirdiği kalori ve besin gereksinimlerinin ne kadar olduğunun bilinmemesi ve çocuğun seçme arzusuna yer verilmemiş olmasıdır. Anneleri daha iyi beslenme 

alışkanlıkları geliştirmeleri konusunda ikna edebilmek için önce, neden bu şekilde 3beslendiklerini anlamak gerekir. Kişilerin beslenme alışkanlıklarını değiştirmek zordur (Anonim 1992).

Ailenin düzenli bir beslenme alışkanlığı varsa, çocuğunda yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazanması doğaldır (Karakuş 1997). Günümüzde erkeğin yanı sıra kadında çalışma hayatına girmiştir. Kadının çalışma hayatına girmiş olması ve daha birçok etmen hazır ve çabuk hazırlanan besinlere yönelmelerine neden olmaktadır. 

Değişen bu yemek kültürü ile bireylerin beslenme alışkanlıkları da değişmektedir (Hüsrevoğlu 2003). Beslenme alışkanlıklarını çocuklar büyüklerden daha kolay değiştirirler. Alışkanlıkların yavaş yavaş geliştirmeye başladığı okulöncesi dönemde, verilecek beslenme eğitimi ile çocuğun doğru alışkanlığı öğrenmesi sağlanacaktır .(Ballar 1989). 

Anneler genelde beslenme konusunda bilgilendirilmek ve yönlendirilmek için yardıma ihtiyaç duyarlar. Annelere yapılacak her türlü yardımlar çocukların beslenme alışkanlıklarını doğrudan etki edebilecek türde yardımlardır. Annelerin eğitim düzeyi de beslenme hakkındaki bilgilerini etkileyen faktörlerden biridir. Annelerin ya da çocuğun beslenmesiyle ilgilenen diğer kişilerin, beslenme konusunda eğitilmeleri ve bu 

bilgilerini çocuklarının iyi beslenme alışkanlıkları kazanması yönünde kullanmaları. çocuğun gelecekteki yaşantısında da yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazanmasında önemli bir unsurdur (Kaya 1999). 

Bu hedefe ulaşabilmek için yapılması gereken işlemlerden birisi de, çocuğu beslemek ve büyütmekle görevli olan annelerin beslenme konusunda eğitilmeleridir. Ülkemizde beslenme konusunda yapılan araştırmalarda da annelerin beslenme konusunda yeterince bilgilerinin olmamasının çocuklarda görülen beslenme yetersizliklerinde daha büyük payı olduğu belirlenmiştir. O halde çocuklarda beslenme yetersizliklerini azaltmak için beslenme konusunda annelere yapılacak etkin ve sürekli eğitimle, onların bu konuda yeterice bilgilenmeleri, varolan kaynaklarını daha  iyi kullanmaları ve daha sağlıklı çocuk yetiştirmeleri sağlanabilir (Erden 1993). 

Okul öncesi çocukluğu döneminde dikkat edilecek en  önemli nokta. çocuğun iyi bir yemek yeme alışkanlığını kazanmış olmasıdır. Bu alışkanlığın kazanmasında. büyüklerinin tutumunun önemli yeri vardır. Herhangi bir hastalık olmadan çocuğun yemek yemede güçlük yaratmasının başta gelen nedenleri o yaşın fizyolojik durumunun gerektirdiği kalori ve besin gereksinmelerinin ne kadar olduğunun bilinmemesi ve çocuğun seçme arzusuna yer verilmemiş olmamasıdır.  Bu yaş grubuna şiddetle istemediği yiyeceği vermekte ısrar etmek doğru değildir. Çocuklar seçmekte serbest bırakılırlarsa daha iyi bir yemek yeme alışkanlığı kazanabilmektedirler  (Hasipek 1988a, Karakuş 1997).  

Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanabilmesi için  toplumdaki bireylerin beslenme konusunda eğitilmesi gereklidir. Yapılan araştırmalar; beslenme eğitim programlarının beslenme bilgisi üzerinde etkisi olduğunu eğitim seviyesi yükseldikçe beslenme bilgisinin de buna paralel arttığını göstermiştir.  Okul öncesi çocuklarının sağlığını koruma ve sürdürmede en büyük temel rol oynayan annelerin beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgi düzeylerini saptamak amacıyla bu araştırma planlanıp, yürütülmüştür. 

Kaynak:turkiye_obezite_sismanlik_ile_mucadele_ve_kontrolprogrami_2010_2014

ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ EV EKONOMİSİ (BESLENME) ANABİLİM DALI Yayın Yeri: ANKARA

Yaşlara Göre Oynanan Oyunların Türleri

S0203679

Yaşlara Göre Oynanan Oyunların Türleri

0-2 Yaş :  Çocuklar bireysel oyun oynarlar ve çevreleri ile farklı etkileşimler kuramazlar. Renkli dikkat çekici oyunlarla oynar.

3 Yaş :  Yüksek yerlerde yürümeyi denerler. Takla atma ve tırmanma eylemleri yapabilirler. Yeni oyunlar yaratırlar ve oynarlar. Daha çok evcilik, doktorculuk, bakkalcılık… gibi oyunlar oynarlar.

4 Yaş : Resim yaparlar, yapılar kurarlar ve kendi yaptıkları şeylere hayranlık duyarlar. Yaptığı şeyi zevkle seyreder. Müzikten, şarkı söylemekten, dans etmekten çok hoşlanırlar. Özellikle ritimli müzikten çok hoşlanırlar ve büyük zevk alırlar. Resimli kitapları çok severler. Hayal gücünü uyaran kitapları tercih ederler.

5 Yaş :  Tek başına ya da bir yetişkinin yanında oynamaktan hoşlanır. Bedensel etkinlikleri arttığı için ip atlama, paten kayma, salıncakta sallanma; el becerisi arttığı için, kesme, yapıştırma, çizim yapma, resim yapma ya da bir resme harfi, sayıyı ekleme, kopya etme, parçalı bilmeceleri birleştirme gibi oyunlar oynarlar.

6 Yaş :  Bu yaş çocuğu oyunu bir iş gibi görmektedir. Boyama, yapıştırma, kesme ve çizim yapmayı sever. 6 yaşındaki çocuk dengeyi sağladığı için bedenini kontrol eder. Top, ip atlama, yüzme gibi oyunları tercih etmektedir. Çocuğun bunları yapması için bazı bedensel oyunlara da izin vermeliyiz.

Okul öncesi eğitim neden gereklidir?

bdk.fw

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN ŞART?

  • Saygı, sevgi,
  • Paylaşma, iş bölümü,
  • Sorumluluk,
  • Sosyal çevre oluşturma,
  • Bedensel ve zihinsel gelişim açısından çocuğu geleceğe hazırlayan en güvenli ortamdır.

Bilindiği gibi, 3 ile 6 yaş arası, çocukta pek çok değişmenin yaşandığı yıllardır. Normal gelişim gösteren bir çocuk, 6 yaş civarında bir çok motor becerileri kazanmış, çeşitli fiziksel becerilerini kullanmaya başlamıştır. Bilişsel gelişim açısından ise, fiziksel ve sosyal çevresi ile ilgili yoğun bir bilgi birikimi oluşturmaya ve çevresinde gelişen olayları anlamaya başlamıştır. Buna karşın, okul öncesi yılları çocuğun soyut düşünme yetisinin henüz tam şekillenmediği ve bu nedenle yapılan tüm etkinliklerin somut bir biçimde çocuğun yaparak ve deneyerek öğrenmeyi gerçekleştirdiği yıllardır.

Şöyle bir düşünüldüğünde, okul öncesi yılları çocuğun arkadaşları ve öğretmeni ile birebir olarak kuracağı iletişime dayalı konuşma ve dinleme becerilerini geliştirici etkinliklerin ağır bastığı yıllar olmalıdır.

Okul öncesi eğitim neden gereklidir

  • Çocukta zeka gelişiminin %80’lik kısmı 7 yaşına kadar tamamlanır ve öğrenme becerisi bu yaşta gelişir.
  • Çocuğun grup içine katılması, sağlıklı ilişkiler kurması, kültürel değerlerine sahip çıkması, sosyalleşmesi gibi olgular bu yaşta gelişir.
  • Bu dönemdeki sapma ve olumsuzluklar çocuğun bütün yaşamını olumsuz yönde etkiler.
  • Farklı kültür ortamlarından ve ailelerden gelen çocuklar ortak bir yetişme ortamına okul öncesi eğitim kurumlarında ulaşır. Çocuk kendine güven duygusunu bu kurumlarda kazanmaya başlar.
  • Dilini doğru, yanlışsız ve güzel konuşma özelliğini bu yaşta öğrenir. Toplumu, çevreyi, evreni ve insan davranışlarını tanımaya başlar.
  • Nesneleri, eşya ve varlıkları, temel bir takım becerileri, davranışları, olumlulukları ve olumsuzlukları öğrenmeye başlama yaşı 4-6 yaşları arasındadır.
  • Aile içi desteğin tek başına yetmediği, çocuğun kendi yaşıtlarıyla birlikte olabileceği, bedensel ve zihinsel gelişmelerini sağlıklı biçimde sürdürebilecekleri bir ortam olduğu için okul öncesi eğitim zorunlu ve gereklidir.

Türkiye genelinde ortalama okul öncesi okullaşma oranı %15 tir. Bu son derece çarpıcı bir orandır. Diğer Ülkelerle karşılaştırıldığı zaman durum daha net olarak anlaşılmaktadır. Avrupa’daki bir çok ülkede bu oran %100’dür.

Okul öncesi eğitiminin desteklenmesi için sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Aile ve eğitimci işbirliği ile gerçekleşen okul öncesi eğitim; çocuğun daha yaratıcı, ileriyi görebilen, yeni ürünler yaratabilen ve çevresini kendi amaçları için yönlendirebilen özerk bir birey olarak yetişmesine katkı sağlayacaktır.

Çocuğunuzla İletişim Kurmanın Altın Kuralları

Çocuklara iletişim kurabilmeyi öğretmek ve onunla kaliteli iletişim kurabilmek, çocuğun gelişiminde ve uzun vadedeki mutluluğunda etkili olur. Çocuklar büyüdükçe ailelerinden kendi hayatlarıyla ilgili bilgileri saklamaya baslayabilirler. Her düşündükleri ve hissettikleri şeyi ebeveynleriyle paylaşma ihtiyacı duymazlar. Bu yüzden onların yardıma ye da konuşmaya ihtiyacı olup olmadığını anlamak ailelerin görevidir.

Çocuklar özgürlüklerine sahip olmaya başladıkça, anlaşmazlıklar ve fikir çatışmaları bas göstermeye baslar. Ebeveynle tartışma, büyümenin normal bir parçasıdır, çocuklar sınırları denerler. Bu çekişmeler bir nevi iletişim kapılarının açık kalmasını sağlar. İletişim problemleri çözer. İletişim önemlidir.

Eğer ebeveyn ve çocuklar iletişimi keserlerse, gerçek problemler ortaya çıkmaya başlar. Ailesini dinlemeyen ye da onlarla konuşmayan çocuklar, potansiyellerinin altına düşme veya problemli bir genç olma riskini taşırlar. Ayni zamanda bu çocuklar, kendilerini güvensiz ve sevgisiz hisseden çocuklardır, bu onları mutsuz ve basarisiz bir geleceğe sahip olmaya aday yapar.

Bunların aksine, birçok problem, iletişimle çözülebilir. Ona açık sorular sorun İletişim iki yönlü bir yoldur. Sıklıkla ilişkilerde, insanlar dinlemekten çok konuşmayı tercih ederler. İletişimi çocuklara hayatla ilgili dersler ve bilgiler verme yolu olarak kullanmak doğru değildir. Eğer ebeveyn dinlemiyorsa, ortada gerçek anlamda bir iletişim yok demektir.

Dinlemek, dinleyen tarafın anlatılan konuyla ilgilenerek, dikkatle dinlemesini gerektiren bir işlemdir. Düşünmek ve yapmak; birkaç saniyeliğine konuşmayı bırakması, o insanin sizi dinlediği anlamına gelmez. Eğer çocuğunuzun gerçekten ne hissettiğini ve düşündüğünü size söylemesini istiyorsanız, saka yoluyla, ona takılarak zamanla bu bilgiyi alabilirsiniz. Bir soru sorduğunuzda, açık olmasına dikkat edin. Bir ergenle sohbet açmaya çalışmak bazen çok zor olabilir:

‘Bugün okul nasıldı?’ ‘Iyi…’

‘Bugün neler yaptın?’ ‘Hiçbir şey!’

Bunlar gibi kapalı sorular, çocukları evet/hayır cevabını vermeye davet ettiğinden ailelerin çocuklarının hayatlarıyla ilgili bilgi almalarını zorlaştırır. Onlara iletişim kurabilmeyi öğretmek ve onunla kaliteli iletişim kurabilmek, çocuğun gelişiminde ve uzun vadedeki mutluluğunda etkili olur.

Sessizliğin gücünü de unutmayın. Eğer bir süreliğine sessiz kalırsanız, çocuğunuz eninde sonunda sessizliği bozacak bir şeyler söyleyecektir. Ama onlar için her sessizliği doldurursanız, sessiz kalmayı ve bununla yetinmenizi tercih ederler. Ne olursa olsun iletişimi sürdürün Çocuğunuzu dinlemek, onun her söylediğiyle ayni fikirde olmanız ye da onun her dediğini yapmanız demek değildir. Çocuklar bazen ‘Beni dinlemiyorsun’ diye şikayet ederler ama aslında söylemek istedikleri ‘Senden yapmanı istediğim seyi yapmıyorsun’ dur. Onu dinleyin, söylemek istediğini anlayın ve sonra onun fikrine neden katılmadığınızı açık bir dille anlatın!

Birçok ebeveynin keşfettiği gibi, çoğunlukla iletişim kendiliğinden ye da kolaylıkla kurulmaz. Kurulamayan ye da zayıf olan iletişim, aile içindeki gerilimin de nedenlerinden biridir. Buradaki problem, iletişim kurmadaki isteksizlik değil, iyi bir iletişim için engellerin nasıl aşılacağı bilgisine sahip olmamaktır. Çocuklarınızı dinleyerek, ne düşündüklerini öğrenmekle kalmaz, onlara bir yetişkin gibi saygı duyduğunuzu ve her zaman onları dinlemeye açık olduğunuzu da göstermiş olursunuz.

İşler yolundayken iletişime gerek yokmuş gibi düşünmek, herkesin düştüğü genel bir tuzaktır ve sadece işler kötüye gitmeye başladığında endişe edilir. Bazı problemler iletişim sayesinde hiç ortaya çıkmayabilir. Bir sorun olduğuna dair hiçbir uyarı görmeyebilirsiniz ve sorun kötüleşmeye devam eder. Bu yüzden işler yolunda gitse bile konuşmaya devam edin ve dinleyin.

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

BDK

seçkin eğitim kadrosu.fw

Çocuğuma düzenli olmayı nasıl öğretebilirim?

Ekran Resmi 2015-08-01 22.55.33

 

Anne babaların çocuklarıyla ilgili en çok şikayet ettikleri konuların başında “düzensizlikleri” gelir. Odalarını toplamamaları, okul çantalarını zamanında hazırlamamaları, dolaplarının dağınık olması, eşyalarını ortada bırakmaları vb. konularda ailelerin genelde şikayetleri olur.

Peki çocuklarımıza düzenli olmayı nasıl öğretebiliriz?
– Birçok aile bu konuda çocuğuna gereğinden fazla tepki gösterebiliyor. Öncelikle düzenli olmak doğuştan kazanılmış bir beceri değildir. Bu nedenler öğrenilen bir alışkanlık olduğunu bilmek ve tepkilerimizi buna göre vermemiz gerekir.

Öncelikle anne baba varsa yetişkin bireyler örnek olmalıdır. Ne diyor atalarımız. Üzüm üzüme baka baka kararır.

Çocuk henüz 8-9 yaşından küçük ise ona toplamasında yardımcı olunmalıdır. Ancak bu yardım gitgide azalmalıdır. Ayrıca bu yardım eğitim ve yol gösterme (rehberlik) amaçlı olmalıdır. Bir çocuktan bilmediğini isteyemezsiniz.

Daha küçük yaştaki çocuklara düzenli olmayı öğretmek için odasını toplamayı oyun halinde yapabilirsiniz. Örneğin sahip oldukları oyuncakları oyun kutusunda eğlenceli bir şekilde toplayabilirsiniz.

Yaşına uygun görevler vererek sorumluluk duygusunu geliştirmelisiniz. Bu duygu sayesinde zamanla düzenli olmayı da alışkanlık haline getirecektir.

Ergenlik döneminde geçici bir dağınıklık dönemi yaşanabilir. Eğer genç önceden düzenliyse zamanla tekrar düzene girecektir. Ancak ona bu konuda ki sorumlulukları hatırlatılmalıdır. Gencin odası mümkün olduğu kadar onun adına toplanmamalıdır. Ancak ergenliğe kadar anne baba olarak siz odasını toplamış iseniz, sizden bunu beklemeye devam edecektir. Bu nedenle bu konuyu ergenliğe bırakmayınız.

Çantasını düzenli olması, düzenli ders çalışmasıyla da alakalı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle düzenli ders çalışmasını öğretmek gerekir.

Yemek masasından kalkanlar kendi çatal-kaşık ve tabağını da kaldırmayı alışkanlık haline getirmelidir. Bu alışkanlık çocuğun düzen alışkanlığı kazanmasında da etkili olacaktır.

Özkan Emiroğlu