Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 255 68 78 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Etiket: anaokulu

Anne-Baba-Çocuk Üçgeninde Sorun Çözme ve İletişim
Anne-Baba-Çocuk Üçgeninde Sorun Çözme ve İletişim

Anne-babaların kendilerini en fazla çaresiz hissettikleri konulardan biri, büyümekte olan çocuklarına sağlayacakları “disiplin” in en doğrusun ve sağlıklısının nasıl olacağıdır. Aile içinde disiplin, salt problem çözme ile tanımlanamaz. Anne-babanın herhangi bir sorun olmadığında da çocuk tarafından dinlenir olmaları önemlidir ve bunun yolu iyi ilişkiden geçer.

Ebeveynler çocukları ile ilişki kurmaya başlarken bazı ana noktaları sağlamış olmalıdırlar. Bu ana noktalar sonucunda, aile içi iletişimin sağlıklı olması ve çıkacak problemlerin önlenmesi beklenir.

Öncelikle çocuğunuz için her zaman güvenli bir liman olduğunuzu onlara hissettirmelisiniz. Siz onun için, yaşayacağı fırtınalara rağmen dönüp dolaşıp gelebileceği fiziksel ve duygusal bir kuvvet olmalısınız. Böylelikle size güvenli bir şekilde bağlı kalırken, aynı zamanda da çevreyi keşfetmek için duyduğu heyecanı doyurabilir.

Peki Bu Güvenli Bağlanmayı Nasıl Sağlayabilirim?

  • Çocuğunuz ile elinizden geldiğince fazla vakit geçirin. Çocuğunuzun ilk yıllarında size olabilecek en fazla şekilde ihtiyaç duyar.
  • Çocuğunuz bir gerginlik yaşadığında bu konu hakkında ne düşündüğünüz ona karşı davranışınızı da etkiler. Örneğin çocuğunun mızmızlığını kendisini rahatsız etmek için yaptığını düşünen anne, sabırsız davranır ve yaşanan gerginliğe yardımcı olmayı başaramaz.
  • Hayat şartlarınızı değiştirmek veya eğer mümkünse başkalarından destek almanız size yardımcı olabilir. Eğer kişisel hayatınız çocuğunuza yeterli bağlanmayı sunmanızı engelliyorsa; bazı şeyleri gözden geçirmelisiniz.
  • Aile içindeki değişken ve reddedici ebeveyn tutumları güvenli bağlanmayı tetikleyerek çatışmaya katkıda bulunur.

Çatışmayı önlemek için ebeveynler açısından önemli bir diğer tutum ise iyi bir kapsayıcı olmaktır. Çocuğunuz bazen birinin kontrolü ele almasına ihtiyaç duyar. Bu kişi kızgınlığın, onaylanmamanın ve başkaldırıların üstesinden gelebilecek kadar güçlü olmalıdır. Ebeveynler çocuklarının sağlıklı gelişimi için net kurallar ve sorumluluklar belirlemelidirler.

Çatışmaları önleme konusunda diğer bir önemli ebeveyn tutumu da onu gerçek dünyaya hazırlamaktır. Burada amaç salt çocuğunuzu mutlu etmek değil onu hayattaki hayal kırıklıklarına, yenilgilere, adil olmayan durumlara hazırlamak ve birey olmasını sağlamaktır. Çocuklar gerçek hayatta onları üzebilecek durumların da olabileceğini ve bu durumlarda duygularını ifade edebilmeyi öğrenmelidir. Öte yandan ailenin her durumda istediğini yaparak mutlu ettiği çocuklar genellikle öz-disiplin konusunda başarısız olurlar, çünkü kendi hatalarının sonuçlarını görmekten yoksun bırakılmışlardır.

Çocuğunuz sizden koşulsuz sevgi almalı ancak hayatın adil olmadığını da görmeli ve bununla başa çıkmayı öğrenmelidir. Buna hazırlanmak için isteklerini erteleyebilmeyi, yaptığı hareketlerin sorumluluğunu almayı, öz-değerlendirme yapmayı, hayatındaki işleri dengeleyebilmeyi (hedefler, çakışan istekler, sorumluluklar) öğrenmelidir.

Sorunlar ortaya çıktığında nasıl sınır konmalıdır?

Şehrin caddelerinden birinde ilerlerken bir trafik ışığına yaklaştığınızda ışık sarıya dönerse, kavşaktan geçebilecek zamanınız varsa bile; sarı ışıkta durur musunuz? Yetişkinlerin çoğu durmaz, çocukların çoğu da anne-babaları bu işaretleri gösterdiklerinde yanlış davranışlarını durdurmazlar. Bunun nedeni çocuğunuza karışık mesaj vermenizdir. Sözel mesaj ile davranışsal mesaj birbirine uymadığı veya birbirini desteklemediği zamanlarda problemlere yol açar. Tekrarlı uyarılar aslında tahmin edilen yardımı sağlamıyor olabilir. Davranışla desteklemeyen sözel mesajların tekrarı, çocuğa davranış gelene kadar istediğini yapabilme -itaat etmeme- olanağı sağlar. Yetişkinler bazen kendi kavramlarının çocuklarla aynı olduğunu düşünürler. Bu da etkili mesaj vermeyi engeller.

Aile içinde etkili disiplin sıcak ve yakın ebeveyn-çocuk ilişkisiyle başlar. Bunun üzerine tesis edilmiş disiplinin sağlıklı ve etkin olacağı unutulmamalıdır. Ebeveynlere düşen görev, sınır koyarak neyin başarılmaya çalışıldığını netleştirme, bu sınırların çocuğun yaşına uygun olup olmadığına dikkat etmek ve sonrasında çocuğa sınır koyarken ona özgürlük alanı bırakmaktır.

Referanslar
MacKenzie, R. J. (1998). Çocuğunuza Sınır Koyma. HYB Yayıncılık: Ankara.
Pearson, L. & Stamford, L. A. (2006) The Discipline Miracle. Amacom: New York.
Kircaali‐Iftar, G. (2005). How do Turkish mothers discipline children? An analysis from a behavioural perspective. Child: care, health and development, 31(2), 193-201
Kağıtçıbaşı, Çigdem. (2009) Family, Self and Human Development Across Cultures. Psychology Press: New Jersey.

Feriha Şenkaya Dildar
Uzman Psikolojik Danışman

Çocukluk Dönemde Kaygı Bozuklukları
Çocukluk Dönemde Kaygı Bozuklukları

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Okul öncesi döneme kadar normal gelişimin bir parçası olan ayrılma kaygısı, çocuğun yaşından beklenen düzeyin üzerine çıktığında yani okulçağına ulaşıldığında ve devam ettiğinde bu tanıyı almaktadır. Ayrılmakaygısıbozukluğu en yaygın kaygı bozuklukları arasındadır. Kız ve erkekçocuklarda aynı sıklıkla görülmekle birlikte, bazı araştırmalarda kızların daha fazla bir oranda gösterdiği görülmektedir. Evden ya da bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir biçimde aşırı sıkıntı duyabilir. Kötü bir olayın, bağlandığı başlıca kişiden ayrılmasına yol açacağına ilişkin sürekli ve aşırı kaygı duyma (örn. kaybolacağı ya da kaçırılacağı) olarak da kendini gösterebilir. Ayrılma kaygısından ötürü sürekli olarak okula ya da başka bir yere gitmek istemez ya da gitmeyi reddedebilir. Tek başına kalma, evde bağlandığı başlıca kişiler olmaksızın kalma ya da kendisi için önemli erişkin insanlar olmadan diğer ortamlarda bulunma konusunda isteksizlik gösterir ya da bu konuda sürekli ve aşırı bir korku duyar. Bağlandığı başlıca kişinin yakınında olmadan ya da evinin dışında uyumayıp, başka yerde kalamayabilir. Ayrılma konusunda sürekli kabus görebilir. Bağlandığı başlıca kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir biçimde baş ağrısı, karın ağrıları, bulantı ya da kusma gibi fiziksel semptom yakınmalarını dile getirir.

Yaygın Kaygı Bozukluğu: Temel özellik belirli çevresel koşullarla sınırlı olmayan yoğun, kontrol edilemeyen, yaygın ve sürekli bir kaygı halidir. Açıkça kaygı uyandırmayacak durumlar bile kaygı yaratabilir. Çocuklar birçok durumla ilgili gerçekçi olmayan kaygılar oluştururken günlük aktivitelerinde çok önemli olmayan detaylara takılıp kaygı yaşarlar. Fiziksel semptomlar olarak konsantrasyonda dağılmairitasyonuykubozukluklarıyorgunluktezcanlılıkkabuğunasığmazlıkalışık olunmayan kas gerginlikleri görülür. Böyle çocuklar kaygılanmaktan kaygılanırlar. Kendisini kaygısıyla baş edemeyen kaygılı biri olarak gördüğü için yeterince rahat olamama olasılığı olan en küçük bir durumda bile kaygılanır. Çocuklarda ve ergenlerde yaşantılarının bir yerinde panik atakla da karşılaşmaları mümkündür. Bu çocukları belirlemek çok zor değildir. Çükü yaşantılarının birçok yerinde kaygı yaşadıkları için çabuk göze çarpar. Ancak aileler için zorluk noktası belirgin olarak gerçekten neyin yanlış gittiğini anlayamamalarıdır. Problemi nerede olduğunu bilemedikleri için de çözüm üretemezler. Böyle kaygılara bir süre çok yoğun yaşanıp daha sonra hafiflediği dönemler de söz konusu olabilir.

Özgül Fobi: Özgül bir nesne ya da durumun varlığı ya da böyle karşılaşılacak olma beklentisi ile başlayan aşırı ya da anlamsız, belirgin ve sürekli korku halidir. Belirli hayvanlarla karşılaşma, yükseklikkaranlıkgök gürültüsüuçakla seyahat etmekapalı yerler, genel tuvaletleri kullanma, belirli yiyecekleri yeme, dişçiye gitme, kan veya yara görme ve belirli hastalıklarla karşılaşma korkuları görülebilir. Yetişkinlerde böylesi durumlarda panik atak biçimini alabilecekken, çocuklarda endişe, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma gibi dışa vurulabilir. Yetişkinlikte anlamsız olduğunu bilmesine karşın çocuklarda bu özellik bulunmayabilir.

Sosyal Fobi: Adından da anlaşılacağı üzere bu problemi yaşayanlar sosyal ortamlarda kaygı yaşarlar. Kendilerinin yeterince başarılı olamadıklarına inanırlar, devamlı olarak böyle bir ortamdaki sıkıntıya odaklanırlar. Kişi küçük duruma düşeceği ya da utançduyacağı bir biçimde davranacağından korkar. Çocuklarda tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi olması ve kaygının sadece yetişkinlerle değil yaşıtlarıyla da ortaya çıkması gerekir. Çocuklarda kaygıağlamahuysuzlukgöstermedonakalma ya da tanıdık olmayan insanların olduğu durumlardan uzak durma olarak dışa vurabilir. Bazı ortamlar diğerlerinden daha fazla kaygı yaratabilir. Tanıdığı arkadaş grubunda rahatça konuşurken, sınıf ortamında konuşmaktan çekinir. Ya da öğretmeniyle birebirde konuşurken sınıfta sorulduğunda cevap vermez. Toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, sadece uzaktan izlemekle yetinirler. Tüm bunların sonucunda topluluğun olduğu yerlere; yuvaya ya da okula gitmek istemezler. Bu çocuklar özellikle başkaları tarafından gözlenebilen sosyal ortamlarda daha çok kaygı duyarlar. Örneğin, öğretmenine soru sorarken çekinmeyebilir fakat bütün bir sınıfın önünde konuşma yapacağı zaman endişeye kapılabilir. Sosyal fobisi olan çocuklar çoğunlukla korkularının abartılı olduğunun farkına varırlar fakat bunu kontrol edemezler. Kendi duygularını kontrol edememek onları daha çok kaygılandırır. Bazı çocuklar da bu kaygılarıyla kendilerini dış dünyaya sözel olarak kapatarak başa çıkmaya çalışır. Bu gibi çocuklar kalabalık ve sosyal ortamlarda konuşmaktan çekinirken bire bir konuşma gibi diğer durumlarda aynı kaygıyı hissetmezler.

Panik Bozukluk: Panik bozukluk yaşayan çocuklar panik atak adı verilen tekrarlayıcı ve beklenmedik krizleri yaşarlar. Küçük yaş çocuklarında çok görülmemekle birlikte daha büyük çocuk ve ergenlerde görülebilir. Panik ataklar genelde yirmi dakika ile yarım saat arasında süren çok yoğun kaygı durumlarıdır. En üst noktaya genelde ilk on dakikada ulaşır. İlk on dakikada kalpçarpıntısıkalp çarpışında artışterlemetitremesarsılmagöğüsağrısı ya da göğüstesıkıntıhissimidebulantısıkarınağrısınefesdarlığı ya da boğuluyorgibiolma duyumlar yaşanır. Soluğun kesilmesi, baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma, gerçek dışılık duyguları ya da benliğinden ayrışma hali, kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağıkorkusuölüm korkusu, uyuşma ve karıncalanma duyumları, üşüme, ürperme ve ateş basmasıgibi sıkıntılar dile getirilebilir. Panik atağı belirli bir durumda yaşamış olmasına karşın, çocuğun herhangi bir uyarı gelmeden tekrar yaşayacağına dair bir inancının oluşması çocuğu yeterince kaygılı yapar. Böylece yaşam biçimini değiştirmesine birçok şeyden kaçınmasına neden olabilir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Çocuk, ergen ya da yetişkinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayı yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiş olması sonucunda görülebilir. Yetişkinler daha çok aşırıkorkuçaresizlik ya da dehşetedüşme tepkileri gösterirken çocuklar bunların yerine dağınık ya da ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler. Belirtiler özellikle travmadan sonraki üç ayda ortaya çıkar ama bazı çocuklar bunun üstünü kapatabilirler. Bundan dolayı aylar veya yıllar sonra da travmanın etkileri görülebilir. Bu çocuklar yaşamış oldukları travmadaki duyguları tekrar tekrar yaşayabilirler ve bunu oynadıkları oyunlarda belli ederler. Kişilik özellikleri ya da kişide önceden bir duygusal hassasiyetin bulunması, bu problemin gelişimi için eşiği düşürür ya da gidişi alevlendirir. Tipik belirti, geri dönüşler ve rüyalarla travmanın yineleyici bir biçimde yaşanmasıdır. Olaya ilişkin detayları hatırlamakta zorluk çekerler, uykubozukluğu ve dikkateksikliği görülür. Ayrıca kolay irrite olurlar. Bir duygusuzluk hali, diğer insanlardan uzaklaşma, haz almama ve travmayı hatırlatacak etkinliklerden kaçınma vardır. Aşırı uyarılmışlık ve tetikte olma durumu, artmış irkilme tepkisi ve uykusuzluk vardır.

Kaygının Kaynağı

Klinik alandaki pek çok teori ve araştırma kaygı bozukluklarının dayanaklarını, bulgularını ortaya çıkış biçimini anlamaya yönelmiştir. Kaygıların ortaya çıkışıyla ilgili üç farklı yaklaşımdan söz etmek mümkündür. Psikanalik yaklaşıma göre kaygılar ve fobiler çocuğun büyürken yaşadığı bilinçaltındaki çatışmalarla baş etmek üzere geliştirilmiş savunma mekanizmalarıdır. Bu dile gelmekte zorlanılan dürtüler, anılar ve duygular bastırılarak dışarıdaki bir nesne ya da duruma yansıtılır. Böylece gerçekte yaşanan kaygının kaynağı sembolleştirilmiş olur. Davranış ve öğrenme teorilerine göre ise, kaygı bir deneyim içerinde öğrenilmiş bir şeydir. Bazı durumlarda çocuk etrafındaki kendine model aldığı yetişkinlerin verdiği mesajları içselleştirerek kaygılı bir durum ya da nesneyle ilgili kaygılı düşünceler geliştirir ve bu inançlara sıkı sıkıya bağlanır. Bazılarında ise başlangıçta kendinde kaygı yaratan durumlardan kendini uzak tutup kaçındıkça bir pekiştirme süreci yaşar. Kaygı uyandıran durumlardan uzak durmak kaygıyı azalttığı için devamlı olarak uzak durmaya ve zihninde de bu durumla ilgili iyice yerleşik inançlar geliştirmeye başlar. Bağlanma teorisine göre ise, korku kişinin hayatta kalabilmesi için biolojik olarak var olan bir duygusudur. Ancak bebeklikten itibaren olan bu varoluşsal kaygılar zamanla bakım veren kişinin onun kaygılarını sakinleştirmesi, kavraya bilmesi, rahatlaması için tutalı olarak cevap vermesi ile baş edilir olmaya başlar. Güven ilişkisi içinde baş edilir olan kaygılar, yeterince güvenin sağlanamadığı ilişkilerde sürekli ve baş edilemez olmaya başlar.

Kaygılı Çocuğun Klinik Alanda Ele Alınması

Kaygı bozukluğu olan çocukla klinik alanda çalışma, kaygının dayanağını anlamakla başlar. Aile içi dinamikler, kaygının ortaya çıkışını ve sürekliliğine temel olan nedenler anlaşılmaya çalışılır. Çocukla yapılan birebir görüşmelerde çocuğun kendisinde kaygı yaşatan durumlarla ilgili bağlantı kurması üzerine çalışırken, anne-babalarla yapılan görüşmelerde de kendi bireysellikleri üzerinden çocuklarının yaşadığı kaygı arasındaki bağlantı ele alınır.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog

 

Oyunun Karşı Konulmaz Gücü
Oyunun Karşı Konulmaz Gücü

“Oyun” çocuğun dünyasında kendini ifade etmesi, yaratıcı becerilerini geliştirmesi ve iyi vakit geçirmesi kadar, anne-baba ilişkisindeki pek çok çatışmayı çözmek ve bir uzlaşma ortamı yaratmak için en önemli alandır.

Çocuğun büyümesi ve sağlıklı gelişmesi için “oyun”, çocuğun gündelik yaşamının mutlaka bir parçası ol-malıdır. Oyun, özellikle okulöncesi çağdaki çocuğun temel uğraşı ve öğrenme için kullandığı başlıca yol-dur. Çocuklar duygularını yetişkinler gibi anlamlan¬dıramadıkları gibi duyguları hakkında da yetişkinler gibi konuşamazlar. Oyun, çocuğa yetişkin dünyasın¬dan uzakta, kurallarını kendi koyabildiği ve böylece yaşamı üzerinde kontrol duygusu hissedebildiği bir yer açar. Çocuk oyun yoluyla duygularını, merakları¬nı ve ihtiyaçlarını toplum tarafından kabul gören bir yolla dışa vurma olanağı bulur. Örneğin, kardeşini kıskanan bir çocuk bebeğini cezalandırabilir veya dönmemek üzere bir seyahate gönderebilir. Oyun agresyonun güvenli bir biçimde ifade edilmesine de hizmet eder. Dolayısıyla, oyun içinde çocuk kendine, çevreye veya oyuncaklara zarar vermediği sürece her şey serbest bırakılmalıdır.

Oyun aynı zamanda bir sosyalleşme yoludur. Oyun yoluyla sosyalleşen, “ben” ve “başkası” kavramlarının bilincine varan çocuk, vermeyi ve almayı da oyun aracılığıyla öğrenir. Bu nedenle sıra beklemek, ku¬rallara uymak, başkasının eşyasına saygı göstermek, uzlaşmak ve bunun gibi sosyal becerilerin de öğre¬nilmesinde oyunun rolü büyüktür.

Oyunlar sırasında önemli olan pahalı oyuncaklara sa¬hip olmak değildir. Çocuğun güvenle ve çok amaçlı kullanabileceği su, kil, kum gibi doğal malzemelerin yanı sıra tahta bloklar, lego gibi oyuncaklar çocu-ğunuzun hayal gücü ile kurgulayabileceği “sembo¬lik oyunlar” kurabilmesini desteklemek açısından öncelikli seçilmelidir. Bazen çocuğa silah, kılıç gibi malzemeler sağlamak anne-baba için kaygı uyandırı¬cı olabilir. Halbuki, çocuk bu objelerle oynamak iste¬dikten sonra bir tahta parçasını bile kılıç olarak hayal edip kullanabilir. Anne babaların kaygıları nedeniyle çocuğun oyuncak seçimine kısıtlamalar getirmesi çoğu zaman işe yaramamaktadır.

“Sembolik oyunun” yanı sıra bir de “yapılandırılmış” oyunlar vardır. “Yapılandırılmış” oyunlar belli kurallar veya talimatlar çerçevesinde daha çok masa başın¬da oynanan oyunlardır. İpe boncuk dizme, puzzle, yapılandırılmış oyunlardan bazılarıdır. Bu oyunlar çocuğun dikkat ve konsantrasyon yeteneklerini, el becerilerini geliştirerek onu okula ve sosyal yaşama hazırlar. Çocuk bir aktiviteyi baştan sona yerinden kalkmadan tamamlayarak sınıf ortamında da konsantre olabilmeyi, sınıf kurallarına uymayı öğrenir. Ayrıca, çocuk kurallı oyunlar üzerinden kazanma-kaybetme gibi sosyal yaşamda da karşısına çıkacak durumlarla baş etmeyi öğrenir. “Oyun” çocuğun dünyasında kendini ifade etmesi, yaratıcı becerilerini geliştirmesi ve iyi vakit geçirmesi kadar, anne-baba ilişkisindeki pek çok çatışmayı çözmek ve bir uzlaşma ortamı yaratmak için en önemli alandır. Çocuğun sadece bakımı, korunması ve bir takım günlük yaşam hedeflerinin (temizlik, ödev yapma, oda toplama v.b.) gerçekleştirilmesi üzerinden giden anne-babalık çocuğun ihtiyaçlarını hiçbir şekilde karşılamaz. Oyun da bunlar kadar önemli ve rutinde yer alması gereken bir süreçtir.

Çocuğuyla ilişkisini daha olumlu bir hale getirmek isteyen anne-baba ilk önce çocuğuyla oynadığı oyu¬nu olumlu bir hale getirmelidir. Bunun için günde yarım saatlik özel bir oyun zamanı ayırmak yeterlidir. Çocuğunuzla dolu dolu ikinize ayrılmış bir yarım saat, sadece orada bulunduğunuz uzun bir günden daha çok ’kaliteli zaman’’ tanımına uyar. Bu sürede anne-baba öğretme kaygısına kapılmadan, oyuncak-ları çocuğun seçmesine, oyunu onun yönlendirme¬sine izin vererek ona eşlik etmelidir. Serbest oyunu takiben beş on dakika süren boncuk dizme gibi bir yapılandırılmış oyun oynamak çocuğun gelişimini olumlu yönde etkileyecektir.

Bunları Biliyor Muydunuz?

  • Amerikalı psikiyatrist Stuart Browni 1966-2008 yılları arasında serbest oyunun çocuk gelişimindeki önemini vurgulayan uzun soluklu bir araştırma yapmış; 42 yıl içinde 6000 kişiyle çocukluk dönemleri hakkında görüşülmüştür. Bu çalışma, hayal gücüne dayalı serbest oyundan uzak kalmanın çocukların mutlu ve uyumlu yetişkinler olmalarını engellediğini ortaya koymuştur.
  • 1984’te oyunun kaygı gibi duygusal süreçler üzerindeki etkisini araştıran bir çalışmada, okulun ilk günü çocukların kaygı düzeyleri değerlendirilmiştir. Kaygılı çocukların yarısını içi oyuncak dolu odalara yönlendirip oyun oynamalarını isteyen araştırmacılar, yarısından da masa başında öğretmenleri tarafından okunan bir hikayeyi dinlemelerini istemişlerdir. 15 dakika sonra kaygı düzeyleri yeniden ölçülen çocukların oyun oynayan gruptakilerin hikaye dinleyen çocuklara oranla kaygı düzeylerinde iki kat düşüş gözlenmiştir.
  • Minnesota Üniversitesinde çalışan okul psikologu Anthony D. Pellegrini oyun sırasında çıkan kavgaların çocukların problem çözme becerilerini geliştirdiğini vurgulamıştır. Yayınladığı makalede de ilkokul çağında gürültülü patırtılı oyunlar oynayan erkek çocukların sosyal problem çözme becerilerinin çok daha gelişmiş olduğuna işaret etmiştir.
  • 2007 yılında Washington Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan bir araştırma oyunun dil gelişimi üzerindeki olumlu etkisini ortaya koymuştur. On sekiz ay-iki buçuk yaş arasındaki orta ve alt gelirli ailelerden gelen çocuklara bir kutu oyuncak blok verilmiş, anneler ise ne sıklıkla oynadıklarının kaydını tutmuştur. 6 ay sonra bloklarla oynayan çocukların, bloklara sahip olmayan çocuklara göre dil testlerinde daha başarılı oldukları görülmüştür. Elbette bloklarla oynamak kadar, oyunun çocukları televizyon ya da bilgisayar gibi daha verimsiz aktivitelerden uzak tutması da sonuçlar üzerinde etkili olmuştur.

 

 

 

Kaynak: http://www.psidanismanlik.com

Ortak Dikkat Nedir ?

Bebekler dış dünyaya ilişkin ilk bilgiyi annelerinin (ya da ona bakım veren kişinin) aracılığıyla öğrenir. Yeni doğmuş bir bebek uyanık olduğu zamanın çoğunu annesinin memesinde ve onun yüzüne bakarak geçirir. Anne, yüzü, sesi, elleri ve nihayetinde tüm bedeni aracılığıyla bebeğine dış dünyanın kapılarını aralar. Yumuşak bir dokunuş, teskin eden bir ses, bir gülümseme ya da bir bakış bebeğin içsel duygulanımlarını dış dünyaya aktarmasına yardımcı olur. Doğumun hemen ardından başlayan bu süreç duygusal ve zihinsel gelişimin de temelini oluşturur: bebek annesiyle kurduğu karşılıklı ilişki sayesinde yavaş yavaş dış dünyaya ait kalıpları ve işaretleri öğrenmeye başlar.

Sekiz ile oniki hafta arasında bebeklerin çevreyle olan etkileşimlerinde önemli bir gelişme olur. Görsel motor sisteminin gelişmesiyle (bebeğin bakışlarını kontrol edebilmesiyle) bebek gözlerini annenin gözlerine odaklayabilir ve anneyle olan göz temasını daha uzun süre (gözlerini açarak) sürdürebilir hale gelir. Çok küçük ve önemsiz gibi gözüken bu gelişme sayesinde anneyle çocuk arasındaki sosyal etkileşim de daha farklı bir düzeye taşınır. Bebek artık annenin bakışını takip edebiliyordur. Böylece anne, şimdi, bebeğinin kendisine tümüyle tepki veren bir canlı olduğunu ve aralarında güçlü bir bağın kurulduğunu daha fazla hissetmeyebaşlar. Bebek bu dönemde yalnızca annenin yüzüne bakarak bir sosyal etkileşim başlatabilir. Bu dönemde bebeklerin genel olarak çevreleriyle olan etkileşimlerinde de gözle görünür bir artış olduğu bilinir: çevrelerini belirgin bir biçimde izlemeye, kendilerine yaklaşan yüzlere seçerek bakmaya, gülümsemeye ve sesler çıkarmaya başlarlar. Bu dönemde yüzler bebekler için en etkileyici objelerdir. Üç, dört aylık bir bebeğin annesinin yüzünü ayırt etmeye başladığı ve ona gülümseyerek karşılık verdiği bilinmektedir. Anneyle bebek arasındaki bu gülümseme bebeğin ilk duygusal ifadesidir.

Dilin öncüsü olarak görülen ve yaklaşık olarak altıncı aydan sonra tam anlamıyla gelişmeye başlayan “ortak dikkat” becerisinin temeli de anneyle bebek arasındaki bu karşılıklı gülümsemedir: bebek, anneye gülümser ve karşılığında anne de ona gülümseyerek cevap verir. Böylece, bebeğin gülümsemesinin bir amacı (annneyi gülümsetmek) olmuş, bebekle anne arasında bir “iletişim döngüsü” oluşmuş olur: anne ve bebek arasında sözcüklerle olmasa da jest, mimik ve hareketlerden oluşan bir dil kurulmuştur. Anne bebeğinin çıkardığı seslere canlı ve heyecanlı bir sesle karşılık vererek jest ve mimiklerini iletişim sinyallerine döndürür. Bu dönemde çocuklar sözel olmayan bir dil kullansalar da, gülüşü, ağlayışı, suratını buruşturuşuyla, vb. karşılarındaki kişiyle zengin bir diyalon sürdürebilirler. Bu da bebeğin içsel bir güvenlik duygusu hissetmesini sağlar.

Birinci yılın sonuna doğru hareket kabiliyetinin ve el-göz koordinasyonunun gelişmesi bebeğin çevresi üzerindeki hakimiyetini de geliştirmiştir. Bu gelişimle birlikte, bebeğin yüzler (ve özellikle de annenin yüzü) karşısında duyduğu heyecan, yerini yavaş yavaş çevredeki objelere ulaşma ve onları manipüle etme isteğine bırakır. Beden kontrolünün artması ve kıskaç hareketinin gelişmesi bebeğin ellerini daha etkin bir biçimde kullanabilmesine ve çevresini daha etkin bir şekilde keşfetmesine olanak sağlar. Çocukların on ile onikinci aydan ilgilendikleri bir objeye işaret ederek ebevenylerine göstermeye başladıkları ya da ilgilendikleri nesneyi onlara verdikleri bilinmektedir. Sözgelimi, uzaktaki bir oyuncak arabayla ilgilenen çocuk, annenin ilgisini çekmek ve ondan oyuncağa ulaşma konusunda yardım istemek için annesine bakıp, nesneye işaret eder. Ya da, ses tonuyla, jestleriyle ve hareketleriyle annenin ilgisini istediği noktaya doğru çeker. Bebek, ebeveynine sanki yeni ve beklenmedik bir durumda nasıl tepki vereceğine dair duygusal bir ipucu almak için bakıyordur. Onsekizinci aydan itibaren çocuklar çoğu zaman sözel olayan işaretleri kolaylıkla anlayabilecek hale gelirler.

 

Zeynep Koçak
Uzman Klinik Psikolog

Çocuklarımızın Karne heyecanı
Çocuklarımızın Karne heyecanı

2017-2018 eğitim öğretim yılı sonunda çocuklarımız;

  • Yıl sonu karnelerini
  • Gelişim gözlem raporlarını
  • Psikolog testleri sonuç raporlarını
  • ingilizce sertifikalarımızı
  • Fransızca sertifikalarımızı
  • El emeği karne dosyalarımızla birlikte aldılar.
Mis gibi havada ekoloji çalışması yaptık
Mis gibi havada ekoloji çalışması yaptık

Mis gibi havada ekoloji çalışması yaptık bol bol D vitamini aldık toprakla iç içe olduk orman haftasının önemini hakkında konuştuk küçük saksılarımıza bitkiler ektik hem çok eğlendik ve kendimizi geliştirdik. ??

Yastık savaşı başlasın…
Yastık savaşı başlasın…

Yastık savaşı başlasın…

Bu haftaya “Şakacı” adlı oyunun gösterimiyle başlayan miniklerimiz hem eğlendiler, hem de şakanın nasıl olması/olmaması gerektiğini öğrendiler…☺   
Bu haftaya “Şakacı” adlı oyunun gösterimiyle başlayan miniklerimiz hem eğlendiler, hem de şakanın nasıl olması/olmaması gerektiğini öğrendiler…☺  

Çocuklarımız eğlenirken öğrenyor. Bu haftaya “Şakacı” adlı oyunun gösterimiyle başlayan miniklerimiz hem eğlendiler, hem de şakanın nasıl olması/olmaması gerektiğini öğrendiler…

Bugün Minik Mucitler ve Altın Kelebekler “portakal suları bizden” dedi ve kendi portakal sularını kendileri sıktılar ve afiyetle içtiler ??????
Bugün Minik Mucitler ve Altın Kelebekler “portakal suları bizden” dedi ve kendi portakal sularını kendileri sıktılar ve afiyetle içtiler ??????
Yeşilin ve güneşin tadını çıkaran miniklerimiz
Yeşilin ve güneşin tadını çıkaran miniklerimiz

Yeşilin ve güneşin tadını çıkaran miniklerimiz

 

AİLELER DİKKAT! Çocuğunuzun Başarısızlığının Nedeni Göz Bozukluğu Olabilir
AİLELER DİKKAT! Çocuğunuzun Başarısızlığının Nedeni Göz Bozukluğu Olabilir

AİLELER DİKKAT! Çocuğunuzun Başarısızlığının Nedeni Göz Bozukluğu Olabilir

Okullarda tablet veya bilgisayarla yapılan ödevlerin sık verilmesi ve akıllı tahta kullanımı gözlerde bozulmaya sebep oluyor.

Okullarda tablet veya bilgisayarla yapılan ödevlerin sık verilmesi ve akıllı tahta kullanımı gözlerde bozulmaya sebep oluyor. Okul çağındaki çocuklarda göz numarası değişikliğinin çok daha sık olduğunu belirten Medical Park Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fatih Atmaca aileleri uyarıyor: “Çocuk tahtaya veya uzaktaki bir objeye gözlerini kısarak, tek gözünü kapatarak bakıyorsa, iyi görmek için baş pozisyonu yapıyorsa, gözünde ara ara kayma görülüyorsa, okuduğu zaman satır atlıyorsa; göz bozukluğu akla gelmeli. Sömestr döneminde çocuğun göz muayenesi mutlaka yapılmalı.”

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fatih Atmaca, ailelere çocuklarının göz sağlığı ile ilgili tavsiyelerde bulundu.

Okul çağındaki çocuklarda göz numarası değişikliği çok daha sık oluyor. Bu durumun başlıca iki sebebi var. Bu sebeplerden biri; telefon, tablet ve bilgisayara olan maruziyetin fazla olması. Okullarda tablet veya bilgisayarla yapılan ödevlerin daha fazla verilmesi ve akıllı tahtaların kullanılması göz bozukluğu gelişimine sebep oluyor. İkinci bir sebep ise çocukların gelişimi devam ettiği için göz gelişimi de devam ediyor. Özellikle boyun uzaması ile beraber miyopta ve astigmatta artış meydana geliyor. Bütün bu durumlar hastaların göz muayenesine gelmesini zorunlu kılıyor. Çünkü bir çocukta göz bozukluğu varsa veya gözlük numarası eskimişse yeni bir gözlük alınmalı. Bu gibi önlemler alınmadığında çocuk tahtayı göremez. Doğal olarak çocuk göremediği harfi öğrenemez. Durum böyle olunca çocukta derslere karşı isteksizlik olur ve çocuğun okul başarısı düşer. Bunun için göz kontrolleri çok önemlidir. Sömestr, çocukların okula gitmediği bir dönem olduğundan dolayı hastanelere ulaşmak çok daha kolaydır.

7-8 YAŞINDAN SONRA TEDAVİ EDİLEMEYEBİLİR

“Ailenin hiçbir şüphesi olmasa dahi, daha önceden çocuğa göz muayenesi yapılmamışsa, mutlaka ama mutlaka bir defa göz muayenesi yapılmalıdır” diyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fatih Atmaca, bunu şu sözlerle açıklıyor: “Çünkü bazı göz bozuklukları çocukluk çağında tespit edilip tedavi edilirse tamamen düzelir ama 8-9 yaşından sonra hiç düzelmez. Örneğin; göz tembelliği en geç 7-8 yaşına kadar tedavisi mümkün olan bir rahatsızlıktır. Göz tembelliğini fark ettiğimizde tembel olan gözün daha çok çalışması için, sağlam olan gözü kapama tedavisi yapıyoruz ve tembel olan gözün görme seviyesi çok hızlı bir şekilde yüzde 100’e ulaşıyor. Ancak 9 yaşından sonra muayeneye getirilen çocuklar için aileler ne kadar pişman olsalar da geç kaldıklarından dolayı etkin, yüzde 100 olumlu tedavi mümkün olmuyor. Çocuğun gözünde bir rahatsızlık olmasa dahi düzenli olarak kontrole getirilmesi gerekiyor. Bazı aileler de şu hataya düşüyorlar; mesela çocuğunu 5 yaşında muayeneye getirmiş, muayenede her hangi bir problem çıkmamış, aradan 3-5 yıl geçmiş çocuk 9-10 yaşına gelmiş, ailenin kafasında hala o bilgi var. ‘Çocuğumun gözü sağlamdı, doktora gittiğim zaman muayene bulguları normaldi’ diye düşünüyorlar. Nasıl ki çocuğun dişleri 5 yıl içerisinde çürüyebilirse, 5 yıl içerisinde sağlam olan gözleri de bozulabilir. Kaldı ki, herkesin cebinde cep telefonu veya tabletin olduğu bir dönemde, gözlerde bozukluk oluşma ihtimali çok daha fazla.”

 

SÖZ ALMAKTAN ÇEKİNİR, ÖDEV YAPMAK İSTEMEZ…

Çocuk tahtaya veya uzaktaki bir objeye gözlerini kısarak veya tek gözünü kapatarak bakıyorsa, iyi görmek için baş pozisyonu yapıyorsa, gözünde ara ara kayma oluyorsa, okuduğu zaman satır atlayarak okuyorsa, okurken gözünde sulanma ve ovalama isteği, kaşıntı gibi sıkıntılar oluyorsa; bu belirtiler, göz bozukluğunu akla getirmelidir. “Ayağımıza uygun olmayan bir ayakkabı ile yürüdüğümüz zaman nasıl ağrıyorsa, gözümüz bozukken gözlük takmadığımızda veya taktığımız gözlük gözümüze uymadığında baş ağrısı yapar” diyen Yrd. Doç. Dr. Fatih Atmaca, “Bu da okul başarısını düşürür. Çünkü çocuk gözünü aktif olarak kullanmaktan kaçınır. Çocuk, çok rahat çözebileceği bir toplama işlemini bile tahtayı göremediği için cevap vermekten endişe duyar. Öğretmen kim bu soruyu cevaplayacak diye sorduğunda çocuk parmak kaldıramaz; çünkü soruyu göremez. Bu durumda öğretmen de öğrencinin başarısını doğru değerlendiremez” diyor.

 

SAĞLIKLI GÖZLER OKUL BAŞARISINI ARTIRIYOR

Okullarda yapılan görme muayeneleri göz sağlığı açısından bir fikir sağlar ancak kesinlikle yeterli değildir. Birincisi, okul bir klinik ortamı değildir ve yanılma payı çok yüksektir. İkincisi ise çocuklarda gerçek göz bozukluğunu anlamanın tek yolu damlalı ölçümdür. Damlalı ölçüm de okullarda değil, hastanelerde yapılan bir ölçümdür. Bu sebeplerle, ‘Okuldaki taramada çocuğumun gözleri normal çıktı, o zaman bir problem yoktur’ diyemeyiz. Çünkü bazı aileler bu düşünceyle çocuğunun gözünün bozuk olduğunu 13-14 yaşında fark ediyor ve bir sonuç elde edemiyorlar. Çünkü doğru tedavi zamanını kaçırmış oluyorlar.

 

SADECE BİR SAAT AYIRACAKLAR!

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fatih Atmaca, ailelere çok iş düştüğünün altını çizerek uyarıyor: “Sağ gözü de, sol gözü de aynı derecede bozuk olan çocuk herkesin kendi gibi gördüğünü zannediyor. Dolayısıyla gözlerinin bozuk olduğunu kendi başına anlayamıyor. Kendi göz bozukluğunu ifade edemiyor. Bir gözü bozuk, bir gözü sağlam olsa belki 8-9 yaşlarındaki bir çocuk kendini ifade edebilir ama iki gözü de aynı derecede bozuk olan bir çocuğun bunu ifade etmesi mümkün değil. Bu yüzden öğretmenin tahtaya yazdığı bir soruyu cevaplayabileceği veya cevaplayamayacağı soru olduğunu anlayamaz. Anlayamadığı için de parmağını kaldıramaz. Bu durumda öğretmen de çocuğun derse katılımını düşük olarak değerlendirecektir. Halbuki çocuk önde otursa veya gözlük taksa, soruyu görse ve cevaplayabileceği bir şeyse parmak kaldırıp katılım sağlayabilecek, özgüveni artacak ve otomatik olarak okulda başarısı artacak. Anne-babalar, çocuklarının göz sağlığı için sadece bir saatlerini ayırıp, çocuklarının gözlerinin sağlıklı olup olmadığını öğrenebilirler. Aileler, gün içerisinde ne kadar boş zaman geçirdiklerini düşünsünler ve evlatlarına ayıracakları bir saatin ne kadar önemli olduğunun farkına varsınlar.”

 

YARIM SAAT EKRANA BAKMAK 5 SAAT DERS ÇALIŞMAKTAN DAHA ÇOK YORUYOR

Özellikle ilkokula giden bir çocuğun şahsi bir cep telefonu veya tableti olmamalı. Özellikle son 10 yılda cep telefonu ve tabletlerin yaygınlaşması ile çocuklarda miyop ve astigmat görülme sıklığı arttı. Her 5 çocuktan 1’inde göz bozukluğu var. Örneğin çocuğun eğer bilgisayardan yapılacak 2 saatlik bir ödevi varsa mutlaka mola vererek çalışmalı. Çok uzun süre, mola vermeden çalışmak gözlerde miyopi gelişimini artırıyor. Yarım saat bilgisayara bakmak gözleri, 5 saat kitap okumaktan daha fazla yoruyor. 20 dakikada bir, 20 saniye süresince 20 metre ve ötesine bakarak gözü ekrandan uzaklaştırıp gözün rahatlamasına fırsat tanımak gerekiyor.

 

HAYAL GÜCÜ ZAYIFLIYOR

Çocuğun her iki gözünün sağlıklı görmesi 3 boyutlu görmeyi sağlar. Tek gözümüzle baktığımızda 3 boyutlu göremeyiz. Uzaktaki iki noktaya tek gözümüzle baktığımızda, noktalardan hangisinin önde, hangisinin arkada olduğunu anlayamayız. Sadece İki gözümüzle baktığımızda üç boyutlu görürüz. Bu nedenle iyi görmeyen gözler, kişinin 3 boyutlu görmesini ve hayal etmesini etkileyeceğinden dolayı hayal gücünü olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz.

 

HER GÜN BİR AVUÇ YABAN MERSİNİ

Göz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fatih Atmaca, göz sağlığını koruyan besinleri de anlatıyor: “Göz sağlığı için balık, zeytinyağı, semizotu, dereotu ve roka çok faydalıdır. Özelikle gözün ihtiyacı olan A vitamininden oldukça zengin olması sebebiyle yaban mersinini mutlaka tüketmeliler. Günde bir avuç kadar düzenli olarak tüketilmesi göz sağlığı için oldukça faydalıdır. Özellikle elma, havuç suyu da göze son derece faydalıdır.”

BDK öğrencileri (Minik bekçiler) 10 Kasım’ı anmak için Anıtkabir’e Atamızın huzuruna çıktı..
BDK öğrencileri (Minik bekçiler) 10 Kasım’ı anmak için Anıtkabir’e Atamızın huzuruna çıktı..

BDK öğrencileri (Minik bekçiler) 10 Kasım’ı anmak için Anıtkabir’e Atamızın huzuruna çıktı..

BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER
BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER

BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER
( BDK – Başkent Doktorlar Kreş )

Aslında tahmin edeceğiniz gibi bu okul Başkent Doktorlar Kreş.
Okuldaki şanslı minikler belirli periyotlarla sağlık muayenesi, görme testleri, işitme testleri, ağız ve diş sağlığı muayenesi gibi sağlık hizmetlerinden de ücretsiz faydalanıyor.

Kurucu Yusuf Temrel’e göre;
“Kış ayına girerken yapılan bu tarama ile çocuklar aslında kışa hazır vaziyette giriyor.
Bildiğiniz gibi çocuklarla birlikte hastabe veya Doktor ziyareti pek çok insan için pek tercih edilen bir ziyaret değildir. Bu nedenledir ki; birçok yetişkin özellikle diş ve göz kontrollerini öteler durur. Bu durum çocuklar için de farklı değildir.
Özellikle 2-6 yaş arası çocuklarda durum biraz daha önem arz ediyor. Çocukların aşıları tamamlandığı için sağlık ocağı, aile hekimi ziyaretlerine mola veriliyor. İşte tam da bu kısımda biz devreye giriyoruz. Çocukların sağlık muayeneleri başka bir deyişle, mini check-up‘larını yapıyoruz.

Çocuklar sağlıklı, aileler mutlu, biz mutluyuz.

BDK e-Katalog için tıklayınız
BDK e-Katalog için tıklayınız

Batıkent Kreşlerini tararken BDK’yı ziyaret etmeden geçerseniz sonradan üzülürsünüz.

Sağlı, Mutlu ve Verimli bir dönem dileği ile…

BDK Aile Katılımlı etkinlik, Çocuk kitap fuarı eğlenceli şekilde sonuçlandı.
BDK Aile Katılımlı etkinlik, Çocuk kitap fuarı eğlenceli şekilde sonuçlandı.

BDK Aile Katılımlı etkinlik, Çocuk kitap fuarı eğlenceli şekilde sonuçlandı.
Katılım gösteren tüm velilerimize teşekkür ederiz..

#bdk #doktorlarkres #AileBuluşması

BDK Bahçesinde Dev Oyun Parkuru

Çocuklarımızın çok sevdiği dev oyun parkuru ile eğlenceye kaldığımız yerden devam ediyoruz…
#yazokulu #eglence #yaz #okul #kres #bdk

BDK öğrencileri yoğurt yeme yarışması yaptılar
BDK öğrencileri yoğurt yeme yarışması yaptılar

Çaliskan Karıncalar yoğurt yeme yarışması yaptılar.
Eglenceli bir yöntemle faydalı yiyecekleri sevdirmek önemli.. ??

 

23 Nisan Özel Programımız nasıl geçti?
23 Nisan Özel Programımız nasıl geçti?

Tamamını bdk öğrencilerinin gerçekleştirdiği “23 Nisan Özel Programımız nasıl geçti?” videomuzu izlemek için tıklayınız.
Programın tamamına youtube kanalımızdan veya www.doktorlarkres.com adresimizden ulaşabilirsiniz.

Çocuklar kreşte öğlen uykusu uyumalı mı?
Çocuklar kreşte öğlen uykusu uyumalı mı?

Çocuklar için öğle uykusunun önemi bilimsel olarak kanıtlandı!

Sevgili Anne Babalar,

Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için temel ihtiyaçlarından biri olan uyku ihtiyacını karşılamanız çok önemli. Bebeklik döneminde uykuya önem verirken iki yaşından sonra çocukların öğle uykusu ihmal edilebiliyor. Özellikle Anaokullarında çocukların uyku saatinin olmaması olumlu bir durum gibi algılanıyor. Anaokulların çoğu ailelerin çocuğum uyumasın taleplerinden ve ayrı bir uyku odası ayırmamak için uyu saatini programa dahil etmiyorlar.  Oysa çocukların öğle uykusu ihtiyacı, öğle uykusunun beyin gelişimi ve öğrenme süreçlerine olan etkisi yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Rebecca Spencer tarafından yapılan araştırma öğle uykusunun okul öncesi çocuklar üzerindeki etkileri bilimsel olarak ortaya çıkarmıştır. Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde yapılan araştırmada öğle uykusunun faydasının aynı gün ve ertesi gün hissedildiğini ve uykunun hafızanın güçlenmesi ve erken yaştaki öğrenim açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı. Araştırma sonucunda Çocuklara öğle yemeği sonrası bir saat uyuma fırsatı verildiğinde;
– Uyumadıkları günlere kıyasla görsel-uzamsal beceri bakımından daha iyi performans sergiledikleri,
– Uyku sonrasında çocukların %10 daha fazla bilgi hatırladığı,
– Uyku sırasında çocukların, beynin öğrenme ve yeni bilgi edinmeye ilişkin bölgelerinde faaliyet artışı gözlendiğini ortaya çıkardılar.

Ayrıca araştırmacı Rebecca Spencer, okul öncesi çocuklarda öğle uykusunun önemini ilk kez kendilerinin ortaya koyduğunu ve çocukların uykuya teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor. İngiltere’deki Royal College Pediatri ve Çocuk Sağlığı bölümünden Dr Robert Scott-Jupp, daha önce yetişkinler üzerinde yapılan araştırmalarda kanıtlanan bu olgunun çocuklar üzerinde de kanıtlanması sayesinde, öğle uykusu konusunda farklı düşüncelere sahip okul öncesi kreşlerin bu konuya artık daha bilimsel yaklaşabileceğini belirtti. Dr Scott-Jupp, küçük çocukların beyinlerine dinlenme ve bir sonraki güne hazırlanmasına olanak tanıma açısından günde 11-13 saat uykuya ihtiyaçları olduğunu ve gün içindeki uykunun da gece uykusu kadar önemli olduğunu söyledi.
Kaynak:http://www.umass.edu/newsoffice/article/sleep-research-study-finds-daytime-naps,  http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/09/130924_cocuklara_ogle_uykusu.shtml

Araştırma sonuçlarının da gösterdiği gibi çocuklarınızın anaokulunda en az bir saat uyumasını talep etmelisiniz. Özellikle tam gün anaokulunda olan çocukların öğle uykusuna daha fazla ihtiyacı var. Öğle uykusu olan anaokullarını tercih edin ve eğer çocuğunuz anaokuluna yarım gün gidiyorsa uyku saatinden sonra alabilir veya eve gelir gelmez öğle uykusuna yatırabilirsiniz.

Çocuğunuzu uyku saati olan bir anaokuluna göndermeniz dileğiyle,

Pedagog Sevil Yavuz
BDK Öğrencileri güzel havanın tadını çıkarıyor
BDK Öğrencileri güzel havanın tadını çıkarıyor

BDK Öğrencileri güzel havanın tadını batıkent’in en büyük bahçesinde doyasıya eğlenerek çıkardılar.