Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 979 85 73 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Kategori: 2015 Etkinliklerimiz

BDK 23 Nisan ÖZEL programımızın video görüntüleri
BDK 23 Nisan ÖZEL programımızın video görüntüleri

 

“Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.” M. Kemal ATATÜRK

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN…

Programa göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı teşekkür ederiz…

www.doktorlarkres.com

Doktorlar Kreş Yeni Yılda Mutluluklar Diler…

Minikler kendi kar kürelerini kendi tasarladılar ?

1033_957749557632817_4888683545917628062_n

Siz de Evdeki bir kaç malzeme ile kendi kar kürenizi tasarlamaya ne dersiniz? Biraz pamuk, kullanmadığınız kavanoz ve simlerle neler yapılmaz ki? ?

‪#‎BDK‬ ‪#‎BaşkentDoktorlarKres‬ ‪#‎cocukgelisimi‬ ‪#‎psikologgozetimi‬‪#‎doktorgozetimi‬ ‪#‎okuloncesi‬ ‪#‎kar‬ ‪#‎karküresi‬

 

Nezaket Atölyemiz Kapsamında Eğitimlerimiz Yeni Yıl’da da devam ediyor

Toplumda, okulumuzda ve evimizde Dikkat Edilecek Görgü Kurallarını Nezaket Atölyesi kapsamında sınıf sınıf öğreniyoruz. 

Bu programımızda resimleri boyayarak ve bunları drama haline getirerek nezaket kurallarına yer verdik. Çok hanımefendi ve beyefendi çocuklarımız var bizim. Bizim yerimizde olsanız hepsini ayrı ayrı öpmek isterdiniz şu an 🙂

 

34357b03-349f-41a3-a6f9-90763d7d4ce5

Daha neler mi var bu kapsamda işte bir kaç tane örnek:

  • Başkasının eşyasını kullanırken izin istemek.
  • Büyüklerine saygılı davranmak.
  • Yardımcı olmak.
  • Güzel sözler söylemek.
  • Büyüklerini ziyarete gitmek.
  • Hasta olan tanıdıklarını ziyaret etmek.
  • Başarılı olan kişileri tebrik etmek.
  • Tutumlu davranmak.
  • Konuşmaya başlamadan önce başkalarının konuşmasının sonlanmasını beklemek.
  • Kurallara uygun davranmak.
  • Temiz ve tertipli olmak.
  • Hoşgörülü ve iyimser davranmak
  • Olgun bir karaktere sahip olmak
  • Eleştiriyi yerinde ve uygun zamanda yapmak
  • Kıyafetlerin yer ve zamana göre doğru olmasına özen göstermek
  • Başkalsını rahatsız edici davranışlarda bulunmamak
  • Verilen sözde durmak.
  • Ziyaretin yerine, zamanına ve süresine önem vermek
  • Oturuş ve kalkışlara dikkatli olma
  • Gerektiğinde af dilemek
  • Özel konuşmaları dinlememek
  • Uygun olmayan el ve söz şakasından kaçınmak
  • İletişim araçlarını kurallarına uygun şekilde kullanmak
  • Trafik kurallarına uygun hareket etmek

 

 

Mikroskop ile tanıştık!

e587961b-d103-4ab1-8388-3d2b8b449525

Mikroskop ile tanıştık!
 
Araştırmacı ve Meraklı Çocuklarımızla ilk keşiflerini birlikte yaptık.
 
Gözle görülemeyen canlıları inceleyerek başladığımız serüvene daha çok heyecan katarak devam edeceğiz. Bizi izlemeye devam edin.
 
Büyüklerimiz için de küçük bir hatırlatma:
“Mikroskop, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük cisimlerin birkaç mercek yardımıyla büyütülerek görüntüsünün incelenmesini sağlayan bir alettir.
17. asırda Hollandalı Antoni Van Leeuwenhoek ve İngiliz Robert Hooke bulmuşlardır.”
 
#DoktorlarKreş #BaşkentDoktorlarKreş #BatıkentKreş #Mikroskop #OkulÖncesiFenDersleri #EnKaliteliEğitim #BenzersizKreş #EnİyiKreş #MutluÇocuklar #BilimAdamıÇocuklar #AraştırmacıÇocuklar
Kreşimizde Ağız ve Diş muayenemiz yapıldı.

Kreşimizde Ağız ve Diş muayenemiz yapıldı.


Çocuklarımızın belirli periyotlarla
-Sağlık muayeneleri,
-Görme ve işitme testleri,
-Ağız ve Diş muayeneleri yapılmaktadır.
Ayrıca kreşimizde sürekli olarak psikolog bulunmaktadır.
Sadece ‪#‎DoktorlarKreş‬ ‘te..

www.doktorlarkres.com

 

 


‪#‎doktor‬ ‪#‎kreş‬ ‪#‎bdk‬ ‪#‎BaşkentDoktorlarKreş‬ ‪#‎BatıkentKreş‬‪#‎SağlıkDestekliTekKreş‬

Bakanlık, sömestr tatilini 1 aya çıkarıyor – (DipNot: Kreşimiz 12 ay boyunca açıktır)

12360393_10153909275174248_2542170134070067287_n

Milli Eğitim Bakanlığı, sömestr tatilini 15 günden 30 güne çıkarmaya hazırlanıyor. ’15 tatil’ olarak bilinen sömestr 30 gün oluyor…

31 Aralık’tan 1 Şubat’a kadar olması planlanan uygulama ile enerji tasarrufu ve turizm hareketliliği hedefleniyor. Yaz tatili ise 3 aydan 2,5 aya düşecek.

KIŞ TURİZMİNE KATKI
Posta gazetesi eğitim uzmanı Yaşar Özay’ın haberine göre; Öğretimde reform ve yapılandırma çalışması kapsamında sömestr tatilinin uzatılıp yaz tatilinin kısaltılması planlanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), yürüttüğü çalışmaya göre sömestr tatili 15 günden 30 güne çıkarılacak. Buna göre sömestr tatili 31 Aralık-1 Şubat tarihleri arasında yapılacak. Uygulama ile yerli turistin ülke içerisinde daha çok yer değiştirmesinden kaynaklanan ekonomide canlılık ve okullar kapalı kalacağı için yakıt başta olmak üzere milyonlarca TL’lik enerji tasarrufu hedefleniyor.

YAZ TATİLİ KISALACAK
Değişiklik ile yaz tatilinin ise 15 Haziran ile 1 Eylül arasında olması öngörülüyor. Buna göre yaz tatili 3 aydan 2,5 aya düşecek. MEB 2015 iş takviminin yayımlanmış olması nedeniyle değişiklik 2016 – 2017 eğitim öğretim yılından itibaren uygulanacak. 2015 eğitim takvimine göre eğitim yılının ilk dönemi 22 Ocak 2016 Cuma günü sona erecek ve sömestr tatili başlayacak. 8 Şubat 2016 Pazartesi günü 2. dönem için ders başı yapılacak. Okullar 10 Haziran 2016 tarihinde yaz tatiline girecek.

Kaynak : Posta

ÇOCUĞUM YAPAMIYOR, BAŞARAMIYOR DEMEDEN ÖNCE MUTLAKA OKUYUN! Biyolojik ritme saygı !

11752092_10153634403887348_1145170917741310257_n

Biyolojik ritme saygı !

Çocuğu birinci sınıfa başlamış bir anne-baba çaresizlik içinde yanıma gelmişti.
Çaresizliklerinin sebebi; 19 kişilik sınıfta 18 kişi okuma yazmayı öğrenmiş, bir tek kendi kızları kalmış okumaya geçemeyen. Çalmadıkları kapı kalmamış, kimi “Disleksi var galiba çocuğunuzda” demiş. Kimi “Beyindeki kimyasal denge bozukluğundan” bahsetmiş.
Bütün bunlarla yetinmeyen anne, gittiği yerlerden birinde “Kızınıza kötü cinler musallat olmuş” diye duyunca film kopmuş…
Kocaman değil, henüz 6 yaşında bir kız çocuğunun okul hayatında başına gelenlerden bahsediyorum… Göz ucu ile şöyle bir baktım; utangaçtı… Bilirim ki kız çocukları bu yaşta böylesi utangaç olurlardı, sorun yoktu benim için. Adını sormak istedim, annesinin arkasına saklandı. Babası kolundan tutup saklandığı yerden çıkartırken “Amca adını soruyor, söylesene adını hadi…” demesi çocuğun içinde bulunduğu durumu özetlemeye yetti.
“Üzgünüm çocuklar sizler adına” demek geldi içimden, söyleyemedim…
“Siz dışarıda bekleyin isterseniz?” diye anne-babayı dışarıya davet ettim.
Çocuk öylece kalakaldı oturduğu koltukta… Kaygılı idi. Başına ne geleceğini bilememenin, ama kendinden büyük birisine de itaat etmesi gerektiğinin çelişkisi okunuyordu vücut dilinden.
Kendimi tanıttım. Güzel resim yapabildiğimden bahsettim. İsterse birlikte resim yapabileceğimizi söyledim. “Hı hı” diye başını salladı ürkekçe… Diz çökerek oturduk yere, sehpanın üzerine koyduğum kâğıda boya kalemleri ile ev yapmaya başladık…
Ben, yazı da yazabildiğimi söyledim. Çocuk, “Ben de yazıyorum ama biraz yavaş” dedi. “Olsun” dedim, “Ben de önceden yavaş yazıyordum. Hem yavaş yazınca bazen daha güzel oluyor” deyince gözlerime baktı, rahatladı. Sonra kaşlarını çatıp “Ama öğretmenim dedi ki hızlı yazmalıymışım. Hem ödevimi yavaş yapınca annem kızıyor.” derken, ülkemiz çocuklarının eğitim dramını anlatıyordu aslında…
İkimiz de önümüze yeni bir kâğıt aldık… Oturduğumuz yerde, benim söylediğim harfleri birlikte yazmaya başladık. Küçücük parmakları ile nasıl da samimi çabalıyordu, içim burkuldu…
Üç-beş harfi yazdıktan sonra “Ben yazı da okuyabiliyorum” dedim.
Çocuk beni duymazdan geldi. Kalemle çizgi çizmeye devam etti. İncinmişliği vardı belli ki…
“Hatta ben, bu harfin hangi harf olduğunu bilebilirim” deyince başını kaldırdı, “Ben de bilirim, o A” dedi. Cesaret kazanmıştı. Çünkü kendini zorlamayan, ona uyum sağlayan bir yetişkin vardı yanında.
“Peki, bu hangi harf?” diye sordum, onu da bildi, diğerini de… “Hadi bu harfleri yan yana okuyalım dedim”, yavaş yavaş da olsa okudu.
“Ne güzel okuyorsun” dedim. Çocuk: “Ama annem sıkılıyor ben okurken. Babama diyor ki gel şu çocuğu sen okut, yoksa ben çıldıracağım.”
Dakikalarca gözlemledim, ne “disleksi” idi problemin adı, ne de “cin çarpması”. Aklı başında, narin bir kız çocuğu ve ona hitap edemeyen yetişkinlerin çatışması vardı ortada; “beklenti çatışması”… Çocuk, kendi biyolojik ritmi ile “edinerek öğrenmeye” çabalarken, anne-babanın bu hızı yavaş bulup hızlandırma gayreti, çocuğu sersemleştirmişti.
Çocuğu dışarı alıp anne-babayı yeniden davet ettim. Dikkat ettim ki anne babanın da biyolojik ritmi oldukça bozuk. Baba beni dinler iken ayaklarını sallayıp duruyor, anne konuşurken hızlı hızlı ve yutarak konuşuyordu…
Hâlbuki edinerek öğrenmenin en temel ilkesi; eğiticinin “sekine” halinde bir biyolojik ritme sahip olmasıdır.
“Aktif bir pasiflik”, eğiticinin en üstün özelliğidir.
Konuşurken, inci tanesi gibi kelimeleri tek tek çıkarmak… Yürürken, yavaş ve sükunet içinde yürümek… Göz göze gelindiğinde, gözlerle çocuğun gözlerine dokunacak kadar sakin bakmak, edinerek öğrenmenin olmazsa olmaz prensipleridir.
Kalıcı öğrenmenin önündeki en büyük engel; çocuğu hızlandırmaktır; “Hadi, hadi… Çabuk, çabuk… Herkes yaptı bir sen kaldın” gibi baskılar çocuğu psikolojik olarak gerdiği gibi, bilginin içselleşmesinin önünü de kapatır.
Çocuğa iyilik yapmak isteyen eğiticiler, onun biyolojik ritmine saygı duymalı. Belki kendilerinin bozulmuş olan biyolojik ritimlerini de “sekine” haline çevirerek çocuğun karşısına çıkmalıdır. Bu bir lüks değil, çocuk hakkıdır.

Batıkent Kreşler – Çakırlar Kreşler – Ankara Kreşler – www.doktorlarkres.com

 bdk reklam.fw

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi
(Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreş…)

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde çocuklarımızın belirli periyotlarda sağlık muayeneleri yapılarak aileler bilgilendirilmektedir. Ayrıca her gün uzman psikologlar tarafından gelişimleri gözlemlenerek ailelere rapor edilmektedir.

Bir çiçek düşünün..

Bu çiçeğin hep açması ve güzel olması için verimli bir toprağa dikilmesi, sürekli sulanması, güneş ve sevgi alması gerekir. Bunların yanı sıra onun hep açması ve güzel olması için Sağlıklı olması da gerekir. İşte bizim için çocuklarımız da çiçekler gibidir. Sosyal, kültürel, ahlaki, matematiksel, sanatsal, içsel, duygusal ve dil gelişimleri için de dengeli ve doğru bir yaklaşıma ihtiyaç duymaktadırlar. 

Sadece eğitim değil hemde sağlıklı bir birey olabilmeleri için okullarımızda ihtiyaç duyulan her türlü uygun ortam ve planlamalar oluşturarak hizmet vermekteyiz..

BDK

Eğitim Felsefemiz:

  • Yaşayarak öğrenen
  • Aktif düşünen
  • Fikir ve bilgi alışverişinde bulunabilen
  • Bağımsız, cesaretli
  • Tutarlı, duyarlı, saygılı
  • Sorumluluk taşıyan
  • Hoş görülü, kendisiyle barışık
  • Özgüveni gelişmiş
  • Mutlu
  • Sağlıklı
    bireyler yetiştirmektir

Misyonumuz Vizyonumuz

VİZYONUMUZ :

Geleceğin hem akıllı hem sağlıklı çocuklarının yetişmesinde pay sahibi olmak adına çıktığımız yolda;  tüm okul öncesi alanında çalışanlarla aileler ile karşılıklı etkileşim içinde, şeffaf, geri bildirimlere dayalı istekler doğrultusunda gelişmeye açık, çalışanlarının  ve velilerinin bu okulda olmaktan mutluluk ve gurur duyduğu, beklentilerin hep önünde, kalitesiyle örnek gösterilen, çocuklarımıza onların daha sonraki eğitimlerine temel oluşturacak kaliteli eğitim veren, personelinin, velilerinin ve öğrencilerinin parçası olmaktan mutluluk ve gurur duyduğu, araştırmacı kimliğini yeni projelerle destekleyen, bilime katkıda bulunan ve  sürekli gelişim gösteren önder bir kurum olmak.

MİSYONUMUZ:

  • Sağlıklı,
  • Mutlu,
  • Kendine güvenen,
  • Kendisi ve çevresiyle barışık,
  • Duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edebilen,
  • İç disiplin ve sorumluluk duygusu gelişmiş,
  • Sosyal ilişkileri güçlü,
  • İşbirliği ve takım çalışmasına istekli,
  • Biz bilincine sahip, paylaşımcı
  • Değişik görüş ve düşüncelere saygılı,
  • Yeteneklerini ve üretkenliğini kullanabilen,
  • Çevreye duyarlı,
  • Öz bakım becerilerini kazanmış,
  • Sürekli gelişime açık
  • Anne, Baba ve büyüklerine saygılı,
  • Milli ve Manevi değerlerine bağlı,
  • Türkçe’yi doğru ve düzgün kullanabilen,
  • En az iki tane dil bilen,
    çocuklar yetiştirmek…

DEĞERLERİMİZ:

  • Koşulsuz Sevgi
  • Tüm insanlara dolayısıyla da kendine karşı saygı
  • Güven
  • Adalet
  • Sabır
  • Dürüstlük
  • Özdenetim

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi
Çocuğunuz sağlıklı ellerde, Güvende…

İletişim : 0505 831 00 00

Yüzen ve yüzmeyen nesneler deneyimiz…

12342384_948237288584044_8584215596890374461_n

Hangi nesneler batar? Hangi nesneler batmaz? ve acaba neden ?

Minikler hangi nesnelerin batacağı/batmayacağı üzerine tahminde bulundurlar ve çok şaşırdılar. Kalem batmıyormuş meğer… Lego ise suda yüzer sanmıştık ama suyun dibine çöktü… Nedir bunun hilesi? smile ifade simgesi

Unutmayın çocuklarda ağırlık, kütle, hacim gibi kavramların kazanımını erken yaşlarda kazandırmak boyutlandırma, şekilleri kavrama, matematik kavramlarını kazanmada çok önemli bir yer tutmaktadır.

‪#‎BDK‬‪#‎BaşkentDoktorlarKreş‬‪#‎psikologdestegi‬‪#‎doktorkontrolü ‬‪#‎kaliteliegitim‬

 

Profesyonel tiyatro sanatçıları Doktorlar Kreş’te çocuklarımızla buluşuyor…

11202447_940788569328916_312039693415097915_n

Çocuk tiyatrosu, yarın’ın sanatsever, yetişkin bireyler olarak  toplumda yer alabilmeleri için gerekli ve önemli bir öğedir. Tiyatro’nun temelinde oyun yer alır. Çocuklar henüz yaratıcılıklarını, hayallerini, doğallığını kaybetmediği için, belirli bir metne, kostüme sahne’ye ihtiyaç duymadığı gibi, anında bir sahne oluşturup oynayabilirler. En çokta oyun  çocuğu dediğimiz okul öncesi çocukları (3-6 yaş) dünyayı oyunla algılamakta ve kendilerini oyunla ifade etmektedirler. Buradan hareket ederek,  çocuğun oyun aracılığıyla eğitimine katkı sağlamak, istenilen davranışları kazandırmak için kolay bir yol olduğunu söylemek mümkündür. Sadece izleyici olarak bile yer alsalar oyun, çocuğun ilgisini çekmeyi amaçlamaktadır.   Her yaştan herkes için oyun önemlidir ama kuşkusuz çocuğun yaşamında ruhsal, zihinsel ve fiziksel gelişimi için, oyun çok daha önemli bir yere sahiptir. Çocuklar taklit yoluyla öğrendiklerini uygulamaya başlarlar, bedenlerini kullanmayı,  dış dünyayı, canlıların birbirleriyle olan ilişkilerini, iletişim kurmayı, ekiple çalışmayı ve destek olmayı bu yolla öğrenirler. Psikoloji de tiyatro artık bir tedavi yöntemi olarak ta kullanılmaktadır. Örneğin, çocuk psikodraması ile çocuklar çatışma yaşadığı kişilerin rollerine geçerek karşısındakini anlama becerisini kazanmayı, kendilerine ve olaylara dışarıdan bakmayı, o an çözüm yolları üretebilmeyi keşfederler. İyileşme ‘şimdi ve burada’ gerçekleşmektedir.

11223645_940787655995674_2084646637688069083_n

Bir tiyatro oyunu’nun çocuğun ruh dünyasına hitap etmesi gerekir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar seyretmek yerine oyuna dahil olmak isterler. Dolayısıyla bazen çocuklarında katılabileceği bir düzenleme yapılabilir. Çocukların kendilerini içinde hissedecekleri, sade bir sahne, dekor ve kostüm kullanılmalıdır.Konu ve kullanılan dil de basit ve sade olmalıdır. İlköğretimin  başındaki çocuklar ise  (7-12 yaş) hem gözlemci hem de katılımcıdır, daha çok soru sorarlar, öğrenmeye açıktırlar. Kurgu yaşlarına uygun olmalı,  çok çocuksu oyunlardan kaçınılmalıdır. 12- 15 yaş grubu artık ergenlik dönemine girmektedir, dolayısıyla değişken bir ruh haline sahiptir. Gençlik tiyatroları, gençler için  hem kendilerini ifade etmeleri için bir fırsat hem de enerjilerini yoğunlaştırabilecekleri uygun bir aktivitedir.

12308370_940788415995598_4427256447744939446_n

Tiyatro’nun yararları:

1.    Sadece izleyerek, taklit ederek yaşamı öğrenmeye keşfetmeye başlarlar.
2.    Bir tiyatro grubu içindeyse rol repertuarını genişletebilir. Böylece kendilerini daha iyi ifade edebilirler.
3.    Yine bir tiyatro ya da drama grubundaysa dayanışmayı, destek olmayı öğrenirler.
4.    Yaşamı daha iyi anlamlandırabilirler.
5.    Kendine güvenleri ve problem çözme yetenekleri artar.
6.    İletişim kurmayı öğrenirler.
7.     Sevgi, barış,  birlik olma gibi evrensel değerleri öğrenirler.
8.    Mutlu, inisiyatif sahibi, yaratıcı bireyler olarak yetişirler.

M. Çelik
Psikolojik Danışman

12341123_940788019328971_2540554821870160000_n

Çocukları kış hastalıklarından koruma!

Çocukları KIŞ HASTALIKLARINDAN KORUMA

Çocukları kış hastalıklarından koruma

Henüz savunma mekanizmalarının tam gelişmemiş olması nedeniyle kış aylarında hastalıklara karşı en dirençsiz grubun başında çocuklar geliyor. Özellikle okul, kreş gibi toplu ortamlar bulaşıcı hastalıkların yayılması için en uygun ortamı hazırlıyor.

Kış aylarında, çocuklarda en fazla virüsler ve bakteriler yoluyla bulaşan hastalıklar görülüyor. Çünkü virüsler, enfekte damlacıkların havada asılı kalması ve bunların solunum yolu ile alınması sonucu, bir çocuktan diğerine ya da bir erişkinden çocuğa kolayca bulaşabiliyor. Bazen aksırık, hapşırıkla çevreye yayılan, içinde virüs bulunduran bu damlacıklar, çevredeki cisimlere tutunuyorlar. Diğer çocuklar da bu cisimleri alıp ağzına götürdüklerinde virüsü kapabiliyorlar.

Kış aylarında daha çok damlacık enfeksiyonu ile çocuktan çocuğa bulaşan hastalıklar görülmektedir.

Kışın en sık görülen hastalıklar şunlardır: 

Nezle: Kış aylarında en sık rastlanan çocuk hastalıklarından biridir. Hafif bir burun akıntısı ile başlar. Bazen de hafif öksürük olur. Kimi zaman öksürük biraz daha şiddetli olabilir. Bu tabloya nadiren ateş de eklenir. Grip: Genellikle yüksek ateşle başlar. Baş ağrısı, kas ağrıları, 39-40 dereceye varan ateş, burun akıntısı, burunda doluluk, öksürük olur.

 

Boğaz enfeksiyonu: Bademcikleri şişen çocuk, yutkunmakta, bazen uyurken nefes almakta zorluk çeker.

 

Zatürre: Daha çok kış mevsiminde görülen zatürre, akciğerin bir veya birkaç lobunun iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan ateşli bir hastalıktır. Bu hastalıkta akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihabi bir sıvıyla dolar. Sıklıkla burun, boğaz enfeksiyonu sonrasında başlar.

 

Bronşit: Bronşit, büyük bronşların, yani soluk borusundan dallanarak akciğerlere yayılan hava borularını örten mukoza dokusunun akut ya da kronik iltihabıdır. Belirtileri inatçı kuru öksürük, balgam, ateş ve göğüste ağrıdır.

 

Orta kulak iltihabı: Soğuk algınlığından sonra orta kulak iltihabı çocuklarda en sık görülen hastalıktır. Östaki borusunun bebeklerde ve çocuklarda erişkinlere oranla daha kısa ve yatay olmasından dolayı bakteriler burun ve boğazdan orta kulağa daha çabuk geçebilirler.

 

Kışın bulaşan döküntülü hastalıklar

  • Kızamıkçık
  • Kızamık
  • Su Çiçeği
  • Altıncı Hastalık
  • El-Ayak- Ağız Hastalığı

 

Hangi çocuklar daha çok risk altında?

Hem viral, hem de bakteriyel hastalıklar açısından kalabalık ortamlara giren çocukların daha çok risk altındadır. Ancak solunum yolu hastalıkları açısından astımı ve alerjisi olan çocuklar, kalabalık ailelerdeki çocuklar, küçük bebekler, okula giden çocukları olan ve bir de küçük bebeği olan ailelerdeki bebek risk grubundadır,  çünkü o bebeğin okuldan ağabey veya ablasının getireceği enfeksiyonları kapma riski taşımaktadır.

Diyabetli çocukların grip hastalığını daha ağır geçirirler, doğuştan bağışıklık sistemi bozuk olan ya da kanser tedavisi gören çocukların da risk altındadır.

 

Risk grubundaki çocukları bu hastalıklardan nasıl korunmalı?

Risk grubundaki bütün çocukların grip ve diğer solunum yolu hastalıklarına karşı aşılanması gerekmektedir. Grip aşısı ile bütün gribal enfeksiyonların ve grip sonrasında çocukların karşılaşacakları ortakulak enfeksiyonlarının, hatta zatürre gibi daha ciddi sağlık sorunlarının önlenebilmektedir. Çocuklarda ilk üç yaşına kadar bir ay arayla 2 doz yapılıyor. Daha sonra her yıl bir doz yapılıyor” diyor.

 

Çocuklara el yıkma alışkanlığı kazandırın

Hijyen kurallarına  uyulması bulaşıcı hastalıklardan korunma açısından olmazsa olmazdır. Kreşlerde, okullarda gerekli temizlik önlemlerinin alınması, oyuncakların, yüzeylerin uygun şekilde temizlenmesi ve her şeyden önce çocukların küçükten itibaren hijyen kuralları konusunda eğitilmesi çok önemli. El temizliğine özellikle dikkat edilmeli. Çocuklara ellerini uygun sürede su ve sabun kullanarak yıkamaları gerektiği öğretilmelidir.

Dr. O. Gülsever
Pediatri Uzmanı
DİSLEKSİ NEDİR?

12208602_1486181061687260_6755755035087422539_n

DİSLEKSİ NEDİR?

Herhangi bir zihinsel sorunu, duyma ve görme engeli olmayan bir öğrenci okuma yazmada zorluk çekiyorsa ilk akla gelmesi gereken sorun Disleksi olmalıdır. İlk kez 1881 yılında tanımlanan bu bozukluk, Dünya Nöroloji Federasyonu tarafından “ geleneksel eğitim ortamında, yeterli zekaya ve sosyokültürel fırsata sahip olmasına rağmen, okumayı öğrenme güçlüğü ile kendini gösteren bir bozukluk” olarak tanımlamıştır. En geniş anlamıyla disleksi, akıcı okuma ve okuduğunu anlama sorunuyla kendisini gösteren nörolojik temelli bir öğrenme güçlüğüdür. Disleksinin temelinde sesleri farketme, çözümleme, harfe dönüştürme, işitsel kısa süreli bellek ve hızlı isimlendirme sorunları vardır. Disleksi, görme işitme problemlerinden kaynaklanan ve nörolojik olmayan okuma güçlüğünden ya da yetersiz öğretim ortamından kaynaklanan okuma güçlüğünden farklıdır.

Disleksi, zihinsel bir yetersizlik değildir ve zeka ile ilişkisi yoktur. Hatta zeka düzeyi çok yüksek çocuklarda da görülmektedir. Disleksiklerin zeka düzeyleri  düşük olmadığı gibi özel yeteneklere de sahip olabilirler. İzafiyet teorisini ortaya koyan Albert Einstein,  Rönesans döneminin büyük mimar, heykeltraş ve ressam Leonardo da Vinci’nin disleksi olduğu söylenmektedir. Ayrıca, sinema oyuncusu Tom Cruise, şarkıcı ve sinema oyuncusu Cher ve ünlü aşçı ve televizyon yapımcısı Jamie Oliver disleksi sorunu olan ünlüler arasındadır.

Disleksinin nedenleri

Disleksi doğuştan gelen gelişimsel ve travmaya bağlı disleksi olarak ikiye ayrılır. Doğuştan gelen disleksi kalıtsal olabileceği gibi, doğum öncesi, doğum sırasında ve doğum sonrası komplikasyonlara bağlı olarak da gelişebilir.

Günümüzde, çeşitli kuramlar ve varsayımlar olmasına rağmen, disleksinin nedeni ve  tedavi yolu bilinmemektedir. Bu nedenle, çocuğumuz disleksi ise, neden disleksi olduğuna takılmayıp, bundan sonra ne yapmalıyız sorusu üzerine odaklanılmalıdır.

Disleksinin Belirtileri

Dislekside erken tanı, hem çocuğun okuma becerisinin geliştirilmesi hem de gelecekte alacakları eğitimin nasıl olması gerektiğini belirlemek açısından çok önemlidir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, erken eğitim desteğinin, özellikle okumanın akıcılığının arttırılmasında önemli rol oynadığını göstermektedir. Bu nedenle ailelerin, çocuğun okuma performansını izlemelerinde büyük yarar vardır. Aşağıda okul kademelerine göre başlıca disleksi belirtileri yer almaktadır.

Okul Öncesi Dönemde Gözlenen  Belirtiler

Bir çocukta disleksi tanısının konması okul öncesinde gözlemek biraz güçtür. Ancak aşağıdaki yetersizlikler disleksinin işaretleri olabilir.

  • Konuşmada gecikme
  • Yeni sözcükleri yavaş öğrenme.
  • Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk.
  • Kafiyeli sözcükleri öğrenmede güçlük
  • Harfleri tanımada güçlük
  • Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.

İlköğretimin Başında Gözlenen Belirtiler

  • Alfabedeki harf dizinini öğrenmede güçlük
  • Seslerin karşılığı olan harfleri bulmada güçlük.
  • Kafiyeli sözcük üretmede ve sözcüğü oluşturan harfleri söylemede güçlük.
  • Hecelemede güçlük.
  • Sözcükleri, nesne ve kavram isimlerini hatırlamada güçlük.
  • Yazılı sözcükleri seslendirmede güçlük
  • Bir sözcükteki benzer sesleri ayırtetmede güçlük ve seslerin yerini değiştirme (Ör: Ekşi/eşki) .
  • Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk.
  • Okurken kelime, satır atlama ve/ya da sözcüklerin sonuna ek ekleme ve ekleri okumama.
  • Yazı yazmada zorluk. Yazarken harf atlama ya da yanlış harf kullanma.

İlköğretim İkinci kademedeki belirtiler

Bazen okuma yazmayı çözen çocuklarda disleksi farkedilmez. Oysa etkisi devam etmektedir. Bu çocuklarda, 5. 6. sınıfa geldiklerinde ise;

  • Yavaş ya da yanlış okuma
  • Yazıda çok sayıda imla hatası (Cümle sonlarına nokta koymama, cümle başında büyük harf kullanmama, vb.
  • Sesli okumada güçlük, sözcükleri yanlış sırayla okuma, kelime atlama yada sözcüye takı ekleme
  • Sözcüklerin doğru anlamını bílmeme.
  • Çok kullanılmayan sözcükleri okuma ya da telafuz etmede güçlük gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Disleksiye eşlik eden diğer öğrenme güçlükleri

Disleksi tek başına var olduğu zaman, tanısı  ve   çocuğun sorunları ile baş etmesi daha kolaydır.

Ancak,  çoğu zaman disleksiye birçok öğrenme güçlüğü eşlik edebilmektedir. Bu nedenle bazı kaynaklar  bu farklı güçlüklerin belirtilerini de Disleksi belirtisi olarak göstermektedir. Disleksi diğer öğrenme güçlükleri ile birleştiğinde çok ciddi bir sorun haline gelmektedir. Bazen de diğer öğrenme güçlükleri ile karıştırılmaktadır.  Bunların başlıcaları aşağıda açıklanmaktadır.

Yazma Bozukluğu  (Disgraphia) : Bu öğrenme güçlüğü el göz koordinasyonundaki bozukluk nedeniyle ortaya çıkan yazma güçlüğüdür. Yazma bozukluğu olan çocuklar  hem yazma sürecinde çok yorulup güçlük çeker hem de yazıları okunaksızdır.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB):  Disleksiklerin yaklaşık %12-%24’ünde aynı zamanda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB) da görülür. Bu durumda tanısı daha kolay olduğu için çocuğa DEHB tanısı konur ve disleksi fark edilmeyebilir. Bu çocuğa DEHB tedavisi uygulanması okuma sorununu çözmez. Ayrıca iki güçlük birlikte olduğu zaman okuma öğretimi  güçleşir.

Disleksliklerin Eğitim Sürecinde Karşılaştıkları Sorunlar

Ülkemizde sadece disleksik olan çocuklar, Türkçe’nin yapısından ötürü (ses sayısının az olması ve her sesin bir karakterle temsil edilmesi) geç de olsa okuma-yazmayı çözebilirler. Ancak yaşıtlarından daha yavaş ve bazı sözükleri yanlış okumaları gözden kaçar. Bu yetersizlikleri; hız, uzun okuma ve yazma gerektiren sınavlarda başarısız olmalarına neden olur. Bazen de yaptıkları imla hataları, kötü yazıları nedeniyle öğretmenleri tarafından cezalandırılırlar. Çoktan seçmeli sınavlarda göreli olarak daha başarılı olmalarına karşın, soru kökünü yanlış okuma, sözcük atlama gibi nedenlerle yanlış seçeneklere yönelebilirler.

 

Bu çocuklar, sembollerle ilgili problemler  yaşadıkları için, matematik dersindeki sembolik göstergeler ve kavramları algılamakta da güçlük çekerler. Ayrıca ezberleme güçlüğü yaşadıkları için sayıları sırasıyla düz ve ters sayma, basit toplama işlemlerin sonucunu hızlı söyleme, çarpım tablosunu hatırlama gibi becerilerde de zorluk çekerek  matematik dersinde de başarısız olurlar.

Disleksiklerin ezberleme güçlüğü, dil bilgisi kurallarını öğrenmede sorun yaşamalarına neden olur. Bu durum yabancı dil öğrenmelerini de güçleştirir.

Disleksiyle Başetmede  Çevre ve Eğitimin Rolü

Yapılan araştırmalar, eğitim düzeyi yüksek anne-baba ve nitelikli öğretmen gibi çevresel etmenlerin erken tanıyı ve  çocukların  sorunlarıyla başa çıkmalarını kolaylaştırdığını göstermektedir.

Aileler, öğrenme güçlüğü çeken çocuklarına karşı zorlayıcı davranmamalı, yardım ederken sinirlenmemeli, çocuğun anlayamadığı  konuları gerekirse defalarca tekrar etmelidirler. Bu çocukların istemedikleri için okumadıklarına inanmak en büyük yanlıştır. Onlar okuyamadıkları için okumak istememektedirler. Böyle bir davranış, sorunu daha da büyütür. Çocuk aile ile iletişimi keser ve kaygı düzeyi yükselir. Bu nedenle anne babalar yeterli sabıra ve öğretme becerisine sahip değilse mutlaka uzman yardımı almalıdır. Unutulmamalı ki disleksik çocukların akıcı ve doğru okumaları uzun süreli okuma eğitimi ile mümkündür.

 

Kızılay Haftası için çadırımızı kurduk!  – Batıkent Kreş – Anaokulu
Kızılay Haftası için çadırımızı kurduk! – Batıkent Kreş – Anaokulu

Kızılay’ın ülkemiz için yeri ve önemini öğrenen miniklerimiz, kendi ilk yardım çantalarını da kendileri hazırladılar… İçine sargı bezi, Bedatin, makas, yara bandını çizen minikler harika bir gün geçirdiler! Kızılay’da aktif olarak görev alan Sayın Tülin Göktaş’a verdiği engin bilgiler ve etkinliğimize desteği için çok teşekkür ediyoruz. smile ifade simgesi ‪#‎BDK‬‪#‎BaşkentDoktorlarKreş‬

 

12190931_927209274020179_7083520795240070241_n 12193452_927209110686862_4042575234354654287_n 12208680_927209104020196_7593092814034481694_n

EYVAH! ÇOCUĞUM OKULA GİTMEK İSTEMİYOR!

EYV

Okul Fobisi Nedir?

Okul fobisi, kuvvetli bir endişe nedeniyle çocuğun okula gitmeyi reddetmesi ya da okula gitmede isteksiz görünmesidir. Genellikle 5-8 yaşları arasındaki çocuklarda görüldüğü gibi 11-14 yaşlarında da görülebilmektedir. Bununla birlikte erken yaşlardaki kreş deneyimlerinde de ender olsa da karşımıza çıkmaktadır. Okul fobisi olan çocuklar, okula olan isteksizliklerini bedensel yakınmalarla dile getirir ve anne babalarını iknaya çalışırlar. Bu bedensel yakınmalar çoğu zaman gerçekten olmaktadır ve okula gitme bahsi kapandığı zaman etkisi kaybolmaktadır.

Okul fobisi olan çocukların mide bulantısı, karın ya da baş ağrısı şeklindeki bedensel şikayetleri genellikle sabahları uyanır uyanmaz görülmekte okula gitmemelerine karar verildiğinde ise kendiliğinden kaybolmaktadır. Eğer çocuk öğleden sonra okula gidecekse bu şikayetler öğleden sonra görülmektedir.

 

 

Okul Fobisinin Nedenleri

Her fobi gibi okul fobisinde de kalıtımsal ve yapısal etkenlerden çok, psikolojik yaşantılar daha önemli yer tutmaktadır. Okul fobisi nedensiz gözükse de, korkuyu oluşturan bazı temel etkenler vardır. Bunların başında aşırı koruyucu aile tutumları gelmektedir. Okul fobisi olan çocukların daha önceki yıllarında anneleri tarafından aşırı özen içinde büyütüldükleri görülmektedir. Bu tür anneler sürekli çocuklarını gözetir ve tüm isteklerini yerine getirirler. Çocuklarını gözlerinin önünden bir an olsun ayırmak istemeyen koruyucu anneler özellikle çocuklarının bedensel rahatsızlıklarıyla yakından ilgilidirler.

Aşırı koruma sonucu annelerine bağımlı hale gelen çocuklarda anneden ayrı kalma korkusu (Bunaltısı) okul fobisiyle yakından ilgilidir. Çocuk anneden ayrı kaldığında annesine ya da kendisine bir şeyler olacağı endişesini yaşar. Böyle bir durumda bedensel şikayetlerde bulunan çocuk bazen hırçınlık nöbetlerine girer

ve sürekli ağlayabilir.

Çocuğun okuldaki arkadaşları arasında pasif kalacağı ve başarılı olamayacağı gibi korkuları da okul fobisine neden olabilir. Çocuk kendisini derslerle ilgili konularda yetersiz görebilir. Bu durumda çocuk bu endişelerinin doğru olmadığına ikna edilmelidir.

Ayrılık endişesi, değişikliğe olan uyum güçlüğü ve sıkıtılar da okul fobisinin nedenlerinden sayılabileceği gibi anne ve babanın hastalığı ya da evde hırsızlık olması vb. nedenler de çocuğun evden uzaklaşmasını engelleyen etkenlerden olabilirler.

Anne-Babaya Tavsiyeler

Çocuklarınızı daha okula başlamadan okul konusunda güzel şeylerden bahsedin ve onları okula özendirin. Bu konuda kendi okul yaşantılarınızdaki güzel örnekler de faydalı olabilir. Kesinlikle çocuğunuzu arkadaşlarıyla karşılaştırma gayretine girmeyin. Ayrıca öğretmeniyle birlikte okul gezilerek okulun güzel yanları çocuğa anlatılarak okulun sevilmesine çalışılabilir.

Çocuğa içinde bulunduğu durumu anladığımız ve ona yardımcı olacağımız mesajını vermeliyiz. Çocuğa yönelik eleştiriye dayalı, aşağılayan, korkutan ve onu sindirmeye çalışılan yaklaşımlar başarıya

ulaşamayacağı gibi daha sonra oluşacak daha büyük sorunlara neden olabilir. Bazen bu tür yaklaşımlar başarıya ulaşmış gibi görünse de çocuklar üzerinde ileride sorun olabilecek olumsuz bir iz bırakabilmektedir.

Uzmanların çoğu, çocuğun okula dönmesinden önce sorunun nedenlerini anlamaya çalışmak ve endişelerini azaltmak amacıyla bir süre için psikoterapi yapılmasının faydalı olacağı görüşündedirler.

 

Bu tür bir sorunla karşı karşıya kalan ailelerin dikkat etmesi gereken hususları şöyle sıralayabiliriz;

  1. Çocuğun fiziksel yakınmaları varsa kontrol etmek için doktora götürün.
  2. Kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak duyduğu kaygı ve endişeyi anlamaya çalışınız.
  3. Sınıf çalışmalarının zorluğundan, sıkıcılığından veya okul arkadaşları ve öğretmeni ile ilgili konulardan şikayet ediyorsa okulu ziyaret edin.
  4. Çocuğunuzu okula gitme zorluğu nedeniyle cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın. Çocuğun bunaltısı ile oluşan belirtileri şımarıklık, ilgi çekme arzusu ya da sizi kızdırmak için yapılan davranışlar olarak yorumlamaktan kaçınınız.
  5. Okula devam etme konusunda karalı davranın. Sabahları yakınmaya ve yavaş hareket etmeye devam etseler bile giyinmesine, servise binmesine yardımcı olun.
  6. Okula devam etmesi ve muhalefet etmemesi karşılığında evde ya da okulda başka ayrıcalıklar vermek gibi bir takım ödüller sunun.
  7. Sabırlı, tutarlı ve kararalı bir tavır içinde olunuz. Sorunu görmezlikten görmek ve bir sonraki yıla havale etmek sadece çözümü zorlaştırır.
  8. Bir kere bile olsa çocuğun kazanmasına izin verilirse sorunun daha kötüleşeceği unutulmamalıdır.
  9. Eğer durum çok zor ise; çocuğunuzla okula gelin fakat derse girmeyin. Okula gelişleri sistematik olarak azaltın. Örneğin; ilk hafta tam gün, ikinci hafta yarım gün, üçüncü hafta okula uğrayarak görüşme, dördüncü ve diğer haftalar arada bir uğrama.
  10. Çocuğunuzun size güvenmesi çok önemlidir. O derste iken veya oyuna dalmışken bırakıp ayrılmayınız. Bu işinizi daha da zorlaştıracaktır. Çocuğunuz gideceğiniz vakti bilmelidir.
  11. Çocuğunuz okula gitmek istemediğini söylüyor ve okulda kalamıyorsa bir çocuk psikiyatrisinden de yardım alabilirsiniz. Okul fobisi, hekim, aile ve öğretmenin işbirliği ile çözüme kavuşturulabilir bir sorundur.
Okul öncesi eğitim çocuğu geliştiriyor!

doktorlarkres1

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Oral, “Yaşamlarının ilk yıllarında, beynin en hızlı geliştiği dönemde yeterli uyarıcı alamayan çocuklar, kendi potansiyellerini hiçbir zaman eksiksiz bir şekilde gerçekleştiremeyebilir. Ev ortamında sağlanan uyaranlar çocuğun gelişimi için yeterli değildir. 3 yaşından sonra çocuklar okul öncesi eğitim almaya başlamalıdır. Okul öncesi eğitim, çocuğa akranlarıyla bir arada olma fırsatı sağlar. Böylece çocuk akranlarıyla etkileşime geçerek ve oynayarak öğrenme fırsatı bulacaktır. Çocuğun gelişimi için sağlıklı olan öğrenme de bu şekilde gerçekleşmiş olacaktır” dedi.

‘Öğretmenini Mutlaka Tanıyın’ Okul öncesi eğitimin çocuğun ilkokula hazırlanmasına katkı sağladığını aktaran Oral, böylece çocuğun okul ortamına alıştığını, akranlarıyla iletişimini arttırdığını, okul korkusunu yendiğini, özbakım ihtiyaçlarını kendi başına karşılamayı öğrendiğini vurguladı.

 

Ailelerin okul tercihinde dikkatli olmaları gerektiğini de kaydeden Oral, “Okulun eve veya ailenin işine olan uzaklığı, maddiyat, beslenme, binanın özellikleri ve bahçesinin bulunması gibi faktörler önem kazanıyor. Binanın ve binanın içindeki eşyaların cazibesine kapılmak çocuk için doğru kararın verilmesini engelleyecektir. Bunun yerine okulun verdiği eğitimi iyi araştırmak ve mutlaka öğretmenini tanımak gerekir” diye konuştu.

 

İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı Öğretim Görevlisi Ezgi Oral, 0- 6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğini belirtti.

 

 

 

 

Çocuklarda kreş korkusuna karşı uzman tavsiyeleri

doktorlarkres8ogrenci

Sonbaharın gelmesi ile birlikte okullar açılıyor. Yeni eğitim ve öğretim dönemi kimi çocuk için fobiye dönüşüyor. İlk çocukluk dönemi olan 0-6 yaş grubundaki çocukların kreşe hazır olup olmadığı ve kreş seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda uzmanlar önemli tavsiyelerde bulunuyor.

Kreş ya da okul, çocuğun alışık olduğu düzenden başka bir düzene geçmesi bir endişe kaynağı olabiliyor. Özellikle anne babalar için. Uzman Pedagog- Psikoterapist Soner Koşan bu konuda en çok sorulan sorulara cevap verdi.

İşte o önemli sorular ve cevapları…

1-      Kreş seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

Kreş seçerken birçok faktörü analiz etmemiz hem çocuğumuzun gelişimi hem de bütçemiz açısından önemli. Tabi ki her ebeveynin kreşten beklentileri farklı olabilir. Bu yüzden pedagog olarak kendi gözümden değerlendiriyorum. Bu önemli etkenlerden bazılarını şöyle açıklayayım.

  • Kreşin eve olan yakınlığı:  Uzak mesafeler çocuğun kreş ile ilgili iletişimini veya kreşe adaptasyonunu negatif etkileyebilir.
  • Tam gün mü yoksa yarım gün mü?: Evde anne, anneanne veya bakıcı var ise ilk etapta yarım gün ile başlatılıp daha sonra tam güne çevrilmesi çocuğun aile ve ev ile duygusal kopmalarını engeller ve o yere daha iyi adapte olmasını sağlayabilir.
  • Kreşin yapısı: Bahçesinin olmasına, toprak ile ilgili faaliyetlerinin, evcil hayvanların olmasına dikkat edilmesinde fayda var. Bahçesinin büyük olması ve bu bahçenin efektif kullanılması çocukların el, kol becerilerinin, zihinsel aktivitelerin gelişmesine, farklı yaklaşımlar, bakış açıları geliştirmesine büyük katkı sağlayacaktır.
  • Kreşin müdür veya sahibinin yaklaşımı: En az 20 dakika yaşamdan, farklı bakış açılarından, öğretmenlikten,  tecrübelerden, felsefeden konuşun. Kişinin bu konulara ne kadar açık veya kapalı olduğunu anlamanız çocuğunuzun orada verilecek eğitimle paralellik oluşturur. Klasik, tekdüze bir anlayışı olan kişinin anaokulunda klasik kurallar ve prensipler olma ihtimali yüksektir. Bu yaklaşımda çocuğunuzun gelişimini doğrudan etkiler.
  • Gözlem: Çalışanları, çocukları, yapıyı gözlemleyin. Yapının, çalışanlarının size hissettirdiği duygularınızı dinleyin. İyi bir gözlemci olun ve eve gelip eşinizle detaylı düşünün öyle karar verin.
  • Pedagog: Kurumda olmazsa olmazın başında Uzman Pedagog ve Psikoloğun olmasıdır. Kurumda çalışan Uzman Pedagog var mı veya Pedagojik, Psikolojik bir Danışmanlık Merkezi ile doğrudan çalışılıyor mu?  Pedagogun anaokullarındaki görev ve sorumlulukları neler? Uzman haftanın kaç günü okula gelmekte? gibi sorulara cevap alın.
  • Çalışmalar – Aktiviteler:  Ne tür çalışmalar var ve hangi kalifiyeli, tecrübeli eğitimciler, öğretmenler tarafından verilmekte?
  • Çocuk gelişimine yönelik uygulanan yaklaşımlar: 3 yaş çocuğun ben olgusundan biz olgusuna yani süper ego duygusu ile tanışma yıldır. Bu sebeple iletişim çatışmayı getirecektir. Bu çatışmaları çözmek için öğretmenler nasıl bir yol izliyorlar? Gözlemde kalıp çocukların çözüm arayışlarını bulabilecek fırsatlar mı sunuyorlar yoksa direkt müdahale edip kavga büyümeden barıştırmaya yönelik yönetmeleri mi benimsiyorlar? Birinci metodu benimseyen kreş ve ana okullar daha doğru bir yaklaşımı sergilemiş olurlar.
  • Ödül ceza kuramını kullanmamaları önemli: En iyi beslenen, en iyi oyun oynayan, en iyi … yapan bir yaklaşım var ise buda çocuk gelişimine zararlı olduğu artık birçok bilimsel arenada bilinmekte. Birçoğumuz böyle yetiştirildik zaten doğru olsaydı hepimiz daha rekabetçi ve aynı yaklaşımı sergilerdik.
  • Sınıf mevcudiyeti önemli buna dikkat edilmeli.
  • Ücret: Aylık ücrete nelerin dahil olduğu, ekstra ücretlerin neler olduğu da bütçe açısından dikkate alınmalı.

2-      Kreşe başlama yaşı ne olmalıdır?

3 yaş ve üstü olması çocuk gelişimini olumlu etkilemekte.

3-      Çocuğum kreşe hazır mı nasıl anlayabilirim?

Aynı yaşta çocukların beraber oyun oyamayabileceği yer (Bahçe, oyun parkı gibi…) var ise 5 veya altı yaşında anaokuluna göndermenizde yeterli olacaktır. Unutmayın ki 20 yıl önce küçük sokaklarda veya kırsal kesimlerde beraber arkadaşlarımızla oyun oynayarak büyüdük ve daha mutluyduk. Çocukların büyük hayal dünyaları vardır. Onları hayallerini daraltacak herhangi müdahale hedef ve azimlerini doğrudan etkileyecektir.

Böyle bir yer yok ise 3 yaş ve üstünde oyun gruplarına ve/veya tam gün kreşler çocuğunuz için faydalı olacaktır.

4-      Çocuğum biraz içine kapanık, kreşte zorlanabilir mi?

Yukarıda saydığım kriterler çok önemli. Yani kreşin prensipleri, pedagogun olması, ödül ceza kuramının yerine duygu odaklı bütüncül bir yaklaşımın olması, öğretmenlerin tecrübeleri gibi… Bu özellikler olduğunda çocuğunuzun özgüveni daha güçlenecektir.

5-      Kreşte ilk gün nasıl davranmalıyım? Çok ağlarsa tutumum ne olmalı?

Kreşe ve anaokuluna götüreceğiniz günden birkaç gün öncesinden çocuğunuzu özendirin ve haberdar edin. Yeni arkadaşlar, yeni oyunlarla daha mutlu olacağına dair. Daha sonra da o gün geldiğinde çocuğunuzla bol bol konuşun ne zaman okula gideceğinizi, ne zaman okuldan onu alacağınızı görsel ve sözel olarak onunla paylaşın ve bu zaman aralığının hop bir anda geçeceğini hissettirin. Anneye bağımlı çocuklarda bu sorun daha büyük olabiliyor. Bu sorunu yaşayan ailelere bir uzman pedagogdan destek almaları çocuğun okula adaptasyonunda çok etkili olabilir çünkü çocuğun bu davranışı sergilemesinde ebeveynin eksik veya hatalı davranışları neden olabilmektedir.

Kaynak: cnnturk

baskentdoktorlarkresbatikent

Ankara Kreşleri ve Anaokulları

Ankara da Kreş ve Anaokulu arayanlar!

Sizin için bir tavsiyemiz var;

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

0505 831 00 00

batıkent doktorlar kreş

Batıkentin en iyi Kreşi 2015-2016 Eğitim Yılına Hazır – DOKTORLAR KREŞ

doktorlarkres8ogrenci

 

Özel Başkent DOKTORLAR KREŞ ve Anaokulu, 2015-2016 eğitim yılına uzman kadrosuyla hazır.

Bu yıl eğitim hayatına başlayan Ankara’nın (Batıkent’in) kreşlerinden Özel Başkent DOKTORLAR KREŞ, yeni eğitim yılında da farkını ortaya koyacak.

batıkentineniyikreşidoktorlarkreş

Sağlıklı ve Mutlu bireyler yetiştirmek hedefiyle yola çıkan Özel Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi, 3-6 yaş arasındaki okul öncesi eğitimi çocuklarının, okul öncesi programlarının yanı sıra sosyal etkinlik programları ile desteklenerek özgüvenli ve kendilerini doğru ifade edebilen bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. Tecrübeli eğitim kadrosu ile sevgi ve hoşgörüye dayalı olarak 2015-2016 eğitim yılına merhaba diyen Özel Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi, yeni girmiş olduğu eğitim yılı için de adından söz ettirecek.

psikolog denetiminde bir kreş.fw

Okul öncesi eğitimin insan hayatının en önemli dönemi olduğu için öğretmenleri ve anne babalar, çocuklara, doğru olanı vermek gerektiğini söyleyen Kurucu Yusuf Temrel, “Temelinde sevgi olan hiçbir eğitim başarısızlığa uğramaz ilkesinden hareket ederek çocuklarımıza sevgi dolu ortamlar sunduk. Çocukların yaş grubunu, özelliklerini ve ilgi alanlarını göz önünde bulundurarak, sosyal etkinlik çalışmaları yapılıyor. Haftada 8-10 saat arası İngilizce eğitimi (yabancı uyruklu eğitmenler tarafından), tenis, ritm, klasik ve modern dans, drama, jimnastik ve daha bir çok eğitim veriliyor.

Eğitim atölyelerimizde oluşturduğumuz teknolojik imkanlar ile çocukların zeka gelişimlerini destekleyen programlarla eğitimimizi zengin tuttuk.

Ayrıca belirli periyotlarla çocuklarımızın sağlık muayeneleri yapılarak 3-6 yaş grubunda sıkça rastlanan görme, işitme ve ağız diş sağlığı ihmallerinin de önüne geçmeyi hefedliyoruz” dedi.

 

seçkin eğitim kadrosu.fw

Temrel, kasım ayının ikinci haftasına kadar da kayıtların devam edeceği bilgisini de vererek, “2015-2016 eğitim yılı, kurumumuza, velilerimize ve bütün ülkemize hayırlı olsun” diye konuştu.

 

www.doktorlarhaber.com

 

Anaokuluna hazır mısınız?

batıkent doktorlar kreş

Anaokulu başlamadan önce oğlumla nasıl hazırlık yaptık, okula alıştırma aşamasında neler yaşadık? Siz de pratik önerilerimize kulak verebilirsiniz..

  • Bu sonbahar ben de “çocuğu anaokuluna giden anneler kulübü” üyesi oluyorum.
    İlk defa neredeyse tam gün ayrı kalacağız oğlumla. Anaokulu başlamadan nasıl hazırlık yaptık, okula alıştırma aşamasında neler yaşadık, yeni başlayacaklara tavsiyelerimiz neler?

    Öğretmenleriyle tanıştık, okuyacağı sınıfı gördük

    –  Yaz başında oğluma tatil sonrası okula başlayacağını anlattık ve ara ara konusu geldikçe ona anaokulundan, orada neler yapacağından söz ettik.

    –  İlk gün hiç bilmediği bir yere gitmesini istemedik, bu yüzden okula başlamadan önce oğlumla birlikte seçtiğimiz okula birkaç kere gittik. Sınıfını gördü, öğretmenleriyle tanıştı, bahçede ve sınıflarda Oyun oynadı.

    –  Anaokulu alışverişimizi birlikte yaptık. Çantasını, ayakkabısını, matarasını, yağmurluğunu kendi seçti. Alışveriş sırasında bunları okul için aldığımızı anlattım.

    –  Okulun başlama tarihi yaklaşırken akşamları yatmadan önce anaokullarını anlatan kitaplar okuduk. En sevdiğimiz kitapların başında Mikado Çocuk tarafından yayımlanmış olan “Benim Anaokulum” kitabı geliyor. Bu kitapta çocukların anaokulunda bir günü nasıl geçirdikleri farklı resimlerle ve açılıp kapanan pencerelerin içindeki yazılarla anlatılıyor.

    –  Anaokulu başlamadan önce birlikte kahvaltı listesi yaptık. Sabahları hangi gün ne yiyeceğimize karar verdik. Biraz motivasyon için araba şeklinde pankek, futbol topu şeklinde yumurtalı ekmek yapmayı denedim.

    Kendimden örnek verdim

    –  Yine okul başlamadan bu sene oğlum gibi anaokuluna gidecek arkadaşlarıyla buluştuk. Tüm arkadaşlarının anaokuluna gideceğini bilmesi bu sürecin normal olduğunu anlamasına yardımcı oldu.

    –  Çocukluk albümlerimi ortaya çıkardım. Oğluma kendi küçüklük fotoğraflarımı ve yuva fotoğraflarımı gösterdim. Okulda neler yaptığımızı çok ayrıntılı biçimde anlattım. Kendimden birtakım örnekler vermem onu epey rahatlattı.

    Okulda bir süre bekledim

    Okula güven duyması için oğlumu şimdilik ben götürüp alıyorum. Alışma sürecinde okulda onu bekledim, zaman içinde bekleme süremi azaltarak onu okulda bırakmaya başladım. Geç kalmamaya özen gösteriyorum, başka çocukların anneleri gelmişken ağlamaya meyilli bir suratla beni beklesin istemiyorum.

    İlk defa okula başlayan miniklerin ilk günlerde anneden ayrılmakta zorlanmaları oldukça normal.Davranış Bilimleri Enstitüsü, Çocuk ve Genç Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde klinik psikologolarak görev yapan Gülşah Ergin, ayrılma kaygısını çok yoğun yaşayan çocukların annelerine okulun ilk günü okulda beklemelerini öneriyor. Ergin bu durumun sadece birkaç gün için geçerli olması ve kademeli olarak uzaklaşma yönteminin kullanılması gerektiğini belirtiyor: “Önceleri çocuk dersteyken onu görebilecek bir yerde duran annelerin, daha sonra koridorda ve ardından okulun bahçe kapısında bekleme şeklinde kademeli olarak uzaklaşmaları ve bu durumu çocuklarına önceden açıklayarak onları da buna alıştırmaları gerekiyor.”

    “Çabuk vedalaşılmalı”

    Ergin ayrılma kaygısı yaşayan çocukların bu durumla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilmeleri için vedalaşmaların önemli olduğunu vurguluyor: “Vedalaşmalar oldukça kısa ve duygusallıktan uzak olmalı. Çocuğunuzu güvenli bir şekilde sınıfa bıraktıktan sonra öpüp sarılmalı, onu nerede bekleyeceğinizi ya da nerede ve ne zaman onunla buluşacağınızı söylemeli ve size ‘güle güle’ demesini sağlayarak sınıftan ayrılmalısınız.”

    Çocuğun okulda yalnız bırakılmaya hazır olmasındaki en büyük kriterin “güven” duygusu olduğu söyleyen Ergin, çocuğun okul ve öğretmenine güven duygusu geliştirdiği noktada artık okulda yalnız kalmaya hazır olduğununun, aksi durumda ayrılma kaygısını ve olumsuz etkilerini daha yoğun ve sarsıcı biçimde yaşama ihtimalinin yüksek olduğunun altını çiziyor.

    “Kısa süreli ayrılıklar işe yarar”

    Liv Hospital Çocuk Gelişimi Uzmanı İlknur Güvençocukların anne-babalarından ve güven duydukları evlerinden uzakta kalmaktan korkabileceklerini, ilk defa ailesinden ayrı kalacak çocuğun okula gitmeyi reddetmesinin, ağlama krizlerine girmesinin, öfke patlamaları gibi davranış sorunları olmasının çok doğal tepkiler olduğunu söylüyor. Güven anne-babasından hiç ayrı kalmamış çocukların fazla endişelenmemesi için okula başlamadan önce gün içinde kısa süreli ayrılıklarla okula hazırlanmasını öneriyor.

    Özge Altınok LOKMANHEKİM – Anne Çocuk – ozge.altinok@milliyet.com.tr www.sehrincocukhali.com

http://www.milliyet.com.tr/anaokuluna-hazir-misiniz-/cumartesi/haberdetay/26.09.2015/2122649/default.htm