Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 979 85 73 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Kategori: BDK Köşe Yazıları

ÇOCUKLARA KURAL ve SINIR KOYMANIN ÖNEMİ!
ÇOCUKLARA KURAL ve SINIR KOYMANIN ÖNEMİ!

 

ÇOCUKLARA KURAL ve SINIR KOYMANIN ÖNEMİ!

Biz yetişkinler gibi çocukların da aileleriyle birlikte geçireceği düzenli bir hayata ihtiyaçları vardır. İşte bu yüzden anne, baba ve çocuk ilişkisinde aile hayatının daha düzenli olabilmesi için kurallar koymak önemlidir. Her ne kadar çocuklarımızın kurallardan, bir başka deyişle sınırlardan hoşlanmadıklarını düşünsek de, sınırlarla büyüyen çocukların daha mutlu olduklarını unutmamak gerekir.

Sınırlar, çocuklarımızın doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilmelerini, özgüvenlerini geliştirebilmelerini, sorumluluk sahibi bireyler olmalarını her şeyden önemlisi de arkadaş ilişkilerinde ve toplum içinde kendilerini ifade ederken kontrollü davranışlar sergilemelerini sağlar.

Çocuklar, Neyi, ne kadar yapabilirim?, İstediğim bir şeyi ne kadar ısrar edebilirim?, Büyüklerimle nasıl konuşmam gerekir?, Arkadaşlarıma nasıl davranmam gerekir? ‘in sınırlarının neler olduğunu öğrenmeye ihtiyaç duyarlar. Bunları öğrenebilmelerinin yolu, evde anne ve babalarının koydukları kurallar ve bu kuralları uygulayabilmekten geçer.

Bunun yanı sıra kuralları oluştururken dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır;

Kurallar oluşturulurken; çocuklara açık ve net bir şekilde o kuralın neden konulduğunun anlatılması, bu kurala uymazsan televizyon izleyemezsin gibi tehdit içeren cümlelerin kurulmaması, uygun bir iletişim dili kullanarak göz kontağı kurulması, yaşına uygun kurallar olmasına dikkat edilmesi ve tutarlı davranarak oluşturulan kuralların değiştirilmemesi gerekir.

Ayrıca çocuk kurallara uymak konusunda zorlanıyor ve sizinle inatlaşıyorsa, davranışının sonucunu görmesini sağlayın. MESELA dışarı çıkarken hırka giymek istemiyorsa, hırka giymediği zaman bu şekilde çıkılmayacağını söyleyebilirsiniz. Bu yaş döneminde çocuklar daha çok sizi taklit ederek model alma eğilimi gösterdikleri için onlara doğru örnek olup, yanlış davranışlardan kaçınmak önem kazanır.

Bu yaşlarda diğer çocuklarla nasıl oynamaları gerektiğiyle ilgili daha çok koruyucu kurallar koyulduğundan aile içinde anne-baba iletişiminin iyi olmasının çocukların arkadaşlarıyla olan iletişimine de yansıyacağını unutmamak gerekir. Her evin kuralı farklıdır, siz, size uygun olan, uygulayabileceğiniz kuralları koyun ve kural koymak için geç kaldığınızı asla düşünmeyin.

Unutmamak gerekir ki çocuğunuzun her istediğini yapmak onu sadece o gün için mutlu edecektir, hayat boyu mutlu olmasını istiyorsanız ona sınırlar koyarak işe başlayabilirsiniz.

 

 

ÇOCUK GELİŞİMİ UZMANI

SEDA YALÇIN

Çocuklar ne sıklıkla yıkanmalı?
Çocuklar ne sıklıkla yıkanmalı?

ÇOCUKLARDA YIKANMA ALIŞKANLIĞI

         Gün boyu oyunlarla ve diğer etkinliklerle enerji tüketen çocuklarımıza, yıkanma alışkanlığının doğru bir şekilde kazandırılması son derece önemlidir. Doğru bir yıkanma alışkanlığının kazanılması; çocuğun hem fiziksel görünümünü olumlu yönde etkileyecek, hem de suyun rahatlatıcı etkisi çocuğun ruhsal gerginliği varsa azaltmasına yardımcı olacaktır. Bununla beraber yıkanma, cilt sağlığının korunması ve enfeksiyonlardan uzak kalma konusunda da büyük katkı sağlayacaktır. Peki, bu alışkanlığın çocuklara doğru kazandırılması konusunda biz yetişkinlere neler düşmekte?

Öncelikle; doğru bir yıkanma alışkanlığının geliştirilmesi için, “yıkanma sıklığının ne kadar olması” gerektiği konusunda doğru bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Uzmanlara göre, sabun ve suyla yıkanma sıklığı yaz aylarında 2 günde 1, kış aylarında ise haftada 3 kez olmalıdır. Çocuğun her gün sabunla yıkanması durumunda, kimi zaman cildinde kuruma ve egzama (dermatit) benzeri rahatsızlıklar meydana gelebilmektedir. Ancak, eğer çocuğunuzun sıcaktan bunaldığını fark ettiyseniz, sabun kullanmamak kaydıyla her gün çocuğunuza sadece ılık suyla duş aldırabilirsiniz. Çok sıcak ya da çok soğuk suyun kullanılması, çocuğunuzun cildini tahriş edecek ve kimi durumlarda ise yıkanmaktan korkmasına/kaçınmasına yol açacaktır.

Doğru yıkanma sıklığının uygulanmasının ardından, çocuğun duş alacağı ortamın özelliklerinin doğru sağlanması gerekir. Bunlardan bazıları; çocuğun yıkanacağı suyun ısısının doğru ayarlanması, çocuk küvette yıkanıyorsa küçük oyuncakların bulunması, pH değeri dermatologlarca onaylanmış çocuk şampuan ve sabunlarının kullanılmasıdır. Bu koşulların sağlanması, hem çocuğun fiziksel sağlığını koruyacaktır, hem de çocukluk döneminden sonrası için de uygun bir ortam oluşturacaktır.

Çocukların yıkanma sıklığının yeterli olması ve yıkanılan ortamın uygunluğu gibi etmenler, çocuğun yaşamı boyunca banyo alışkanlığının doğru oluşmasını sağlayan en önemli faktörlerdendir. Peki, eğer çocuğunuz banyo yapmaktan korkuyorsa ve bu durumun önüne geçemiyorsanız neler yapmalısınız?

 

  • Çocuğunuzu yıkarken, onun sağlığını tehlikeye atmayacak şekilde hareketlerinde özgür bırakın. Böylece, çocuğunuz kısıtlanıyor olma düşüncesinden vazgeçip, yıkanmaya karşı daha da olumlu bir şekilde yaklaşacaktır.
  • Yıkanma zamanını çocuğunuza söylerken, “Haydi küvete gel.” gibi bir cümle yerine, “Hadi şimdi köpüklerle küçük bir resim çizelim.” diyerek çocuğunuzun bu konudaki isteğini artırabilirsiniz.
  • Çocuğunuzun yıkanma saatini oyun saati ya da diğer etkinlikleri esnasına koymayın. Oyun saatini bölerek yıkamaya çalışmanız, onun tepki göstermesine ve yıkanmaya karşı olumsuz bir tutum göstermesine yol açacaktır.
  • Çocuğunuzun yıkanacağı yerin güvenliğini tamamıyla sağlamış olun. Aksi takdirde, eğer çocuğunuz banyo esnasında düşerse bundan sonrası için yıkanmaya karşı çoğunlukla isteksiz olacaktır ve size direnecektir.
  • Yıkanma esnasında yanlışlıkla altına kaçıran çocuğunuza sert tepkiler vermekten kaçının. Sert tepkiler verdiğiniz durumda, çocuğunuz yıkanmanın aslında o kadar da güzel bir şey olmadığını düşünecek ve “annemin/babamın bana kızdığı zaman yıkandığım zamandı.” diyerek yıkanmaya karşı olumsuz bir tutum takınacaktır.

Yeni konularla, yeni yazılarla Doktorlar Kreş web sitesinden sizlerle olacağım.

Sağlıklı günler diliyorum.

Psk. Özge Irmak PALA

Çocuklar kreşte öğlen uykusu uyumalı mı?
Çocuklar kreşte öğlen uykusu uyumalı mı?

Çocuklar için öğle uykusunun önemi bilimsel olarak kanıtlandı!

Sevgili Anne Babalar,

Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için temel ihtiyaçlarından biri olan uyku ihtiyacını karşılamanız çok önemli. Bebeklik döneminde uykuya önem verirken iki yaşından sonra çocukların öğle uykusu ihmal edilebiliyor. Özellikle Anaokullarında çocukların uyku saatinin olmaması olumlu bir durum gibi algılanıyor. Anaokulların çoğu ailelerin çocuğum uyumasın taleplerinden ve ayrı bir uyku odası ayırmamak için uyu saatini programa dahil etmiyorlar.  Oysa çocukların öğle uykusu ihtiyacı, öğle uykusunun beyin gelişimi ve öğrenme süreçlerine olan etkisi yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Rebecca Spencer tarafından yapılan araştırma öğle uykusunun okul öncesi çocuklar üzerindeki etkileri bilimsel olarak ortaya çıkarmıştır. Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde yapılan araştırmada öğle uykusunun faydasının aynı gün ve ertesi gün hissedildiğini ve uykunun hafızanın güçlenmesi ve erken yaştaki öğrenim açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı. Araştırma sonucunda Çocuklara öğle yemeği sonrası bir saat uyuma fırsatı verildiğinde;
– Uyumadıkları günlere kıyasla görsel-uzamsal beceri bakımından daha iyi performans sergiledikleri,
– Uyku sonrasında çocukların %10 daha fazla bilgi hatırladığı,
– Uyku sırasında çocukların, beynin öğrenme ve yeni bilgi edinmeye ilişkin bölgelerinde faaliyet artışı gözlendiğini ortaya çıkardılar.

Ayrıca araştırmacı Rebecca Spencer, okul öncesi çocuklarda öğle uykusunun önemini ilk kez kendilerinin ortaya koyduğunu ve çocukların uykuya teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor. İngiltere’deki Royal College Pediatri ve Çocuk Sağlığı bölümünden Dr Robert Scott-Jupp, daha önce yetişkinler üzerinde yapılan araştırmalarda kanıtlanan bu olgunun çocuklar üzerinde de kanıtlanması sayesinde, öğle uykusu konusunda farklı düşüncelere sahip okul öncesi kreşlerin bu konuya artık daha bilimsel yaklaşabileceğini belirtti. Dr Scott-Jupp, küçük çocukların beyinlerine dinlenme ve bir sonraki güne hazırlanmasına olanak tanıma açısından günde 11-13 saat uykuya ihtiyaçları olduğunu ve gün içindeki uykunun da gece uykusu kadar önemli olduğunu söyledi.
Kaynak:http://www.umass.edu/newsoffice/article/sleep-research-study-finds-daytime-naps,  http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/09/130924_cocuklara_ogle_uykusu.shtml

Araştırma sonuçlarının da gösterdiği gibi çocuklarınızın anaokulunda en az bir saat uyumasını talep etmelisiniz. Özellikle tam gün anaokulunda olan çocukların öğle uykusuna daha fazla ihtiyacı var. Öğle uykusu olan anaokullarını tercih edin ve eğer çocuğunuz anaokuluna yarım gün gidiyorsa uyku saatinden sonra alabilir veya eve gelir gelmez öğle uykusuna yatırabilirsiniz.

Çocuğunuzu uyku saati olan bir anaokuluna göndermeniz dileğiyle,

Pedagog Sevil Yavuz
Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük; Korkutmak!

korkutmak doktorlar kres
Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük; Korkutmak!

“Yaramazlık yaparsan öcü gelecek”, “Oraya git de dilenciler seni kaçırsın”, “Yemeğini yemezsen karanlıkta kalacaksın”, “Uslu durmazsan doktor amca sana iğne yapacak” “Böyle yapmaya devam edersen seni bir daha sevmeyeceğim.”

Toplumumuz da ne yazık ki yanlış bir algıyla yetiştirilen milyonlarca çocuk var. Çocuk üzerinde otorite kurmak amacıyla giriştiğimiz bu eylem maalesef ki bizi daha iyi bir anne – baba yapmıyor. Tam tersine kendine güvenmeyen, girişken olmayan, korkak bir nesil yetişiyor.

Peki ama ne yapacağız? Bu çocukları nasıl yetiştireceğiz dediğinizi duyar gibiyim. 

İlk kuralla başlayalım.  Otorite kurmak amacıyla korkutmak yok. Bu ister ‘öcü’ olsun, isterse ‘seni artık sevmeyeceğim’. Bir çocuğa yapabileceğiniz en büyük kötülüğü yapmayın. Çünkü çocukların hayal güçlerinin ne kadar geniş ve çarpıcı olduğunu bilmeyen bilinçsiz insanlarca yapılan bu hata, onların hayal dünyasının içinde büyüyüp kişiliğini ve ruh sağlığını etkileyebilir. Çocukların görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında verdikleri doğal bir tepki olan korkunun bir disiplin aracı olarak kullanılması çocukluk korkularının ergenlik ve hatta yetişkinlik dönemlerine kadar uzamasına da neden olabilir.

İkinci önemli kural; çocuğunuza yaklaşırken birinci kuralımızın aksine çok hassas davrandığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Hatta çocuğunuzu korkuttuğunuzun bile farkında olmayabilirsiniz. Örneğin; “Bak şimdi düşeceksin!” , “ Sen artık tek başına uyuyabilirsin, kocaman oldun” gibi etrafında pervane olan anne – babalık ya da özgüvenini (zorlayarak) kazandırma çabası çocukta gelişen korkuların sebebi olabilir. Çocuklar tıpkı oyun hamurlarına parmağınızla basmak gibi her bir söz ve davranışımızdan etkilenirler. Sizin iyi niyetle fiziksel bir zarar gelmesin ya da artık özerk olmalı diye yaptığınız bir çok davranış onun iç dünyasında korku ve sonrasında fobiye yol açabilir.

Çocuklar için yaşamın temeli 0–7 yaşları arasında atılıyor. Bu dönemde çocuklarda zaman içerisinde gelişimsel özelliklerden kaynaklanan korkuların oluşması normal sayılabilir fakat bu yaşlar arasında çocuğa “Sen bilmezsin, büyükler bilir”, “Korkulacak ne var? Sen bebek misin?” mesajları verildiğinde var olan korkuların daha pekiştiği ve yeni korkuların temellerinin atıldığı gibi çocukların özgüvenleri de olumsuz yönde etkilenebilmektedir.
Çocuklarda Korku Nedenleri

  • Korkutulmak
  • Ceza almak ya da şiddete uğramak
  • Bilgi ve deneyim azlığı
  • Başka çocukların başından geçen kötü olayları öğrenme/bilme.
  • Dinlediği olaylardan etkilenme
  • Dünyanın tamamiyle tehlikeli bir yer olduğuna dair inanç geliştirme
  • Olaylar karşısında fikir yürütme.
  • Olayların bilinçaltına yansıması sonucu kötü rüyalar görme ve etkisinin daha da artması
  • Etraftaki her şeyin kendinden büyük olması hissi.
  • Çocuklara güven duygusunun kazandırılmamış olması
  • Çocuğun sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyütülmesi
  • Çocuk yetiştirmede baskıcı ve otoriter tutumun izlenmesi
  • Çocuğun tehdit edilmesi. Örneğin; “Yemeğini yemezsen iğne yaptırmaya gideceğiz.” gibi…
  • Çocukları soyut ve ya somut şeylerle korkutmak
  • Aile içinde şiddet olaylarının yaşanması.
  • Şiddet ve korku öğeleri içeren filmlerin izlenilmesi.

Hangi yaşlarda hangi korkular görülebilir?

Bir korkunun mantık dışı olup olmadığı çocuğun yaşı ve gelişim düzeyine göre değerlendirilir. Örneğin 2 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normaldir ancak 8 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normal değildir.

0-6 Ay: Yüksek sesler ( Elektrik süpürgesinden çıkan ani ve yüksek sesler )

6-12 Ay: Yabancılardan, anneden ayrılma

2-4 Yaş: Hayali Yaratıklar, Karanlık

5-7 Yaş: Doğal Felaketler, Deprem, Yangın, Fiziksel Acı, yaralanma, hayvanlar

8-11 Yaş: Başarısızlık

12- 18 Yaş: Yaşıtları tarafından dışlanma, kabul görmeme temel korku kaynaklarıdır.
Anne ve Babalara Öneriler

  • Çocukta korkunun uzamasını ve olumsuz etkilerini önlemek için korkunun nedenleri araştırılmalı ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır
  • Anne-babalar çocukların korkularını yok saymamalı, asla küçümsememeli ve alay etmemelidirler.
  • Korkuları olan çocuğa sabırlı davranmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınmalıdır.
  • Aşırı koruyucu bir tutum ile çocuğu her şeyden korkar hale getirmemelidir
  • Çocuğa “Aman düşersin!”, “Sen tek başına karşıya geçemezsin” vb. sözlerle çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu aşılanmamalıdır.
  • Fiziksel temasın çocuğun korkusunu kontrol altına almasında yardımcı olacağı unutulmamalıdır.
  • Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştirmesine yardımcı olunmalıdır.
  • Çocuk korkuları konusunda, konuşmaya hazır olduğu zaman onunla açıkça konuşulmalıdır.
  • Çocuk korktuğu şeye yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Örneğin denizden korkan bir çocuğun önce uzaktan denizi ve deniz kenarında oynayan çocukları izlemesine imkân verilmelidir. Daha sonra çocuğun önce deniz kenarında oynaması, sonra ayaklarını ıslatması ve yavaş yavaş denize girmesi sağlanmalıdır. Çocuğunuz köpekten korkuyorsa, önce çocuğunuza köpeklerle ilgili hikayeler okuyun, köpeklerle ilgili bir televizyon programı izlettirin, daha sonraki aşamada köpekle oynayan yaşıtlarını ona gösterin, sonraki aşamada da onu küçük,sevimli bir köpekle bir araya getirin.
  • Çocuklara korkulu masallar anlatılmamalı, korkulu filmler izletilmemelidir.
  • Korkuyu hafifletmek amacıyla “Erkek adam hiç korkar mı?”, “Sen artık kocaman oldun” gibi sözlerden kaçınılmalıdır.
    Çocuklara bazı korkularımızın kendimizi tehlikelerden korumak ve güvenliğimiz için normal olduğu da anlatılmalıdır. Mesela sıcak bir sobaya dokunulmaz, karşıdan gelen bir otobüsün önüne koşulmaz gibi.
  • Anne -babaların bazı durumlar karşısında gösterdiği tepkiler de önemlidir. Çünkü çocuklar anne-babalarını örnek alarak etkilenebilirler. Bu şekilde bazı korkular çocuklar tarafından öğrenilir. Örneğin annenin; yanlarına kedi köpek yaklaşınca ürküp sıçraması, evde böcek görünce çığlığı basması, kocası evde yokken çocuklarını yanına almadan yatamaması gibi davranışlar içinde olması, çocukta korku duygusunun oluşmasına neden olabilir.
  • Unutmayın belirli bir dozda korku olması çocuğu uyarır ve tehlikelerden uzaklaşmasını sağlar. Böylece çocuk birçok tehlikeden kendisini korur. Ancak korkunun çok olması ve yoğun yaşanması çocuğun ergenlik ve yetişkinlik zamanındaki kişiliğini ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir. Çocuklara yaklaşırken hangi yaş grubunda olduğunu ve açıklamanızın/tehlike durumunun onun açısından ne kadar anlaşılabilir olduğunu göz önünde bulundurun. Bunun en önemli yolu bu konuda edindiğiniz bilgilerdir.

Bu noktada yazının bu noktasına kadar okuyan her bir anne – babaya/öğretmene (ve adayına) teşekkürler. Maça 1 – 0 önde başlıyorsunuz…

Psikolog Ece Ergür

 

 

 

ÇOCUĞUM YAPAMIYOR, BAŞARAMIYOR DEMEDEN ÖNCE MUTLAKA OKUYUN! Biyolojik ritme saygı !

11752092_10153634403887348_1145170917741310257_n

Biyolojik ritme saygı !

Çocuğu birinci sınıfa başlamış bir anne-baba çaresizlik içinde yanıma gelmişti.
Çaresizliklerinin sebebi; 19 kişilik sınıfta 18 kişi okuma yazmayı öğrenmiş, bir tek kendi kızları kalmış okumaya geçemeyen. Çalmadıkları kapı kalmamış, kimi “Disleksi var galiba çocuğunuzda” demiş. Kimi “Beyindeki kimyasal denge bozukluğundan” bahsetmiş.
Bütün bunlarla yetinmeyen anne, gittiği yerlerden birinde “Kızınıza kötü cinler musallat olmuş” diye duyunca film kopmuş…
Kocaman değil, henüz 6 yaşında bir kız çocuğunun okul hayatında başına gelenlerden bahsediyorum… Göz ucu ile şöyle bir baktım; utangaçtı… Bilirim ki kız çocukları bu yaşta böylesi utangaç olurlardı, sorun yoktu benim için. Adını sormak istedim, annesinin arkasına saklandı. Babası kolundan tutup saklandığı yerden çıkartırken “Amca adını soruyor, söylesene adını hadi…” demesi çocuğun içinde bulunduğu durumu özetlemeye yetti.
“Üzgünüm çocuklar sizler adına” demek geldi içimden, söyleyemedim…
“Siz dışarıda bekleyin isterseniz?” diye anne-babayı dışarıya davet ettim.
Çocuk öylece kalakaldı oturduğu koltukta… Kaygılı idi. Başına ne geleceğini bilememenin, ama kendinden büyük birisine de itaat etmesi gerektiğinin çelişkisi okunuyordu vücut dilinden.
Kendimi tanıttım. Güzel resim yapabildiğimden bahsettim. İsterse birlikte resim yapabileceğimizi söyledim. “Hı hı” diye başını salladı ürkekçe… Diz çökerek oturduk yere, sehpanın üzerine koyduğum kâğıda boya kalemleri ile ev yapmaya başladık…
Ben, yazı da yazabildiğimi söyledim. Çocuk, “Ben de yazıyorum ama biraz yavaş” dedi. “Olsun” dedim, “Ben de önceden yavaş yazıyordum. Hem yavaş yazınca bazen daha güzel oluyor” deyince gözlerime baktı, rahatladı. Sonra kaşlarını çatıp “Ama öğretmenim dedi ki hızlı yazmalıymışım. Hem ödevimi yavaş yapınca annem kızıyor.” derken, ülkemiz çocuklarının eğitim dramını anlatıyordu aslında…
İkimiz de önümüze yeni bir kâğıt aldık… Oturduğumuz yerde, benim söylediğim harfleri birlikte yazmaya başladık. Küçücük parmakları ile nasıl da samimi çabalıyordu, içim burkuldu…
Üç-beş harfi yazdıktan sonra “Ben yazı da okuyabiliyorum” dedim.
Çocuk beni duymazdan geldi. Kalemle çizgi çizmeye devam etti. İncinmişliği vardı belli ki…
“Hatta ben, bu harfin hangi harf olduğunu bilebilirim” deyince başını kaldırdı, “Ben de bilirim, o A” dedi. Cesaret kazanmıştı. Çünkü kendini zorlamayan, ona uyum sağlayan bir yetişkin vardı yanında.
“Peki, bu hangi harf?” diye sordum, onu da bildi, diğerini de… “Hadi bu harfleri yan yana okuyalım dedim”, yavaş yavaş da olsa okudu.
“Ne güzel okuyorsun” dedim. Çocuk: “Ama annem sıkılıyor ben okurken. Babama diyor ki gel şu çocuğu sen okut, yoksa ben çıldıracağım.”
Dakikalarca gözlemledim, ne “disleksi” idi problemin adı, ne de “cin çarpması”. Aklı başında, narin bir kız çocuğu ve ona hitap edemeyen yetişkinlerin çatışması vardı ortada; “beklenti çatışması”… Çocuk, kendi biyolojik ritmi ile “edinerek öğrenmeye” çabalarken, anne-babanın bu hızı yavaş bulup hızlandırma gayreti, çocuğu sersemleştirmişti.
Çocuğu dışarı alıp anne-babayı yeniden davet ettim. Dikkat ettim ki anne babanın da biyolojik ritmi oldukça bozuk. Baba beni dinler iken ayaklarını sallayıp duruyor, anne konuşurken hızlı hızlı ve yutarak konuşuyordu…
Hâlbuki edinerek öğrenmenin en temel ilkesi; eğiticinin “sekine” halinde bir biyolojik ritme sahip olmasıdır.
“Aktif bir pasiflik”, eğiticinin en üstün özelliğidir.
Konuşurken, inci tanesi gibi kelimeleri tek tek çıkarmak… Yürürken, yavaş ve sükunet içinde yürümek… Göz göze gelindiğinde, gözlerle çocuğun gözlerine dokunacak kadar sakin bakmak, edinerek öğrenmenin olmazsa olmaz prensipleridir.
Kalıcı öğrenmenin önündeki en büyük engel; çocuğu hızlandırmaktır; “Hadi, hadi… Çabuk, çabuk… Herkes yaptı bir sen kaldın” gibi baskılar çocuğu psikolojik olarak gerdiği gibi, bilginin içselleşmesinin önünü de kapatır.
Çocuğa iyilik yapmak isteyen eğiticiler, onun biyolojik ritmine saygı duymalı. Belki kendilerinin bozulmuş olan biyolojik ritimlerini de “sekine” haline çevirerek çocuğun karşısına çıkmalıdır. Bu bir lüks değil, çocuk hakkıdır.

EYVAH! ÇOCUĞUM OKULA GİTMEK İSTEMİYOR!

EYV

Okul Fobisi Nedir?

Okul fobisi, kuvvetli bir endişe nedeniyle çocuğun okula gitmeyi reddetmesi ya da okula gitmede isteksiz görünmesidir. Genellikle 5-8 yaşları arasındaki çocuklarda görüldüğü gibi 11-14 yaşlarında da görülebilmektedir. Bununla birlikte erken yaşlardaki kreş deneyimlerinde de ender olsa da karşımıza çıkmaktadır. Okul fobisi olan çocuklar, okula olan isteksizliklerini bedensel yakınmalarla dile getirir ve anne babalarını iknaya çalışırlar. Bu bedensel yakınmalar çoğu zaman gerçekten olmaktadır ve okula gitme bahsi kapandığı zaman etkisi kaybolmaktadır.

Okul fobisi olan çocukların mide bulantısı, karın ya da baş ağrısı şeklindeki bedensel şikayetleri genellikle sabahları uyanır uyanmaz görülmekte okula gitmemelerine karar verildiğinde ise kendiliğinden kaybolmaktadır. Eğer çocuk öğleden sonra okula gidecekse bu şikayetler öğleden sonra görülmektedir.

 

 

Okul Fobisinin Nedenleri

Her fobi gibi okul fobisinde de kalıtımsal ve yapısal etkenlerden çok, psikolojik yaşantılar daha önemli yer tutmaktadır. Okul fobisi nedensiz gözükse de, korkuyu oluşturan bazı temel etkenler vardır. Bunların başında aşırı koruyucu aile tutumları gelmektedir. Okul fobisi olan çocukların daha önceki yıllarında anneleri tarafından aşırı özen içinde büyütüldükleri görülmektedir. Bu tür anneler sürekli çocuklarını gözetir ve tüm isteklerini yerine getirirler. Çocuklarını gözlerinin önünden bir an olsun ayırmak istemeyen koruyucu anneler özellikle çocuklarının bedensel rahatsızlıklarıyla yakından ilgilidirler.

Aşırı koruma sonucu annelerine bağımlı hale gelen çocuklarda anneden ayrı kalma korkusu (Bunaltısı) okul fobisiyle yakından ilgilidir. Çocuk anneden ayrı kaldığında annesine ya da kendisine bir şeyler olacağı endişesini yaşar. Böyle bir durumda bedensel şikayetlerde bulunan çocuk bazen hırçınlık nöbetlerine girer

ve sürekli ağlayabilir.

Çocuğun okuldaki arkadaşları arasında pasif kalacağı ve başarılı olamayacağı gibi korkuları da okul fobisine neden olabilir. Çocuk kendisini derslerle ilgili konularda yetersiz görebilir. Bu durumda çocuk bu endişelerinin doğru olmadığına ikna edilmelidir.

Ayrılık endişesi, değişikliğe olan uyum güçlüğü ve sıkıtılar da okul fobisinin nedenlerinden sayılabileceği gibi anne ve babanın hastalığı ya da evde hırsızlık olması vb. nedenler de çocuğun evden uzaklaşmasını engelleyen etkenlerden olabilirler.

Anne-Babaya Tavsiyeler

Çocuklarınızı daha okula başlamadan okul konusunda güzel şeylerden bahsedin ve onları okula özendirin. Bu konuda kendi okul yaşantılarınızdaki güzel örnekler de faydalı olabilir. Kesinlikle çocuğunuzu arkadaşlarıyla karşılaştırma gayretine girmeyin. Ayrıca öğretmeniyle birlikte okul gezilerek okulun güzel yanları çocuğa anlatılarak okulun sevilmesine çalışılabilir.

Çocuğa içinde bulunduğu durumu anladığımız ve ona yardımcı olacağımız mesajını vermeliyiz. Çocuğa yönelik eleştiriye dayalı, aşağılayan, korkutan ve onu sindirmeye çalışılan yaklaşımlar başarıya

ulaşamayacağı gibi daha sonra oluşacak daha büyük sorunlara neden olabilir. Bazen bu tür yaklaşımlar başarıya ulaşmış gibi görünse de çocuklar üzerinde ileride sorun olabilecek olumsuz bir iz bırakabilmektedir.

Uzmanların çoğu, çocuğun okula dönmesinden önce sorunun nedenlerini anlamaya çalışmak ve endişelerini azaltmak amacıyla bir süre için psikoterapi yapılmasının faydalı olacağı görüşündedirler.

 

Bu tür bir sorunla karşı karşıya kalan ailelerin dikkat etmesi gereken hususları şöyle sıralayabiliriz;

  1. Çocuğun fiziksel yakınmaları varsa kontrol etmek için doktora götürün.
  2. Kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak duyduğu kaygı ve endişeyi anlamaya çalışınız.
  3. Sınıf çalışmalarının zorluğundan, sıkıcılığından veya okul arkadaşları ve öğretmeni ile ilgili konulardan şikayet ediyorsa okulu ziyaret edin.
  4. Çocuğunuzu okula gitme zorluğu nedeniyle cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın. Çocuğun bunaltısı ile oluşan belirtileri şımarıklık, ilgi çekme arzusu ya da sizi kızdırmak için yapılan davranışlar olarak yorumlamaktan kaçınınız.
  5. Okula devam etme konusunda karalı davranın. Sabahları yakınmaya ve yavaş hareket etmeye devam etseler bile giyinmesine, servise binmesine yardımcı olun.
  6. Okula devam etmesi ve muhalefet etmemesi karşılığında evde ya da okulda başka ayrıcalıklar vermek gibi bir takım ödüller sunun.
  7. Sabırlı, tutarlı ve kararalı bir tavır içinde olunuz. Sorunu görmezlikten görmek ve bir sonraki yıla havale etmek sadece çözümü zorlaştırır.
  8. Bir kere bile olsa çocuğun kazanmasına izin verilirse sorunun daha kötüleşeceği unutulmamalıdır.
  9. Eğer durum çok zor ise; çocuğunuzla okula gelin fakat derse girmeyin. Okula gelişleri sistematik olarak azaltın. Örneğin; ilk hafta tam gün, ikinci hafta yarım gün, üçüncü hafta okula uğrayarak görüşme, dördüncü ve diğer haftalar arada bir uğrama.
  10. Çocuğunuzun size güvenmesi çok önemlidir. O derste iken veya oyuna dalmışken bırakıp ayrılmayınız. Bu işinizi daha da zorlaştıracaktır. Çocuğunuz gideceğiniz vakti bilmelidir.
  11. Çocuğunuz okula gitmek istemediğini söylüyor ve okulda kalamıyorsa bir çocuk psikiyatrisinden de yardım alabilirsiniz. Okul fobisi, hekim, aile ve öğretmenin işbirliği ile çözüme kavuşturulabilir bir sorundur.