Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi

Okulumuz Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreştir... 10 Kişilik VİP sınıflarda hizmet verilen tek kreştir. Batıkent'in en iyi kreşi ile iletişim için: 0312 255 68 78 - 0505 831 00 00 - 0553 137 89 89

Kategori: BDK Çocuk Gelişimi ve Çocuk psikolojisi

Çocuk istismarı artık son bulsun! – BDK
Çocuk istismarı artık son bulsun! – BDK

Bu video ÇOCUK İSTİSMARI konusunda farkındalık uyandırmak için ve bu vakaların son bulmasına katkı sağlamak amaçlı olarak bdk (Başkent Doktorlar Kreş) öğrencileri ve çalışanları tarafından hazırlanmıştır.

Siz de çocuk istismarına DUR demek için bu videoyu sosyal medyada ve whatsapp gruplarınızda paylaşarak destek olabilirsiniz!

 

Hava güzelse tadını çıkarmak çocuklara kalır… 
Hava güzelse tadını çıkarmak çocuklara kalır… 

Hava güzelse tadını çıkarmak çocuklara kalır… 4 mevsim bahçenin, parkın tadını çıkarıyoruz…

BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER
BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER

BDK’ya GİDEN ŞANSLI MİNİKLER KIŞ ÖNCESİ DOKTOR MUAYENESİNDEN GEÇTİLER
( BDK – Başkent Doktorlar Kreş )

Aslında tahmin edeceğiniz gibi bu okul Başkent Doktorlar Kreş.
Okuldaki şanslı minikler belirli periyotlarla sağlık muayenesi, görme testleri, işitme testleri, ağız ve diş sağlığı muayenesi gibi sağlık hizmetlerinden de ücretsiz faydalanıyor.

Kurucu Yusuf Temrel’e göre;
“Kış ayına girerken yapılan bu tarama ile çocuklar aslında kışa hazır vaziyette giriyor.
Bildiğiniz gibi çocuklarla birlikte hastabe veya Doktor ziyareti pek çok insan için pek tercih edilen bir ziyaret değildir. Bu nedenledir ki; birçok yetişkin özellikle diş ve göz kontrollerini öteler durur. Bu durum çocuklar için de farklı değildir.
Özellikle 2-6 yaş arası çocuklarda durum biraz daha önem arz ediyor. Çocukların aşıları tamamlandığı için sağlık ocağı, aile hekimi ziyaretlerine mola veriliyor. İşte tam da bu kısımda biz devreye giriyoruz. Çocukların sağlık muayeneleri başka bir deyişle, mini check-up‘larını yapıyoruz.

Çocuklar sağlıklı, aileler mutlu, biz mutluyuz.

Doktorlar Kreş’ten çocuklarınızı daha iyi anlamanızı sağlayacak 8 Film Önerisi
Doktorlar Kreş’ten çocuklarınızı daha iyi anlamanızı sağlayacak 8 Film Önerisi

İşte o filmler;

Inside Out (Ters Yüz)

11 yaşında genç bir kız olan Riley de hepimiz gibi duygularına (Neşe, Korku, Öfke, Tiksinti ve Üzüntü) göre davranır. Duygular, Riley’in zihnindeki kontrol merkezinde yaşar ve ona günlük hayat hakkında önerilerde bulunur. Riley ve duyguları San Francisco’daki yeni yaşamlarına uyum sağlamak için mücadele ederken “kontrol merkezi”nde kargaşa çıkar. Riley’in en kuvvetli ve önemli duygusu olan “Neşe” durumu düzeltmeye çalışsa da duygular yeni bir şehir, ev ve okul ile nasıl başa çıkacakları konusunda çatışma yaşarlar.


moonrise_kingdom

Moonrise Kingdom (Yükselen Ay Krallığı)

Filmin konusu 1965 yılında, New England’daki New Penzance isimli adada geçmektedir. Anne ve babası bir süre önce vefat eden ve bir çifte evlatlık olarak verilen 12 yaşındaki Sam Shakusky (Jared Gilman), yaz aylarını Oymakbaşı Ward’un (Edward Norton) liderliğindeki “Khaki İzcileri” isimli izci grubunun Ivanhoe Kampı’nda geçirmektedir. Adanın diğer tarafında ise Suzy Bishop (Kara Hayward), babası Walt (Bill Murray), annesi Laura (Frances McDormand) ve kendisinden küçük üç erkek kardeşiyle birlikte yaşamaktadır. Önceki yaz, kilisede sergilenen bir tiyatro oyununda tanışan ve o günden itibaren mektuplaşan Suzy ile Sam, birlikte kaçmaya karar verir. Kampın en az popüler üyelerinden biri olan Sam, Khaki İzcilerinden ayrıldığını yazdığı mektubu ardında bırakıp, yanına bazı malzemeler de alarak bir gece kamptan gizlice kaçar. Ward, geri kalan izcileri ve grubun köpeği Snoopy’yi, Shakusky’yi aramakla görevlendirir.

Birlikte, adada yer alan ıssız bir koya gitmeyi amaçlayan ikili, adayı baştan sona kadar dolaşarak amaçlarını gerçekleştirir ve bu koyda kendilerinde bir kamp yeri kurarlar. Ertesi sabah ada polisi, Ward, izciler ve Suzy’nin ailesi, botla birlikte kamp yerine gelir ve ailesi Suzy’i eve götürerek Sam ile görüşmesini yasaklar. Evlatlık alan ailenin kendisini geri istememesi üzerine Sam, yetimhanede görevli Sosyal Servisler (Tilda Swinton) gelene kadar Polis Yüzbaşı Sharp’ın (Bruce Willis) yanında kalır. Önceleri kendisine iyi davranmayan izci grubu, yaşananlardan etkilenerek Sam ve Suzy’yi kaldıkları yerlerden kaçırmaya ve birbirine aşık çifti bir araya getirmeyi planlar. Başlarına gelen birtakım olayların ardından ikilinin bir araya gelmesine Suzy’nin ailesi ikna olurken, Yüzbaşı Sharp da yetimhaneye gitmesinin önüne geçmek için Sam ile birlikte yaşamaya başlar.


kevin_hakkinda_konusmaliyiz

We Need To Talk About Kevin (Kevin Hakkında Konuşmalıyız)

Eva, Kevin’a hamile kaldığı gençlik yıllarında bütün kariyer planlarını ve hedeflerini bir kenara koyarak çocuğunu dünyaya getirmeye karar verir. Fakat annenin oğlu için hayatından yaptığı bu fedakarlık maalesef Kevin’in çocukluk yıllarından itibaren başlayarak hayatlarını ters yönde etkilemeye başlar. Kevin 15 yaşına geldiğindeyse lisedeki çete gruplarıyla takılmaya başlar ve hiç kimsenin hoş görmeyeceği olaylara karışır.
Eva oğlunun hatalarından dolayı derin sorumluluk ve suçluluk duyarak, nerede yanlış yaptığını sorgulamaya başlar. Bu arada Kevin’in ayrıldığı babası ile yeniden iletişime geçmek durumundadır.


lord_of_the_flies

Sineklerin Tanrısı

Okyanus üzerinde iken uçakları kaza yapan otuz kadar İngiliz askeri okul öğrencisi yakınlardaki ıssız bir tropikal adaya çıkarlar. Kazadan hiçbir erişkin sağ kurtulamamıştır. Yetişkinlerin dolayısı ile baskının ve kuralların olmadığı bir dünya üstelik de bir mercan adasının cenneti andıran ortamı ile birleşince çocuklara başlarda çok güzel gelir. Kendilerine göre bir düzen kurup oyunlar oynayıp avlanırlar. Ancak aradan zaman geçtikçe oluşan rekabet, korku ve güvensizlik bu bir bakıma demokratik düzeni terkedip kabile düzenine geçmelerine ve bunun sonucunda da gitgide vahşileşip korkunç bir kişiliğe bürünmelerine yol açar. Kaçınılmaz olarak da kamplaşma başlar. Bir grup çocuk uygarlığı temsil eden akılcı ve karizmatik Ralph’ın liderliğini kabul ederken,diğer bir grup da ilkelliğin temsilcisi olan Jack’in peşinden giderek kampı terkederler. Jack çevresindekileri ‘bilinmeyen’ le korkutarak kendine bağlamış ve kontrol altında tutmaktadır (dinlerin metaforu). Jack ve etrafındakiler avlanırlar, çiğ et yerler ve bunun sonucunda gittikçe daha da vahşileşirler. Ralph’ın kampına baskınlar düzenleyip işi cinayet işlemeye kadar vardırırlar.


dead_poets_society

Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Society)

1959 yılında geçen film, John Keating (Robin Williams) adlı çok başarılı ve bir o kadar da farklı olan edebiyat öğretmeninin çok disiplinli bir erkek okulu olan Welton Academy’de (takma adı Hell-ton) öğretmenlik yapmaya geldiğinde başlar. Bay Keating, çoğu baskı altında olan öğrencileri edebiyat ve şiirin bambaşka dünyasıyla tanıştırır. Onlara özgürlüğü, hayatı yeniden anlamayı, dünyaya farklı açılardan bakmayı öğretir. Ancak Welton Akademisinin felsefesine tam örtüşmeyen bu ders anlatımı akademi yönetimi tarafından da gözden kaçmayacaktır. Okul müdürü Bay Nolan, yeni edebiyat öğretmenini, öğrencilerinden birinin intiharı üzerine, sorumlu görmüştür. Bunu bahane ederek edebiyat öğretmeni Bay Keating’i okuldan ayrılmaya zorlamıştır, fakat bu ayrılığa onu anlayan öğrencilerinin verdiği tepki Bay Nolan’ı hayatı boyunca yaşadığı belki de en utanç duyacağı anına sürükler.


tom_sawyer

Tom Sawyer

Tom Sawyer, her türlü yaramazlıkları yapan, ele avuca sığmayan bir çocuktur. Missisipi ırmağı kıyısında bulunan St. Ptersburg kasabasında, kendisini çok sevdiğine inandığı Polly Teyze’sinin yanında yaşamaktadır. Bu yüzden teyzesinin kendisini azarlamalarına ve zaman zaman kamçıyla dövmelerine aldırış etmez. Üvey kardeşi Sid, zaman zaman teyzesini kışkırtıp dayak yemesine sebep olduğu için, Tom onu hiç sevmemektedir. Ama teyzesinin kızı Mary’yi ise kendisine yakın bulmakta ve sevmektedir. Çünkü Mary ona karşı çok şefkatli davranmakta, onun her işinde yardımcı olmaktadır… Yeni taşınan komşunun Becky Thatcher isimli güzel bir kızları vardır. Tom, daha önce sevdiği Amy Lawrens’i unutarak, bu kızla ilgilenmeye başlar…


oliver_twist

Oliver Twist

Oliver Twist bir yetimdir ve çok geçemden yetimhaneden kaçarak korkunç bir eve düşer. Kendisine yapılan kötü ve acımasız davranışlar Londra’ya kaçmasına neden olur. Burada Artful Dodger yakalar onu ve Fagin’e götürür. Fagin, bu genç adama çok iyi davranır ama bu gerçekten de Oliver’ın istediği hayat mıdır orası tartışılır. Charles Dickens’ın o ölümsüz romanından Roman Polanski tarafından perdeye aktarılan bu klasik hiçbir zaman değerini ve anlamını yitirmeyen özlümsüz eserlerden biridir.


cennetin_cocuklari

Cennetin Çocukları (Children of Heaven)

Mecid Mecidi’nin hem İran sinemasında hem Dünya sinemasında konu “kanırta kanırta ağlatan filmler” olduğunda bir şampiyon olmasının sebeplerinden biri olan film, Ali’nin kız kardeşinin ayakkabılarını kaybetmesiyle başlıyor yolculuğuna. Küçük insanların büyük hikayelerini ve çocuk psikolojisini mükemmel şekilde işleyen bir film. Aynı zamanda Oscar’a aday gösterilen ilk İran filmi olma özelliğini de taşıyor.

ÇOCUKLARDA UYKU PROBLEMİ
ÇOCUKLARDA UYKU PROBLEMİ

Her çocuk farklıdır; bazıları diğerlerinden daha az, bazıları daha fazla uykuya gereksinim duyar. Farklı yaşlardaki çocukların ortalama olarak ne kadar uykuya gereksinim duyduğuna dair genel bilgileri aşağıdaki tabloda bulabilirsiniz.

cocuk-uyku-duzeni

Birçok çocuğun çok uykuya gereksinimi olduğunu unutmayın. Ebeveynler, çocukları saat 23.00’te uykuya yatmayı reddediyor diye, “uykuyla arasının olmadığını” düşünürler. Aslında çocukları uyku eksikliğine bağlı aşırı yorgunluk çekiyor olabilir.

Kendinize şu soruları sorun:

  • Her otomobile bindiğinde hemen uykuya dalıyor mu?
  • Hemen hemen her sabah onu ben mi uyandırmak zorunda kalıyorum?
  • Gün boyunca aksi, asabi ve aşırı yorgun görünüyor mu?
  • Bazı akşamlar, normal yatma saatinden önce uykuya dalıyor mu?
  • Sık sık sabah 06.00’da uyanıp mı güne başlıyor?

Bu sorulardan herhangi birisine “Evet” yanıtını verdiyseniz, çocuğunuz uykusunu yeterince almıyor olabilir.

Çocuğunuzun kaç saat uyuduğundan fazla, davranışlarına dikkat etmeniz daha önemlidir. Dr. Weissbluth “Genelde, çocuklar ne kadar uzun gece uykusu uyurlarsa, gündüz boyunca davranışları daha iyi olur” diyor. Bu çok doğrudur.

ÇOCUKLARIN UYKU SAATİNİN VE KALİTESİNİN DOĞRU OLMASI NELERİ ETKİLER?

  • Odaklanma süresini,
  • Uyumluluğunu,
  • Asabiyetini,
  • Kendi başına oyun oynamasını,
  • Çevrede olan biteni bütünüyle farkına varıp, öğrenmesini etkileyecektir.

Birçok anne babanın problemi çocukların vaktinde uykuya geçmemesidir. Uyku saati geldiğinde yatmaya teşvik edilen çocuklarda ihtiyaçtan kaynaklı olmayan susamaları, tuvalet ihtiyaçları, acıkmalar söz konusu olur. 🙂
Özellikle 2-3 yaşlarında çocuklar uykuya dalma güçlüğü çekebilir. Ara ara uyanma dönemleri yaşayabilir.

Neler yapılabilir;

Öncelikle uyku öncesi çocuğun sakin bir ortamda olması sağlanmalıdır. Uykudan en az bir saat önce İnternet, cep telefonu, televizyon kapanmalıdır mümkünse kitap, hikaye, masal vb şeyler okunmalıdır. Teknolojik dürtüler uykuyu zorlaştırdığı gibi uyku kalitesini bozacağını unutmayınız!

Vaktinde yatmak genellikle çocuklara özgü bir kural değildir. Çocuğu tek başına yatağa gönderip anne babanın televizyon izlemesi oldukça yanlıştır.

UNUTMAYINIZ: “Çocuk uzun zamandır geç yatıyor ve sabah uyanmakta zorluk çekiyorsa uyku düzeni akşam erken yatırmaya çalışmakla değil, erken kaldırılmakla başlamalıdır. Çocuğun erken kalkması akşam erken yatmasını kolaylaştırır.”

Yapılan araştırmalara göre anne baba ile aynı odada yatan çocuklarla ayrı odada yatanlara kıyasla daha fazla uyku sorunu olduğu gözlemlenmiştir.
Çocukların bir kısmı korkuyorum bahanesi ile anne babasıyla yatmak ister. Ebeveynlerin taviz vermesi sonucu bu durum alışkanlık haline gelebilir. Gece uykusundan uyanıp anne babasının yanına gelen çocuk sözlü uyarıya girmeden kucağa alınıp odasındaki yatağına yatırılmalıdır. Anne babanın yapması gereken her seferinde aynı davranışı sergilemektir. İstikrarlı davranış çözüm için en önemli adımdır.

ÇOCUĞUN UYKU UYUMAK İSTEMEMESİNİN BİR TAKIM NEDENLERİ OLABİLİR

Gece Korkuları: Bebeklik dönemini aştıktan sonra 4 yaş civarına geldiğinde gece korkuları görülebilir.

Gece korkuları uykuya daldıktan sonra ortaya çıkar. Çocuk çığlık atarak uyanır, ter içindedir, kalp atışı hızlıdır…
Korktuktan sonra artık yatağında tek başına yatmak istemez gece korkuyla uyandıktan sonra anne-baba ona yeterince sevgi göstermeli ve sakinleşmesini sağlamalıdır. Uyuyana kadar çocuğun yanında kalmak çocuğa güven duygusu verir.

Gece Terörü: 5-12 yaş civarındaki çocuklarda görülür. Çocuk gecenin ilerleyen saatlerinde ağlayarak uyanır, ancak sorulduğunda hiçbir şey hatırlamaz.

Kabus: Çocuklar kötü rüyalar, kabuslar görmemek içinde uyumaya direnç gösterirler.

ÖNERİLER:

  • Uyku alışkanlığının kazandırılması için anne babanın fikir birliği oldukça önemlidir.
  • Ailenin yaşam düzenine de uygun olarak çocuğun tutarlı bir uyku saatinin olması önemlidir.
  • Uykuya dalıncaya kadar masal ve hikayeler anlatılması rahatlatacak bir müzik dinletilmesi uykusunun gelmesini kolaylaştıracaktır.
  • Uykunun kalitesini bozan etkenlere dikkat edilmelidir. Isı, ışık, ses, yanlış beslenme, uyku öncesinde bir gerginlik ortadan kaldırılmalıdır.
  • Çözümlenemeyen sorunlar için Çocuk psikiyatristleri ile iletişim kurmak faydalı olacaktır.

Emine OKAL SOYALP
Çocuk Gelişim Uzmanı

Faydalanılan Kaynaklar:
Dr. Richard Farber’in Solve Your Child adlı kitabı
Uyku Danışmanı ve Koçu Seride Samurkaş Karaç
Psikolog Ayfer Çavdar COŞKUN
Pedagog Adem GÜNEŞ
Çocuklarda gözlemlenen rahatsızlıklar ile ilgili kitaplar ve internet makalaleri
BDK Karne HatıRası – 17 Haziran 2016
BDK Karne HatıRası – 17 Haziran 2016

Öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve velilerimiz için yorucu, yoğun ve son derece başarılı geçen bir senenin ardından heyecanla beklenen karne gününü de heyecanla geçirdik”

BDK Ailesi olarak değerli öğretmenlerimize; öğrencilerimizin en iyi şekilde yetişmeleri için gösterdiğiniz çabadan dolayı teşekkür ediyoruz ve kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Şimdi YAZ OKULU vakti… Eğlence vakti… 🙂

 

Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük; Korkutmak!

korkutmak doktorlar kres
Çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük; Korkutmak!

“Yaramazlık yaparsan öcü gelecek”, “Oraya git de dilenciler seni kaçırsın”, “Yemeğini yemezsen karanlıkta kalacaksın”, “Uslu durmazsan doktor amca sana iğne yapacak” “Böyle yapmaya devam edersen seni bir daha sevmeyeceğim.”

Toplumumuz da ne yazık ki yanlış bir algıyla yetiştirilen milyonlarca çocuk var. Çocuk üzerinde otorite kurmak amacıyla giriştiğimiz bu eylem maalesef ki bizi daha iyi bir anne – baba yapmıyor. Tam tersine kendine güvenmeyen, girişken olmayan, korkak bir nesil yetişiyor.

Peki ama ne yapacağız? Bu çocukları nasıl yetiştireceğiz dediğinizi duyar gibiyim. 

İlk kuralla başlayalım.  Otorite kurmak amacıyla korkutmak yok. Bu ister ‘öcü’ olsun, isterse ‘seni artık sevmeyeceğim’. Bir çocuğa yapabileceğiniz en büyük kötülüğü yapmayın. Çünkü çocukların hayal güçlerinin ne kadar geniş ve çarpıcı olduğunu bilmeyen bilinçsiz insanlarca yapılan bu hata, onların hayal dünyasının içinde büyüyüp kişiliğini ve ruh sağlığını etkileyebilir. Çocukların görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında verdikleri doğal bir tepki olan korkunun bir disiplin aracı olarak kullanılması çocukluk korkularının ergenlik ve hatta yetişkinlik dönemlerine kadar uzamasına da neden olabilir.

İkinci önemli kural; çocuğunuza yaklaşırken birinci kuralımızın aksine çok hassas davrandığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Hatta çocuğunuzu korkuttuğunuzun bile farkında olmayabilirsiniz. Örneğin; “Bak şimdi düşeceksin!” , “ Sen artık tek başına uyuyabilirsin, kocaman oldun” gibi etrafında pervane olan anne – babalık ya da özgüvenini (zorlayarak) kazandırma çabası çocukta gelişen korkuların sebebi olabilir. Çocuklar tıpkı oyun hamurlarına parmağınızla basmak gibi her bir söz ve davranışımızdan etkilenirler. Sizin iyi niyetle fiziksel bir zarar gelmesin ya da artık özerk olmalı diye yaptığınız bir çok davranış onun iç dünyasında korku ve sonrasında fobiye yol açabilir.

Çocuklar için yaşamın temeli 0–7 yaşları arasında atılıyor. Bu dönemde çocuklarda zaman içerisinde gelişimsel özelliklerden kaynaklanan korkuların oluşması normal sayılabilir fakat bu yaşlar arasında çocuğa “Sen bilmezsin, büyükler bilir”, “Korkulacak ne var? Sen bebek misin?” mesajları verildiğinde var olan korkuların daha pekiştiği ve yeni korkuların temellerinin atıldığı gibi çocukların özgüvenleri de olumsuz yönde etkilenebilmektedir.
Çocuklarda Korku Nedenleri

  • Korkutulmak
  • Ceza almak ya da şiddete uğramak
  • Bilgi ve deneyim azlığı
  • Başka çocukların başından geçen kötü olayları öğrenme/bilme.
  • Dinlediği olaylardan etkilenme
  • Dünyanın tamamiyle tehlikeli bir yer olduğuna dair inanç geliştirme
  • Olaylar karşısında fikir yürütme.
  • Olayların bilinçaltına yansıması sonucu kötü rüyalar görme ve etkisinin daha da artması
  • Etraftaki her şeyin kendinden büyük olması hissi.
  • Çocuklara güven duygusunun kazandırılmamış olması
  • Çocuğun sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyütülmesi
  • Çocuk yetiştirmede baskıcı ve otoriter tutumun izlenmesi
  • Çocuğun tehdit edilmesi. Örneğin; “Yemeğini yemezsen iğne yaptırmaya gideceğiz.” gibi…
  • Çocukları soyut ve ya somut şeylerle korkutmak
  • Aile içinde şiddet olaylarının yaşanması.
  • Şiddet ve korku öğeleri içeren filmlerin izlenilmesi.

Hangi yaşlarda hangi korkular görülebilir?

Bir korkunun mantık dışı olup olmadığı çocuğun yaşı ve gelişim düzeyine göre değerlendirilir. Örneğin 2 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normaldir ancak 8 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normal değildir.

0-6 Ay: Yüksek sesler ( Elektrik süpürgesinden çıkan ani ve yüksek sesler )

6-12 Ay: Yabancılardan, anneden ayrılma

2-4 Yaş: Hayali Yaratıklar, Karanlık

5-7 Yaş: Doğal Felaketler, Deprem, Yangın, Fiziksel Acı, yaralanma, hayvanlar

8-11 Yaş: Başarısızlık

12- 18 Yaş: Yaşıtları tarafından dışlanma, kabul görmeme temel korku kaynaklarıdır.
Anne ve Babalara Öneriler

  • Çocukta korkunun uzamasını ve olumsuz etkilerini önlemek için korkunun nedenleri araştırılmalı ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır
  • Anne-babalar çocukların korkularını yok saymamalı, asla küçümsememeli ve alay etmemelidirler.
  • Korkuları olan çocuğa sabırlı davranmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınmalıdır.
  • Aşırı koruyucu bir tutum ile çocuğu her şeyden korkar hale getirmemelidir
  • Çocuğa “Aman düşersin!”, “Sen tek başına karşıya geçemezsin” vb. sözlerle çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu aşılanmamalıdır.
  • Fiziksel temasın çocuğun korkusunu kontrol altına almasında yardımcı olacağı unutulmamalıdır.
  • Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştirmesine yardımcı olunmalıdır.
  • Çocuk korkuları konusunda, konuşmaya hazır olduğu zaman onunla açıkça konuşulmalıdır.
  • Çocuk korktuğu şeye yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Örneğin denizden korkan bir çocuğun önce uzaktan denizi ve deniz kenarında oynayan çocukları izlemesine imkân verilmelidir. Daha sonra çocuğun önce deniz kenarında oynaması, sonra ayaklarını ıslatması ve yavaş yavaş denize girmesi sağlanmalıdır. Çocuğunuz köpekten korkuyorsa, önce çocuğunuza köpeklerle ilgili hikayeler okuyun, köpeklerle ilgili bir televizyon programı izlettirin, daha sonraki aşamada köpekle oynayan yaşıtlarını ona gösterin, sonraki aşamada da onu küçük,sevimli bir köpekle bir araya getirin.
  • Çocuklara korkulu masallar anlatılmamalı, korkulu filmler izletilmemelidir.
  • Korkuyu hafifletmek amacıyla “Erkek adam hiç korkar mı?”, “Sen artık kocaman oldun” gibi sözlerden kaçınılmalıdır.
    Çocuklara bazı korkularımızın kendimizi tehlikelerden korumak ve güvenliğimiz için normal olduğu da anlatılmalıdır. Mesela sıcak bir sobaya dokunulmaz, karşıdan gelen bir otobüsün önüne koşulmaz gibi.
  • Anne -babaların bazı durumlar karşısında gösterdiği tepkiler de önemlidir. Çünkü çocuklar anne-babalarını örnek alarak etkilenebilirler. Bu şekilde bazı korkular çocuklar tarafından öğrenilir. Örneğin annenin; yanlarına kedi köpek yaklaşınca ürküp sıçraması, evde böcek görünce çığlığı basması, kocası evde yokken çocuklarını yanına almadan yatamaması gibi davranışlar içinde olması, çocukta korku duygusunun oluşmasına neden olabilir.
  • Unutmayın belirli bir dozda korku olması çocuğu uyarır ve tehlikelerden uzaklaşmasını sağlar. Böylece çocuk birçok tehlikeden kendisini korur. Ancak korkunun çok olması ve yoğun yaşanması çocuğun ergenlik ve yetişkinlik zamanındaki kişiliğini ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir. Çocuklara yaklaşırken hangi yaş grubunda olduğunu ve açıklamanızın/tehlike durumunun onun açısından ne kadar anlaşılabilir olduğunu göz önünde bulundurun. Bunun en önemli yolu bu konuda edindiğiniz bilgilerdir.

Bu noktada yazının bu noktasına kadar okuyan her bir anne – babaya/öğretmene (ve adayına) teşekkürler. Maça 1 – 0 önde başlıyorsunuz…

Psikolog Ece Ergür

 

 

 

ÇOCUĞUM YAPAMIYOR, BAŞARAMIYOR DEMEDEN ÖNCE MUTLAKA OKUYUN! Biyolojik ritme saygı !

11752092_10153634403887348_1145170917741310257_n

Biyolojik ritme saygı !

Çocuğu birinci sınıfa başlamış bir anne-baba çaresizlik içinde yanıma gelmişti.
Çaresizliklerinin sebebi; 19 kişilik sınıfta 18 kişi okuma yazmayı öğrenmiş, bir tek kendi kızları kalmış okumaya geçemeyen. Çalmadıkları kapı kalmamış, kimi “Disleksi var galiba çocuğunuzda” demiş. Kimi “Beyindeki kimyasal denge bozukluğundan” bahsetmiş.
Bütün bunlarla yetinmeyen anne, gittiği yerlerden birinde “Kızınıza kötü cinler musallat olmuş” diye duyunca film kopmuş…
Kocaman değil, henüz 6 yaşında bir kız çocuğunun okul hayatında başına gelenlerden bahsediyorum… Göz ucu ile şöyle bir baktım; utangaçtı… Bilirim ki kız çocukları bu yaşta böylesi utangaç olurlardı, sorun yoktu benim için. Adını sormak istedim, annesinin arkasına saklandı. Babası kolundan tutup saklandığı yerden çıkartırken “Amca adını soruyor, söylesene adını hadi…” demesi çocuğun içinde bulunduğu durumu özetlemeye yetti.
“Üzgünüm çocuklar sizler adına” demek geldi içimden, söyleyemedim…
“Siz dışarıda bekleyin isterseniz?” diye anne-babayı dışarıya davet ettim.
Çocuk öylece kalakaldı oturduğu koltukta… Kaygılı idi. Başına ne geleceğini bilememenin, ama kendinden büyük birisine de itaat etmesi gerektiğinin çelişkisi okunuyordu vücut dilinden.
Kendimi tanıttım. Güzel resim yapabildiğimden bahsettim. İsterse birlikte resim yapabileceğimizi söyledim. “Hı hı” diye başını salladı ürkekçe… Diz çökerek oturduk yere, sehpanın üzerine koyduğum kâğıda boya kalemleri ile ev yapmaya başladık…
Ben, yazı da yazabildiğimi söyledim. Çocuk, “Ben de yazıyorum ama biraz yavaş” dedi. “Olsun” dedim, “Ben de önceden yavaş yazıyordum. Hem yavaş yazınca bazen daha güzel oluyor” deyince gözlerime baktı, rahatladı. Sonra kaşlarını çatıp “Ama öğretmenim dedi ki hızlı yazmalıymışım. Hem ödevimi yavaş yapınca annem kızıyor.” derken, ülkemiz çocuklarının eğitim dramını anlatıyordu aslında…
İkimiz de önümüze yeni bir kâğıt aldık… Oturduğumuz yerde, benim söylediğim harfleri birlikte yazmaya başladık. Küçücük parmakları ile nasıl da samimi çabalıyordu, içim burkuldu…
Üç-beş harfi yazdıktan sonra “Ben yazı da okuyabiliyorum” dedim.
Çocuk beni duymazdan geldi. Kalemle çizgi çizmeye devam etti. İncinmişliği vardı belli ki…
“Hatta ben, bu harfin hangi harf olduğunu bilebilirim” deyince başını kaldırdı, “Ben de bilirim, o A” dedi. Cesaret kazanmıştı. Çünkü kendini zorlamayan, ona uyum sağlayan bir yetişkin vardı yanında.
“Peki, bu hangi harf?” diye sordum, onu da bildi, diğerini de… “Hadi bu harfleri yan yana okuyalım dedim”, yavaş yavaş da olsa okudu.
“Ne güzel okuyorsun” dedim. Çocuk: “Ama annem sıkılıyor ben okurken. Babama diyor ki gel şu çocuğu sen okut, yoksa ben çıldıracağım.”
Dakikalarca gözlemledim, ne “disleksi” idi problemin adı, ne de “cin çarpması”. Aklı başında, narin bir kız çocuğu ve ona hitap edemeyen yetişkinlerin çatışması vardı ortada; “beklenti çatışması”… Çocuk, kendi biyolojik ritmi ile “edinerek öğrenmeye” çabalarken, anne-babanın bu hızı yavaş bulup hızlandırma gayreti, çocuğu sersemleştirmişti.
Çocuğu dışarı alıp anne-babayı yeniden davet ettim. Dikkat ettim ki anne babanın da biyolojik ritmi oldukça bozuk. Baba beni dinler iken ayaklarını sallayıp duruyor, anne konuşurken hızlı hızlı ve yutarak konuşuyordu…
Hâlbuki edinerek öğrenmenin en temel ilkesi; eğiticinin “sekine” halinde bir biyolojik ritme sahip olmasıdır.
“Aktif bir pasiflik”, eğiticinin en üstün özelliğidir.
Konuşurken, inci tanesi gibi kelimeleri tek tek çıkarmak… Yürürken, yavaş ve sükunet içinde yürümek… Göz göze gelindiğinde, gözlerle çocuğun gözlerine dokunacak kadar sakin bakmak, edinerek öğrenmenin olmazsa olmaz prensipleridir.
Kalıcı öğrenmenin önündeki en büyük engel; çocuğu hızlandırmaktır; “Hadi, hadi… Çabuk, çabuk… Herkes yaptı bir sen kaldın” gibi baskılar çocuğu psikolojik olarak gerdiği gibi, bilginin içselleşmesinin önünü de kapatır.
Çocuğa iyilik yapmak isteyen eğiticiler, onun biyolojik ritmine saygı duymalı. Belki kendilerinin bozulmuş olan biyolojik ritimlerini de “sekine” haline çevirerek çocuğun karşısına çıkmalıdır. Bu bir lüks değil, çocuk hakkıdır.

Batıkent Kreşler – Çakırlar Kreşler – Ankara Kreşler – www.doktorlarkres.com

 bdk reklam.fw

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi
(Doktor ve Psikolog gözetiminde bir kreş…)

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde çocuklarımızın belirli periyotlarda sağlık muayeneleri yapılarak aileler bilgilendirilmektedir. Ayrıca her gün uzman psikologlar tarafından gelişimleri gözlemlenerek ailelere rapor edilmektedir.

Bir çiçek düşünün..

Bu çiçeğin hep açması ve güzel olması için verimli bir toprağa dikilmesi, sürekli sulanması, güneş ve sevgi alması gerekir. Bunların yanı sıra onun hep açması ve güzel olması için Sağlıklı olması da gerekir. İşte bizim için çocuklarımız da çiçekler gibidir. Sosyal, kültürel, ahlaki, matematiksel, sanatsal, içsel, duygusal ve dil gelişimleri için de dengeli ve doğru bir yaklaşıma ihtiyaç duymaktadırlar. 

Sadece eğitim değil hemde sağlıklı bir birey olabilmeleri için okullarımızda ihtiyaç duyulan her türlü uygun ortam ve planlamalar oluşturarak hizmet vermekteyiz..

BDK

Eğitim Felsefemiz:

  • Yaşayarak öğrenen
  • Aktif düşünen
  • Fikir ve bilgi alışverişinde bulunabilen
  • Bağımsız, cesaretli
  • Tutarlı, duyarlı, saygılı
  • Sorumluluk taşıyan
  • Hoş görülü, kendisiyle barışık
  • Özgüveni gelişmiş
  • Mutlu
  • Sağlıklı
    bireyler yetiştirmektir

Misyonumuz Vizyonumuz

VİZYONUMUZ :

Geleceğin hem akıllı hem sağlıklı çocuklarının yetişmesinde pay sahibi olmak adına çıktığımız yolda;  tüm okul öncesi alanında çalışanlarla aileler ile karşılıklı etkileşim içinde, şeffaf, geri bildirimlere dayalı istekler doğrultusunda gelişmeye açık, çalışanlarının  ve velilerinin bu okulda olmaktan mutluluk ve gurur duyduğu, beklentilerin hep önünde, kalitesiyle örnek gösterilen, çocuklarımıza onların daha sonraki eğitimlerine temel oluşturacak kaliteli eğitim veren, personelinin, velilerinin ve öğrencilerinin parçası olmaktan mutluluk ve gurur duyduğu, araştırmacı kimliğini yeni projelerle destekleyen, bilime katkıda bulunan ve  sürekli gelişim gösteren önder bir kurum olmak.

MİSYONUMUZ:

  • Sağlıklı,
  • Mutlu,
  • Kendine güvenen,
  • Kendisi ve çevresiyle barışık,
  • Duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edebilen,
  • İç disiplin ve sorumluluk duygusu gelişmiş,
  • Sosyal ilişkileri güçlü,
  • İşbirliği ve takım çalışmasına istekli,
  • Biz bilincine sahip, paylaşımcı
  • Değişik görüş ve düşüncelere saygılı,
  • Yeteneklerini ve üretkenliğini kullanabilen,
  • Çevreye duyarlı,
  • Öz bakım becerilerini kazanmış,
  • Sürekli gelişime açık
  • Anne, Baba ve büyüklerine saygılı,
  • Milli ve Manevi değerlerine bağlı,
  • Türkçe’yi doğru ve düzgün kullanabilen,
  • En az iki tane dil bilen,
    çocuklar yetiştirmek…

DEĞERLERİMİZ:

  • Koşulsuz Sevgi
  • Tüm insanlara dolayısıyla da kendine karşı saygı
  • Güven
  • Adalet
  • Sabır
  • Dürüstlük
  • Özdenetim

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi
Çocuğunuz sağlıklı ellerde, Güvende…

İletişim : 0505 831 00 00

Profesyonel tiyatro sanatçıları Doktorlar Kreş’te çocuklarımızla buluşuyor…

11202447_940788569328916_312039693415097915_n

Çocuk tiyatrosu, yarın’ın sanatsever, yetişkin bireyler olarak  toplumda yer alabilmeleri için gerekli ve önemli bir öğedir. Tiyatro’nun temelinde oyun yer alır. Çocuklar henüz yaratıcılıklarını, hayallerini, doğallığını kaybetmediği için, belirli bir metne, kostüme sahne’ye ihtiyaç duymadığı gibi, anında bir sahne oluşturup oynayabilirler. En çokta oyun  çocuğu dediğimiz okul öncesi çocukları (3-6 yaş) dünyayı oyunla algılamakta ve kendilerini oyunla ifade etmektedirler. Buradan hareket ederek,  çocuğun oyun aracılığıyla eğitimine katkı sağlamak, istenilen davranışları kazandırmak için kolay bir yol olduğunu söylemek mümkündür. Sadece izleyici olarak bile yer alsalar oyun, çocuğun ilgisini çekmeyi amaçlamaktadır.   Her yaştan herkes için oyun önemlidir ama kuşkusuz çocuğun yaşamında ruhsal, zihinsel ve fiziksel gelişimi için, oyun çok daha önemli bir yere sahiptir. Çocuklar taklit yoluyla öğrendiklerini uygulamaya başlarlar, bedenlerini kullanmayı,  dış dünyayı, canlıların birbirleriyle olan ilişkilerini, iletişim kurmayı, ekiple çalışmayı ve destek olmayı bu yolla öğrenirler. Psikoloji de tiyatro artık bir tedavi yöntemi olarak ta kullanılmaktadır. Örneğin, çocuk psikodraması ile çocuklar çatışma yaşadığı kişilerin rollerine geçerek karşısındakini anlama becerisini kazanmayı, kendilerine ve olaylara dışarıdan bakmayı, o an çözüm yolları üretebilmeyi keşfederler. İyileşme ‘şimdi ve burada’ gerçekleşmektedir.

11223645_940787655995674_2084646637688069083_n

Bir tiyatro oyunu’nun çocuğun ruh dünyasına hitap etmesi gerekir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar seyretmek yerine oyuna dahil olmak isterler. Dolayısıyla bazen çocuklarında katılabileceği bir düzenleme yapılabilir. Çocukların kendilerini içinde hissedecekleri, sade bir sahne, dekor ve kostüm kullanılmalıdır.Konu ve kullanılan dil de basit ve sade olmalıdır. İlköğretimin  başındaki çocuklar ise  (7-12 yaş) hem gözlemci hem de katılımcıdır, daha çok soru sorarlar, öğrenmeye açıktırlar. Kurgu yaşlarına uygun olmalı,  çok çocuksu oyunlardan kaçınılmalıdır. 12- 15 yaş grubu artık ergenlik dönemine girmektedir, dolayısıyla değişken bir ruh haline sahiptir. Gençlik tiyatroları, gençler için  hem kendilerini ifade etmeleri için bir fırsat hem de enerjilerini yoğunlaştırabilecekleri uygun bir aktivitedir.

12308370_940788415995598_4427256447744939446_n

Tiyatro’nun yararları:

1.    Sadece izleyerek, taklit ederek yaşamı öğrenmeye keşfetmeye başlarlar.
2.    Bir tiyatro grubu içindeyse rol repertuarını genişletebilir. Böylece kendilerini daha iyi ifade edebilirler.
3.    Yine bir tiyatro ya da drama grubundaysa dayanışmayı, destek olmayı öğrenirler.
4.    Yaşamı daha iyi anlamlandırabilirler.
5.    Kendine güvenleri ve problem çözme yetenekleri artar.
6.    İletişim kurmayı öğrenirler.
7.     Sevgi, barış,  birlik olma gibi evrensel değerleri öğrenirler.
8.    Mutlu, inisiyatif sahibi, yaratıcı bireyler olarak yetişirler.

M. Çelik
Psikolojik Danışman

12341123_940788019328971_2540554821870160000_n

Okul öncesi eğitim çocuğu geliştiriyor!

doktorlarkres1

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Okul öncesi dönemde iyi bakım ve eğitim alan çocuklar ergenlik ve sonrasında özgüveni yüksek, yaratıcı ve üretken bireylere dönüşüyor. Aileler, ‘evde büyükannemiz var’, ‘bakıcı tutarım’ diye düşünebiliyor, bazen de maddi imkânsızlıklarla çocuklarını okul öncesi eğitime göndermeme kararını verebiliyor. Uzmanlarsa, 0-6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğine dikkat çekerek, “Okul öncesi eğitim şart” diyor.

Oral, “Yaşamlarının ilk yıllarında, beynin en hızlı geliştiği dönemde yeterli uyarıcı alamayan çocuklar, kendi potansiyellerini hiçbir zaman eksiksiz bir şekilde gerçekleştiremeyebilir. Ev ortamında sağlanan uyaranlar çocuğun gelişimi için yeterli değildir. 3 yaşından sonra çocuklar okul öncesi eğitim almaya başlamalıdır. Okul öncesi eğitim, çocuğa akranlarıyla bir arada olma fırsatı sağlar. Böylece çocuk akranlarıyla etkileşime geçerek ve oynayarak öğrenme fırsatı bulacaktır. Çocuğun gelişimi için sağlıklı olan öğrenme de bu şekilde gerçekleşmiş olacaktır” dedi.

‘Öğretmenini Mutlaka Tanıyın’ Okul öncesi eğitimin çocuğun ilkokula hazırlanmasına katkı sağladığını aktaran Oral, böylece çocuğun okul ortamına alıştığını, akranlarıyla iletişimini arttırdığını, okul korkusunu yendiğini, özbakım ihtiyaçlarını kendi başına karşılamayı öğrendiğini vurguladı.

 

Ailelerin okul tercihinde dikkatli olmaları gerektiğini de kaydeden Oral, “Okulun eve veya ailenin işine olan uzaklığı, maddiyat, beslenme, binanın özellikleri ve bahçesinin bulunması gibi faktörler önem kazanıyor. Binanın ve binanın içindeki eşyaların cazibesine kapılmak çocuk için doğru kararın verilmesini engelleyecektir. Bunun yerine okulun verdiği eğitimi iyi araştırmak ve mutlaka öğretmenini tanımak gerekir” diye konuştu.

 

İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı Öğretim Görevlisi Ezgi Oral, 0- 6 yaş arasında verilen eğitimin çocuğun sosyal, duygusal, dil, fiziksel ve bilişsel alanlarda gelişimini desteklediğini belirtti.

 

 

 

 

Çocuklarda kreş korkusuna karşı uzman tavsiyeleri

doktorlarkres8ogrenci

Sonbaharın gelmesi ile birlikte okullar açılıyor. Yeni eğitim ve öğretim dönemi kimi çocuk için fobiye dönüşüyor. İlk çocukluk dönemi olan 0-6 yaş grubundaki çocukların kreşe hazır olup olmadığı ve kreş seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda uzmanlar önemli tavsiyelerde bulunuyor.

Kreş ya da okul, çocuğun alışık olduğu düzenden başka bir düzene geçmesi bir endişe kaynağı olabiliyor. Özellikle anne babalar için. Uzman Pedagog- Psikoterapist Soner Koşan bu konuda en çok sorulan sorulara cevap verdi.

İşte o önemli sorular ve cevapları…

1-      Kreş seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

Kreş seçerken birçok faktörü analiz etmemiz hem çocuğumuzun gelişimi hem de bütçemiz açısından önemli. Tabi ki her ebeveynin kreşten beklentileri farklı olabilir. Bu yüzden pedagog olarak kendi gözümden değerlendiriyorum. Bu önemli etkenlerden bazılarını şöyle açıklayayım.

  • Kreşin eve olan yakınlığı:  Uzak mesafeler çocuğun kreş ile ilgili iletişimini veya kreşe adaptasyonunu negatif etkileyebilir.
  • Tam gün mü yoksa yarım gün mü?: Evde anne, anneanne veya bakıcı var ise ilk etapta yarım gün ile başlatılıp daha sonra tam güne çevrilmesi çocuğun aile ve ev ile duygusal kopmalarını engeller ve o yere daha iyi adapte olmasını sağlayabilir.
  • Kreşin yapısı: Bahçesinin olmasına, toprak ile ilgili faaliyetlerinin, evcil hayvanların olmasına dikkat edilmesinde fayda var. Bahçesinin büyük olması ve bu bahçenin efektif kullanılması çocukların el, kol becerilerinin, zihinsel aktivitelerin gelişmesine, farklı yaklaşımlar, bakış açıları geliştirmesine büyük katkı sağlayacaktır.
  • Kreşin müdür veya sahibinin yaklaşımı: En az 20 dakika yaşamdan, farklı bakış açılarından, öğretmenlikten,  tecrübelerden, felsefeden konuşun. Kişinin bu konulara ne kadar açık veya kapalı olduğunu anlamanız çocuğunuzun orada verilecek eğitimle paralellik oluşturur. Klasik, tekdüze bir anlayışı olan kişinin anaokulunda klasik kurallar ve prensipler olma ihtimali yüksektir. Bu yaklaşımda çocuğunuzun gelişimini doğrudan etkiler.
  • Gözlem: Çalışanları, çocukları, yapıyı gözlemleyin. Yapının, çalışanlarının size hissettirdiği duygularınızı dinleyin. İyi bir gözlemci olun ve eve gelip eşinizle detaylı düşünün öyle karar verin.
  • Pedagog: Kurumda olmazsa olmazın başında Uzman Pedagog ve Psikoloğun olmasıdır. Kurumda çalışan Uzman Pedagog var mı veya Pedagojik, Psikolojik bir Danışmanlık Merkezi ile doğrudan çalışılıyor mu?  Pedagogun anaokullarındaki görev ve sorumlulukları neler? Uzman haftanın kaç günü okula gelmekte? gibi sorulara cevap alın.
  • Çalışmalar – Aktiviteler:  Ne tür çalışmalar var ve hangi kalifiyeli, tecrübeli eğitimciler, öğretmenler tarafından verilmekte?
  • Çocuk gelişimine yönelik uygulanan yaklaşımlar: 3 yaş çocuğun ben olgusundan biz olgusuna yani süper ego duygusu ile tanışma yıldır. Bu sebeple iletişim çatışmayı getirecektir. Bu çatışmaları çözmek için öğretmenler nasıl bir yol izliyorlar? Gözlemde kalıp çocukların çözüm arayışlarını bulabilecek fırsatlar mı sunuyorlar yoksa direkt müdahale edip kavga büyümeden barıştırmaya yönelik yönetmeleri mi benimsiyorlar? Birinci metodu benimseyen kreş ve ana okullar daha doğru bir yaklaşımı sergilemiş olurlar.
  • Ödül ceza kuramını kullanmamaları önemli: En iyi beslenen, en iyi oyun oynayan, en iyi … yapan bir yaklaşım var ise buda çocuk gelişimine zararlı olduğu artık birçok bilimsel arenada bilinmekte. Birçoğumuz böyle yetiştirildik zaten doğru olsaydı hepimiz daha rekabetçi ve aynı yaklaşımı sergilerdik.
  • Sınıf mevcudiyeti önemli buna dikkat edilmeli.
  • Ücret: Aylık ücrete nelerin dahil olduğu, ekstra ücretlerin neler olduğu da bütçe açısından dikkate alınmalı.

2-      Kreşe başlama yaşı ne olmalıdır?

3 yaş ve üstü olması çocuk gelişimini olumlu etkilemekte.

3-      Çocuğum kreşe hazır mı nasıl anlayabilirim?

Aynı yaşta çocukların beraber oyun oyamayabileceği yer (Bahçe, oyun parkı gibi…) var ise 5 veya altı yaşında anaokuluna göndermenizde yeterli olacaktır. Unutmayın ki 20 yıl önce küçük sokaklarda veya kırsal kesimlerde beraber arkadaşlarımızla oyun oynayarak büyüdük ve daha mutluyduk. Çocukların büyük hayal dünyaları vardır. Onları hayallerini daraltacak herhangi müdahale hedef ve azimlerini doğrudan etkileyecektir.

Böyle bir yer yok ise 3 yaş ve üstünde oyun gruplarına ve/veya tam gün kreşler çocuğunuz için faydalı olacaktır.

4-      Çocuğum biraz içine kapanık, kreşte zorlanabilir mi?

Yukarıda saydığım kriterler çok önemli. Yani kreşin prensipleri, pedagogun olması, ödül ceza kuramının yerine duygu odaklı bütüncül bir yaklaşımın olması, öğretmenlerin tecrübeleri gibi… Bu özellikler olduğunda çocuğunuzun özgüveni daha güçlenecektir.

5-      Kreşte ilk gün nasıl davranmalıyım? Çok ağlarsa tutumum ne olmalı?

Kreşe ve anaokuluna götüreceğiniz günden birkaç gün öncesinden çocuğunuzu özendirin ve haberdar edin. Yeni arkadaşlar, yeni oyunlarla daha mutlu olacağına dair. Daha sonra da o gün geldiğinde çocuğunuzla bol bol konuşun ne zaman okula gideceğinizi, ne zaman okuldan onu alacağınızı görsel ve sözel olarak onunla paylaşın ve bu zaman aralığının hop bir anda geçeceğini hissettirin. Anneye bağımlı çocuklarda bu sorun daha büyük olabiliyor. Bu sorunu yaşayan ailelere bir uzman pedagogdan destek almaları çocuğun okula adaptasyonunda çok etkili olabilir çünkü çocuğun bu davranışı sergilemesinde ebeveynin eksik veya hatalı davranışları neden olabilmektedir.

Kaynak: cnnturk

baskentdoktorlarkresbatikent

Batıkentin en iyi Kreşi 2015-2016 Eğitim Yılına Hazır – DOKTORLAR KREŞ

doktorlarkres8ogrenci

 

Özel Başkent DOKTORLAR KREŞ ve Anaokulu, 2015-2016 eğitim yılına uzman kadrosuyla hazır.

Bu yıl eğitim hayatına başlayan Ankara’nın (Batıkent’in) kreşlerinden Özel Başkent DOKTORLAR KREŞ, yeni eğitim yılında da farkını ortaya koyacak.

batıkentineniyikreşidoktorlarkreş

Sağlıklı ve Mutlu bireyler yetiştirmek hedefiyle yola çıkan Özel Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi, 3-6 yaş arasındaki okul öncesi eğitimi çocuklarının, okul öncesi programlarının yanı sıra sosyal etkinlik programları ile desteklenerek özgüvenli ve kendilerini doğru ifade edebilen bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. Tecrübeli eğitim kadrosu ile sevgi ve hoşgörüye dayalı olarak 2015-2016 eğitim yılına merhaba diyen Özel Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi, yeni girmiş olduğu eğitim yılı için de adından söz ettirecek.

psikolog denetiminde bir kreş.fw

Okul öncesi eğitimin insan hayatının en önemli dönemi olduğu için öğretmenleri ve anne babalar, çocuklara, doğru olanı vermek gerektiğini söyleyen Kurucu Yusuf Temrel, “Temelinde sevgi olan hiçbir eğitim başarısızlığa uğramaz ilkesinden hareket ederek çocuklarımıza sevgi dolu ortamlar sunduk. Çocukların yaş grubunu, özelliklerini ve ilgi alanlarını göz önünde bulundurarak, sosyal etkinlik çalışmaları yapılıyor. Haftada 8-10 saat arası İngilizce eğitimi (yabancı uyruklu eğitmenler tarafından), tenis, ritm, klasik ve modern dans, drama, jimnastik ve daha bir çok eğitim veriliyor.

Eğitim atölyelerimizde oluşturduğumuz teknolojik imkanlar ile çocukların zeka gelişimlerini destekleyen programlarla eğitimimizi zengin tuttuk.

Ayrıca belirli periyotlarla çocuklarımızın sağlık muayeneleri yapılarak 3-6 yaş grubunda sıkça rastlanan görme, işitme ve ağız diş sağlığı ihmallerinin de önüne geçmeyi hefedliyoruz” dedi.

 

seçkin eğitim kadrosu.fw

Temrel, kasım ayının ikinci haftasına kadar da kayıtların devam edeceği bilgisini de vererek, “2015-2016 eğitim yılı, kurumumuza, velilerimize ve bütün ülkemize hayırlı olsun” diye konuştu.

 

www.doktorlarhaber.com

 

7 Gereksiz Oyun Parkı Kuralı

kaydırak

Üç küçük çocuğumla parklarda çok ama çok zaman geçiriyorum. Ve işte her yeri saran, etrafa bağıra bağıra kurallar yağdıran hiper, helikopter, kaygı dolu annelere söylemek istediklerim: Lütfen parka gelirken yol üzerinde kahve satan bir dükkana uğrayın. Kendinize sert, bol kafeinli kocaman bir kahve alın. Parka geldiğinizde gölgede bir bank bulun. Kendinizi bu bankın üzerine bırakın. Kocaman çerçeveli güneş gözlüklerinizi takın ki kimseler fark etmeden insanları izleyebilesiniz. İsterseniz cep telefonunuzu çıkarın ya da eğlenceli bir dergi. Çocuklarınıza bol bol eğlenmelerini söyleyin ve sonra arkanıza yaslanın. Kahvenizi yudumlarken arada bir şeyler okuyun. Çocuklarınızı şu gereksiz kurallara zorlamayı bırakırken siz de biraz keyif yapın:

1. Kaydırağa tersten tırmanma.
Kaydırağa tersten tırmanmak eğlencelidir. Gurur duyulması gereken bir beceridir. Gerçekleştirilmesi gereken bir başarıdır. Ve çocuklardan kaydıraklara tersten tırmanmamalarını istemek tamamen anlamsızdır. Yakınlarındaki bütün çocukları kaydırağa tersten tırmanmanın tehlikeleri konusunda bağıra bağıra uyaran ne kadar fazla helikopter anne olursa olsun, kaydıraklara tersten tırmanan çocuklar (benimkiler gibi) her zaman olacaktır. Elbette bir başka çocuk kaydıraktan aşağı doğru kayarken kaydırağa tersten tırmanmak akıllıca bir şey değil. Ama tırmanan çocuk, aşağı kayan çocuğun ayakları tarafından bir kez tekmelendiğinde daha dikkatli bir şekilde tırmanmayı öğrenecektir.

2. Oyuncaklarını paylaş.
Sadece bana ait olan bazı şeyler var: Cep telefonum. Cüzdanım. İç çamaşırlarım. Ben bunları parkta rastgele tanıştığım insanlarla paylaşmıyorum. O zaman neden çocuklarımı, parkta henüz yeni tanıştıkları (ve başkasının oyuncaklarını elinden almak isteyen çocukların genellikle yaptığı gibi muhtemelen o oyuncağa zarar verecek ya da oyuncağı alıp kaçacak) çocuklarla değerli eşyalarını paylaşmaları için zorlayayım ki? Sadece size ait olan bazı eşyalarınızın olmasında hiçbir sorun yoktur. Ve sadece bazı ağlamaklı küçük çocuklar heves ediyor diye oyuncaklar kamu malı olamaz.

3. Her kaydıraktan kaydığında (ya da tırmandığında), tahta köprüyü geçtiğinde, direkten aşağı kaydığında vs. bana poz ver.

Her anne gibi ben de çocuklarımın başarılarıyla gurur duyuyorum. Ama hiçbir Facebook arkadaşım, blog okuyucum ya da Twitter takipçim çocuklarımın yüksek bir direkten aşağı on altıncı keredir kaymalarını hiç ama hiç umursamıyor. Çocuklar parka oyun oynamaya gelirler, fotoğraflar (ya da videolar) için sonsuz kez poz vermeye değil. Ebeveyni doğru ışığı ve açıyı bulana kadar hareket etmeden durmayı istemezler.

4. Daha küçük çocuklara dikkat edin.
Hayır, elbette küçük çocukların üzerine çıkmak ne güvenli ne de iyi bir şey. Ama çocuklarım başka insanların küçük çocuklarına bakıcılık yapmak için parka gelmiyor. Küçük çocuklarından sorumlu olanlar yetişkinlerdir. Bazı ebeveynler 16 aylık bebeklerinin döner kaydırağı keşfetmesinin iyi bir fikir olduğuna karar vermiş olması yüzünden benim 4 ve 6 yaşındaki çocuklarım orada oynamayı bırakmamalılar. Keşfetmekten kastım ise şu: Küçük çocuk 20 dakika boyunca kaydırağın en tepesinde korkudan kaskatı kesilmiş bir şekilde otururken ebeveynlerinin “Hadi yapabilirsin!” diye bağırması ve daha büyük çocukların aşağı kaymasına izin vermemesi.

5. Güzel kıyafetler giyin.
Parkların çoğunda şunları görebilirsiniz: Kum havuzları, çöp kutuları, kuru otlar, yapraklar, çimen, sigara izmaritleri, ölü böcekler, canlı böcekler ve unutulmuş yiyecekler. Çocukları parka haki renkli Baby Gap pantolonlar ve pastel renkli polo gömleklerle getirip parktaki tüm zamanı “Kumdan uzak dur” ve “Sakın üstünü kirletme” diyerek geçirmenin hiçbir anlamı yok. Park kıyafetleri, ayağa iyi oturan bolca giyilmiş spor ayakkabılardan ve pamuklu kumaş giysilerden oluşmalıdır. Tek istisna, büyük teyzenizin kızınıza aldığı dünyanın en korkunç “prenses” elbisesini atmak için mahvolmasını istemeniz olabilir. O zaman mutlaka o elbiseyi giydirin derim!

6. Kardeşinle oyna!
Parktaki eğlencelerden biri de yeni arkadaşlar edinmektir. Çocuklarıma her yaptıkları şeyi beraber yapmalarını söylemem onlara büyük bir işkence olur. Zaten birlikte uyuyorlar yiyorlar, banyo yapıyorlar, oyun oynuyorlar ve tatile gidiyorlar. Gerçekten onlara sanki bir ebeveyn dergisinin kapağına poz verir gibi birlikte ve güzelce oynamalarını (22 kez) söylemem gerekiyor mu?

7. Her şeyi ağzına sokma!
Doğa doğaldır değil mi? Küçük çocuğum kaçınılmaz olarak kuru otları, çimenleri, salıncakları ve kaydırakların tabanlarını yalayacaktır. Bu benim kişisel olarak yapacağım bir şey mi? Hayır. Ama ben kimim ki bunu yargılayayım? Tadına bakmayı seçtiği “bedava atıştırmalıklar” sağ olsun, çocuklarımın harika bir bağışıklık sistemi var.

Kaynak: http://www.huffingtonpost.com/rachel-garlinghouse/7-ridiculous-park-rules-i-dont-make-my-kids-follow_b_7418318.html

batıkent doktorlar kreş

Okul öncesi eğitim neden önemlidir?

Okul öncesi eğitim neden önemlidir?
Okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından birçok faydası vardır. 0-6 yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi çocuğun en hızlı geliştiği dönemdir.

Beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanmaktadır. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir.Okul öncesi eğitim sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek, yetişkinlik döneminde de kişilerin daha üretici ve verimli olmalarını ve sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanmalarını sağlar. Çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz önüne alan, sağlıklı bir biçimde fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişimlerini sağlayan, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı, çocukların kendilerine güven duymalarının sağlandığı, ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu kaliteli bir okul öncesi eğitim programına katılan çocukların diğer çocuklara kıyasla gelecekte okul başarıları daha yüksek, sosyal ve duygusal, sözel, zihinsel ve fiziksel gelişim açısından daha yetkin olduklarını araştırmalar göstermiştir.

Okul öncesi eğitimin yararlarını kısaca şu şekilde sayabiliriz:

Çocukların zeka puanlarında yükselme,Sınıfta kalma ve okul eğitiminden ayrılma oranlarında düşme,Çocukların beslenme ve sağlık durumunda iyileşme,Sosyal ve duygusal davranış gelişiminin daha ileri olması,-Daha olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi,Yetişkinlikte kendine yeten, ekonomik kazanç potansiyeli yüksek bireyler olmak.Bu yüzden bu dönemde çocuğun zihinsel ve bedensel olarak yeterli beslenmesi ve etkileşimde bulunabildiği, onun gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması gerekmektedir. Erken çocukluk eğitimi insan gelişiminin başlangıç noktasıdır. Okul öncesi eğitim, çocukların ve ülkemiz insanının uzun vadede daha üretken, daha yaratıcı, sorun çözmede daha yetkin olmasını sağlar.

Okul öncesi eğitim çocuğu ilköğretime hazırlar mı?
İlköğretime hazır olmanın şartlarından biri çocuğun kendi yaşına uygun zihinsel gelişim düzeyine erişmesidir. Buna paralel olarak ilkokula başlayacak her çocuğun bazı temel becerileri kazanmış olması şarttır. Okul öncesi eğitim bu becerilerin kazanılmasında önemli bir rol oynar.

Okul öncesi eğitimin okula hazır olmayı sağlama açısından kazandırdığı becerileri şöyle özetleyebiliriz:

Sosyal olarak, çocuklar oyuncakları paylaşmanın yanında yetişkinin ilgisini, yiyecekleri paylaşmayı ve karşılıklı konuşmayı öğrenirler. Ayrıca yaşıtlarıyla çatışmaları ve ilişkilerde ortaya çıkan sorunları çözümlemeyi ve kendini nasıl ve ne zaman koruyacağını ve diğer çocukların hakkına saygı göstermeyi de öğrenirler. Bütün bunlar çocuğun ileriki yaşamında ortaya çıkan tüm sorunları çözmesine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin artmasını sağlar.Duygusal olarak, kendi işlerini kendisi yapması, sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi sayesinde kendine güveni yükselir. Anne-babadan ayrı kalabileceğini ve onların bulunmadığı zamanlarda da kendisine bakabileceğini görmek çocuğun öz güven ve bağımsızlık duygularını artırdığı gibi, kendi kendini avutma ve oyalama becerilerinin gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca toplu yaşamanın gerektirdiği sınırlara ve kurallara uymayı da anaokulunda öğrenirler.Fiziksel olarak kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması sonucu ince motor becerileri gelişir.Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi kaba motor fonksiyonlarını da kullanır ve geliştirir.Zihinsel olarak, nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi matematik ve bilim becerilerini kazanır.Canlandırma, taklit ve hayali oyunlar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir. Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, arkadaşlarına mektup yazmak gibi faaliyetler de erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.Ayrıca anaokulundaki faaliyetlerin dikkat ve konsantrasyon gerektirmesi çocuğun beyninin bu fonksiyonlarının gelişimine katkıda bulunur.Dikkat eksikliği sorunu ve öğrenme güçlüğü olan çocukların erken farkedilmesi ve okula başlamadan gerekli önlemlerin alınmasını sağlar.Tüm bunlar da okula hazır olması ve okul başarısı açısından önem taşır.

Okul öncesi eğitimine başlamak için en uygun yaş nedir?
Okul öncesi eğitim için hazır olma yaşı her çocuk için aynı değildir. Genel olarak ana okuluna başlama yaşının 2-4 yaş arası olduğunu söyleyebiliriz.Gelişimsel olarak bazı çocuklar 2 yaşında, bazı çocuklar da 3-4 yaşında ana okuluna başlamak için hazır olabilmektedir.Annenin çalışması nedeniyle daha önceden anneden ayrı kalmaya alışık olan, ihtiyaçlarını konuşarak veya başka biçimlerde ifade edebilen, basit komutları izleyebilen, yürüme ve koşma gibi kaba motor fonksiyonları gelişmiş olan çocuklar hangi yaşta olurlarsa olsunlar, anaokuluna başlayabilirler.Konuşma, yeme, hırçınlık, saldırganlık, büyüklerden ayrılamama, aşırı hareketlilik gibi sorunları olan çocukların anaokuluna gitmeleri de özellikle tavsiye edilebilmektedir.

Çocuğu anaokuluna psikolojik olarak nasıl hazırlamak gerekir ? Onu nasıl motive edebiliriz ?
Çocukların yeni ortamlara uyum yeteneği çok yüksektir. Ancak onun bu uyum yeteneğinin anne-babalar tarafınızdan engellenmemesi gerekir. Aileler çocuklarını kreşe başlatma kararı verdiğinde, çocuktan önce anne-baba olarak kendilerinin buna gerçekten hazırlanması ve kararlarından emin olması gereklidir.  Anne-babalar çocuğun kreşe başlatma kararı konusunda ne kadar rahat olursa, çocuklar da, kendileri de o kadar az sorun yaşarlar. Anaokuluna başlamadan önce çocukla okul hakkında bol bol konuşmak, anaokullarında sıklıkla yapılan faaliyetleri çocuğa yavaş yavaş tanıtmak önemlidir. Örneğin evde makasla kağıt kesmeye ve boya kalemlerine alışkın bir çocuk, anaokulunda da aynı kağıt ve boyaları görünce rahatlar. Anne-babaların çocuğunuzun önemli bir adım atmakta olduğunu kabul etmeleri ve onu desteklemeleri önemli olmakla birlikte, farkında olarak veya olmayarak, bu değişiklik konusunun üzerinde çok fazla durmaları, yaşayacağı değişikliği çok fazla vurgulamaları da çocuğun kaygısını artırabilir.

Küçük çocukların anne-babaların verdiği sözel olmayan sinyalleri okumakta usta oldukları unutulmamalıdır. Bu nedenle eğer anne-baba onu kreşe başlattığı için suçluluk duyuyor ya da nasıl onu kreşe bırakıp çıkacağı konusunda endişe hissediyorsa, büyük olasılıkla çocukta bunu hissedecektir. Çocuğun kreşe rahat bir şekilde uyum sağlaması ve burada mutlu olması için öncelikle anne-babanın bu konuda kararlı, rahat ve emin davranması çok önemlidir.

Çocuğu kreşe gönderme kararı konusunda anne-baba ne kadar sakin ve emin davranırsa, çocuk da kendini o kadar güvende hissedecektir. Anne-babanın en ufak bir güvensizlik ya da tereddüdü ise çocuğun güvensizlik hissini ve kaygısını şiddetlendirecektir.

Çocuğu anaokuluna gönderirken karşılaşabileceğimiz zorluklar ve dikkat etmemiz gereken noktalar nelerdir?
Anne-babasından hiç ayrı kalmamış çocukların anaokuluna başlamadan önce kısa süreli ayrılıklara hazırlanması faydalı olur.Hiç ayrılık yaşamamış çocuğun aniden farklı bir ortamda yalnız kalması endişe ve kaygıyı fazla hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun kısa süreli ayrılıklara alışması için önceden hafta sonu bir yakınına bırakılması, gün içinde belli saatlerde evde ya da başka bir ortamda anneden ayrı biriyle kalması tavsiye edilir.Çok çekingen ve kendine güveni düşük çocuklar ve sınır ve kural tanımayan çocukların anaokuluna başlamasında değişik sorunlar yaşanır. Çekingen çocuklarda öğretmen yardımı olmadığında çekingenlik ve güvensizliğin artması gözlenebilir. Bu gibi durumlarda öğretmenle işbirliği yapılarak, çocuğun kendini ifade etmesinin sağlanması önemlidir.Sınır ve kural tanımayan çocukların da diğer çocuklara ve okul eşyalarına zarar vermesi sorunu yaşanabilir. Yine aynı şekilde öğretmenlerle işbirliği yapılarak, sınır ve kuralların bu çocuklara öğretilmesi sağlanabilir.

Çocuk anaokulundan korkuyorsa, neler yapmak gerekir?
Her yeni ortama girmenin çocuklarda ve yetişkinlerde belli düzeyde bir kaygı oluşturması doğaldır. Yukarıda belirttiğim şekilde çocuk önceden hazırlanarak bu kaygısını yenmesinde yardımcı olunabilir.Ancak anne-babanın farkında olarak veya olmayarak, bu değişiklik ve kaygının üzerinde çok fazla durması, kendilerinin de kaygılı olması çocuğun kaygısını artırabilir.Küçük çocuklar sözel olarak ifade etmeseler de, davranış ve mimiklerinden anne-babalarının neler hissettiğini çok iyi anlarlar. Eğer anne-baba çocuğu kreşe başlattığı için suçluluk ya da kaygı duyuyorsa, büyük olasılıkla çocuk da bunu hissedecektir.Çocuğun kreşe rahat bir şekilde uyum sağlaması ve burada mutlu olması için öncelikle anne-babanın bu konuda kararlı, rahat ve emin davranması çok önemlidir. Çocuğu kreşe gönderme kararı konusunda anne-baba ne kadar sakin ve emin davranırsa, çocuk da kendini o kadar güvende hissedecektir.

Eğer çocuk annesinden ayrılmak ve anaokuluna gitmek istemezse, neler yapmak gerekir?
Her çocuk seçme şansı verilirse, doğal olarak annesi ile kalmak ister. Ancak çocuk kendisi için doğru olanı değerlendirme kapasitesine sahip değildir.Bu nedenle anaokuluna başlama gibi çok önemli bir kararının çocuğun anlık isteklerine bakılmaksızın anne-baba tarafından verilmesi gerekir.Çocuğun istemediği taktirde okuldan alınacağını bilmesi veya bunu sezmesi, okula uyumunu ve düzenli devam etmesinin sağlanmasını zorlaştırır, hatta bazı hallerde imkansız hale sokar.Bu nedenle, anaokulu ile ilgili önemli bir sorun ya da hastalık durumu olmadığı sürece okuldan ayrılmasının söz konusu olmadığı çocuğa anlatılmalıdır.

Anne-babasından hiç ayrı kalmamış çocukların anaokuluna başlamadan önce kısa süreli ayrılıklara hazırlanması faydalı olur. Hiç ayrılık yaşamamış çocuk, aniden farklı bir ortamda yalnız kalması endişe ve kaygıyı fazla hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun kısa süreli ayrılıklara alışması için hafta sonu bir yakınına bırakılması, gün içinde belli saatlerde evde ya da başka bir ortamda anneden ayrı biriyle kalması tavsiye edilir.

İlk birkaç gün çocuğun yeni ortama güven duyması ve aşinalık kazanması için öğretmenlerin önerileri doğrultusunda anne-baba anaokulunda belli bir süre kalabilir. Ancak bunun birkaç günü geçmemesi ve anaokuluna bırakırken anne-babanın vedalaşma süresini kısa tutması ve duygusal sahnelerden kaçınması önerilir.

Okul öncesi eğitimde çocuklar ne tip becerileri kazanır?
Çocuklar okul öncesi eğitim ile sosyal, duygusal fiziksel ve zihinsel birçok beceri kazanır ve geliştirirler.Sosyal olarak paylaşmayı, sıra beklemeyi, kurallara uymayı, karşılıklı konuşmayı, oyun kurmayı, yaşıtları ile çıkan çatışmaları çözmeyi, kendini korumayı ve diğer çocukların haklarına saygı göstermeyi öğrenir.Yemek, uyku, tuvalet gibi özbakım becerilerini kazanmak, anne-babadan ayrı kalmak duygusal gelişimine katkıda bulunarak kendine güvenini artırır.Anaokullarındaki kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması ise çocukların ince motor becerilerini geliştirir. Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi faaliyetlerle de kaba motor fonksiyonlarını kullanır ve geliştirir.Anaokulundaki nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi çeşitli faaliyetler çocuğun matematik ve bilim becerilerinin gelişmesini sağlar.Canlandırma, taklit ve hayali oyunlar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir.Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, arkadaşlarına mektup yazmak gibi faaliyetler de dikkat ve konsantrasyonun artmasına ve erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.Anaokulu çocuğun yaratıcı yönlerini ve ilgi alanlarını ortaya çıkarmak açısından da önem taşır.

batıkentineniyikreşidoktorlarkreş

Batıkent Kreşler – Çocuğum ile nasıl kaliteli vakit geçirebilirim?

Çocukların dünyaya açılan ilk sosyal penceresi anne babalarıdır. Çocuklar ile geçirilen vaktin kalitesi dünyayı nasıl algılayacağı konusunda çocuğu etkiler. Eğer anne baba ile çoğunlukla olumsuz tecrübeleri varsa çocuk için dünya olumsuz bir yerdir. Eğer çocuğun anne babasıyla çoğunlukla hoş anıları varsa çocuk için dünya güzel bir yerdir. Dolayısıyla anne babaların çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmesi çok önemlidir.

Çocuğunuz ile nasıl kaliteli vakit geçirebilirsiniz?

1. Öncelikle her fırsatı değerlendirin. Çocuğunuzla ilgilenirken başka şeyler ile ilgilenmeyin. Enerjinizi çocuğunuza verin.

2. Vakit geçirmeyi zorunluluk olarak görmeyin. Siz de eğlenin. Zorlamayla yapılan ilgi çocuk tarafından anlaşılır.

3. Çocuğunuz bir şeyler anlatmaya çalıştığında vücudunuz ona dönük olarak onu dinleyin. Eğer işiniz varsa onu dinledikten sonra durumunuzu anlaşılır bir dille anlatın. Ve işinizi bitirdikten sonra konuşmaya devam edebileceğinizi söyleyin (eğer konuşmaya dönecekseniz)

4. Ortak ilgi alanlarınızı keşfedin. Eğer futbol izlemeyi seviyorsanız birlikte stadyuma gidin. Balığa gidin. Lunaparka gidin, yüzmeye gidin vs. Unutmayın. Bu ortak yaşantılar çocuğunuzun anılarında her zaman yaşayacaktır.

5. Ev içi oyunları öğrenin. Sizin de hoşunuza gidecek ev içi aktiviteleri birlikte yapın.

6. Ailece pikniğe gidin. Orada gazetenize ya da telefonunuza gömülerek çocuğunuzu ihmal etmeyin. Birlikte oyun oynayın.

7. Kaliteli vaktin süresi önemli değildir. Niteliği önemlidir. (Elbette süre de makul düzeyde olmalıdır.)

8. Birlikte gerçekleştirilen etkinliklerin sonuna yaklaşırken önceden çocuğa sinyal vermek faydalı olur. “Oğlum-kızım şunu da yapalım sonra ben haber izlemeye gideceğim” gibi yaklaşımlar ile çocuk duruma hazırlanmalıdır.

9. Kaliteli vakit geçirilen süre ve konular yaşa göre farklılık göstermelidir. 2 yaşındaki bir bebek ile geçirilen süre ile 14 yaşındaki çocuk ile geçirilecek süre farklıdır. Aynı şekilde ihtiyaçları da faklıdır. 2 yaşındaki bebek daha basit oyunlardan hoşlanırken 14 yaşındaki çocuk için konuşmak ve ev dışı faaliyetler daha önemli hale gelmiştir.

10. Birlikte geçirdiğiniz vakit süresince kendi kurallarınızı çocuğunuza dayatmayın. Bu birlikte geçirilen vaktin kalitesini olumsuz etkiler. Mümkün olduğu kadar rahat ve az kurallı bir ortam oluşturun. Varsa etkinlik için uyulması gereken temel kuralları birlikte belirleyin.

11. Çocuk yapısı gereği etkinlik ya da oyun esnasında hoşunuza gitmeyecek davranışlarda bulunabilir. Sert, suçlayıcı müdahalelerde bulunmayın. Sakin olmaya çalışın. Çocuğunuzu uyarırken yumuşak ifadeler kullanın. Oyunu ya da etkinliği yarıda kesmekle ve bir daha birlikte etkinlik yapmamakla tehdit etmeyin. Bu çatışmanızdan dahi çocuk bir şeyler öğrenecektir.

Size çocuğunuzla eğlenceli ve neşeli vakitler dilerim

Kaynak olarak http://www.aktuelegitim.com u göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.

 

cropped-bdk.jpg

Doğru bilinen yanlışlar… Karakterli çocuk mu? Terbiyeli çocuk mu?

11817020_884380751636365_2423431369389222862_n

Doğru bilinen yanlışlar… Farklı bir bakış açısı. Okumanızı öneririm.

Karakterli çocuk mu? Terbiyeli çocuk mu?

Terbiye, çocuğun karakterini nasıl öldürür?

Uçağa biniyorum. Körükte anne kızına bağırıyor:
“İnci, montunu giy. Yoksa amca kızacak.” Çocuk giymiyor.
Anne söylene söylene zorla montu İnci’ye giydiriyor.
Anne uyarılara devam ediyor: “İnci gitme gel. İnci dokunma oraya. İnci kime söylüyorum ben? İnci, düşeceksin!”
Zavallı İnci uçağa biniyor. Anne devam ediyor: “İnci uslu dur. Bak amca sana bakıyor.
İnci kemerini tak. Bak yoksa uçaktan indirecekler seni.”
Anne öldürücü cümleyi en sona saklamış: “İnci uslu dur. Yoksa baban seni sevmez.”
Annenin bu söylemlerle amacı ne acaba?
KONTROL MEKANİZMASI
Annenin tek amacı var: İnci’nin uslu durmasını sağlamak.
Bunu nasıl sağlıyor? Uyarı, bağırma, tehdit, sevgiyi geri çekme, ayıplama gibi dışsal kontrol mekanizmalarını kullanarak. Yani, “terbiye ederek.”
Annenin amacı ne olmalı? Çocuğuna sorumluluk ve değer kazandırmak. Yani, karakter oluşturmak.
Ancak anne bu hedeften çok uzak.
KARAKTER GELİŞİMİ
Çocuk, montunu giymek istemiyor. Baba ne bağırıyor ne de tehditte bulunuyor.
Sadece çocuğuna diyor ki “Oğlum mont giyme konusunda nasıl anlaşmıştık?”
– Baba 19 derecenin üstündeyse giymeme hakkım var. 19 derecenin altındaysa hasta olmamak için giymem gerekiyor.
– Şu anda kaç derece?
– 14
– O zaman?
– Evet, o zaman giymem gerekiyor.
Bu baba ne yapıyor? Çocuğunu ne yargılıyor, ne kontrol ediyor, ne ayıplıyor ne de terbiye etmeye çalışıyor.

“Ayıp” diyerek referans noktası olarak diğer insanları da göstermiyor. Koşullu sevgi de sunmuyor.
Sadece davranışı daha önce belirlenmiş bir prensibe ve kurala bağlıyor.
Aynı şekilde çocuk yere çöp atınca, ayıp da demiyor. “Oğlum biz çevreye saygılı bir aileyiz.” diyor.
Yine bir prensibe ve değere bağlıyor. Bu şekilde çocukta karakter ve değer oluşturuyor.
Onu terbiye etmiyor.
TERBİYE
Terbiye, karakter oluşturmaz. Tam tersi karakteri yok eder.
Terbiye, çocuğu kontrol eder ve ona baskı uygular. Ayıp ve korku kavramıyla bireyi öldürür.
Terbiye, kişiyi öz benliğinden uzaklaştır. Terbiye yöntemini kullanan aileler, dış kaynaklı ve başkalarına odaklı çocuklar yetiştirir.
Terbiye edilerek büyüyen çocuk başkalarının yargılarından korkar ve başkalarının yargılarını çok önemser.
Bu çocuklar “El ne der?” ya da “Yakalanmadan istediğimi nasıl elde ederim?” sorusunu sorar.
Kısacası, terbiye ile büyüyen çocuğun hayatı kırılgandır ve kendi kontrolü dışındadır.
KARAKTER
Ama karakter odaklı aileler, çocuğun öz benliğini geliştirir ve kişiyi birey olarak kabul eder. Dışardan kontrol etmeye çalışmaz.
Davranışları ayıba ve korkuya değil, değere ve prensiplere bağlayarak; iç kaynaklı birey yetiştirir.
Karakter sahibi kişi yargılanmaktan değil, değerlerini kaybetmekten korkar.
Karakter sahibi kişileri “ayıp” kavramı değil, kendi vicdanları ve değerleri yönetir.
Kısacası, karakter sahibi kişilerin hayatı güçlüdür ve hayatları kendi kontrolleri alıntıdadır. Tutumları ve seçimleri duruma ve kişilere göre değişmez.
Ne anlamlı ve güçlü bir hayat, değil mi?
Sonuç olarak terbiye ile çocuk yetiştirilmez. Çünkü terbiye karakteri öldürür.
Asıl olan değerlere bağlı karakter oluşturmaktır.

Özgür Bolat

Bütün Anne-Babalar KESİNLİKLE okumalı…

doktorlarkres1

Bütün Anne-Babalar KESİNLİKLE okumalı…

Akatlar’da yürüyordum; kadın beni tanıdı ve selamlaştıktan sonra, sorusunu sordu: “Oğlum dersleri tamamen bıraktı; ne söylesem hiç fayda etmiyor. Ya arkadaşlarıyla buluşuyor, ya telefonda mesajlaşıyor ya da bilgisayarın başında oyun oynuyor. Ne yapacağımı şaşırdım, Hocam ne yapalım?”

“Sohbet ediyor musunuz?”

“Valla, konuşuyorum, ama hiçbir faydası yok.”

“Kaç yaşında?”

“On yedi yaşında.”

“Mesela ne diyorsunuz?”

“Sınavların yaklaştığını söylüyorum; derslerine çalışması gerektiğini söylüyorum; böyle giderse sınıfta kalacağını, arkadaşlarından geri kalacağını, ilerde çok pişman olacağını, ama o zamanda duyulan pişmanlığın işe yaramayacağını anlatıyorum.”

“Siz konuşup, nasihat ediyorsunuz.”

“Evet.”

“Ama, onunla sohbet etmiyorsunuz.”

“Valla bilmem; biz bildiğimiz kadarıyla elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, konuşuyoruz, anlatıyoruz.”

“Doğru, bildiğiniz kadarıyla elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Ama konuşmak, nasihat etmek, sohbet etmek değildir. Siz sohbet etmesini bilmiyorsunuz.”

Kadın haklı olarak “neden bahsediyorsunuz,” diyen bir yüz ifadesiyle bana baktı.

İçim burkuldu. Anne acı çekiyordu ve çocuğuna yardım etmek istiyordu, ama kendini çaresiz hissediyordu.

Öğrencileri ve anababaları birlikte çağırdım. Danışmalığını yaptığım okulun küçük tiyatro salonunda buluştuk, öğrencilerle birlikte anababalar da oturdu.

Ufacık sahneye çıktım, bir sandalye attım oturdum, yanı başıma bir boş sandalye koydum.

“Buradaki öğrencilerden kim benimle sohbet etmek istiyor?” diye sordum. Kalkan ellerden birini gelişigüzel seçtim. Selim adıyla anacağım bir öğrenci yanımdaki sandalyeye geldi oturdu.

“Adın ne?”

“Selim.”

“Kaç yaşındasın?”

“On iki.”

“Bugün ayın kaçı?”

“24 Aralık 2008.” (Gerçek tarihtir; bu uygulamayı o gün yaptım.)

“Selim, gözünü kapa, beni iyi dinle. Gözünü açtığın zaman aradan yirmi yıl geçmiş olacak. 24 Aralık 2028 tarihinde gözünü açmış olacaksın. Tamam mı?”

Anladığını belirtmek için başını salladı.

“Lütfen gözünü aç.”

Selim, gözünü açtı.

“Bugünün tarihini söyler misin?”

“24 Aralık 2028.”

“Kaç yaşındasın?”

“Otuz iki.”

“Ne iş yapıyorsun?”

“İç mimarlık.”

Göz ucuyla anneye babaya bakıyorum; yüzlerinde hayret belirten hafif bir tebessümü var. Belli ki, onlar da Selim’in söylediklerini benimle birlikte ilk defa duyuyorlar.

“Nerede çalışıyorsun?”

“New York, Manhattan’da.”

Anne, babanın yüzünde saklayamadıkları büyük bir şaşkınlık ifadesi.

“Evli misin?”

“Hayır.”

“Arkadaşlarından evlenenler oldu mu?”

“Kızların hepsi evlendi.”

Gülüşmeler..

“Çalıştığın yere beni götürür müsün?”

“Ofisim, Manhattan’da 86 katlı bir binanın 42. Katında.”

Gülüşmeler devam ederken hayalen o binaya yürüdük, asansöre bindik, 42. Katta indik.

“Burası ‘home office,’” dedi.

İçeri girdikten sonra açıkladı:

“Dubleks daire: aşağıda salon ve mutfak var. Yukarda yatak odası ve ofis odam.”

“Selim, salonda neler var?”

“Salonda masa var, koltuklar var, sandalyeler var; komodin var, sehpalar var.”

“Duvarlarda ne var?”

“Resimler var, fotoğraflar. Ailemin fotoğrafı da var.”

“Ailenin fotoğrafına bakınca neler görüyorsun? Beraber bakabilir miyiz?”

“Annem var, babam var. Ailece çektirdiğimiz bir fotoğraf. Abim var, ablam var, ben varım.”

“En küçük sen misin?”

“Evet.”

“Selim, bu fotğrafa baktığında, içinde ‘keşke!” duygusu beliriyor mu? İçindeki herhangi bir ‘keşke’nin sesini duyuyor musun?”

Hiç beklemeden “Evet,” dedi.

“Haydi, anlat bize,” dedim.

“Ben, babamla birlikte futbol maçına gitmeyi çok istedim. Bir de hafta sonları onunla top oynamak, kırlara gitmek istedim. Güreşmek istedim. Ama babam çok yoğundu; çalışmak zorundaydı, olmadı, zaman bulamadı. Ne yapalım, böyle oldu.”

Baba’ya baktım; gözlerinin yaşını tutmaya çalışıyor, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu.

Selim’e teşekkür ettim. Ve sordum:

“Selim, bu konuşmamızda, sana büyüklük tasladığımı, sana nasihat etmeye çalıştığımı hissettin mi?”

“Hayır!”

“Olanla ilgili olarak mı konuştuk, olması gereken üzerine mi?”

“Olanla ilgili olarak konuştuk.”

“Selim, seninle yeniden böyle sohbet etmek istesem, benimle konuşmak ister misin? Konuşmamızdan zevk aldın mı?”

“Yeniden konuşmak isterim; sohbetimizden zevk aldım.”

***

Sohbet özel türden bir konuşma, kendine özgü özellikleri olan bir söyleşidir.

Sohbet içinde olan iki insan o an için güç, onur ve değer yönünden eşittir ve olanı paylaşırlar; olması gereken üzerinde konuşmazlar.

Korku kültürünün olduğu yerde sohbete izin verilmez.

Türkiye’nin aydınlık geleceğinde anababaların çocuklarıyla sohbet içinde olmasını diliyorum.

Doğan Cüceloğlu (26.06.2011)

Batıkent kreş tavsiyesi – Doktorlar Kreş

doktorlarkres1

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi
Doktorlar kontrolünde bir kreştir…

Yavrularımıza sadece eğitim değil, hemde sağlıklı bir birey olabilmeleri için okullarımızda ihtiyaç duyulan her türlü uygun ortam ve planlamalar oluşturarak hizmet vermekteyiz..

Başkent Doktorlar Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde çocuklarımızın belirli periyotlarda sağlık muayeneleri yapılarak aileler bilgilendirilmektedir. Ayrıca her gün psikolog tarafından gelişimleri gözlemlenerek ailelere rapor edilmektedir.

İletişim için: 0505 831 00 00

Ağlayan çocuk nasıl sakinleştirilmelidir? Ne yapılmamalıdır?

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı, aileler için özel bir broşür hazırladı. Broşür, çocukları ağlayan ailelerin neler yapacağı ve çocukların nasıl sakinleştirilmesi gerektiği hakkında bilgiler içeriyor.

Broşürde, “Çocuğunuz ağlamasıyla nasıl başa çıkabilirsiniz?”, “Hem kendiniz hem de çocuğunuz için yapılması gerekenler neler?” sorularının yanıtları yer aldı.“Çocuğunuzu kesinlikle sarsmayın, savurmayın” uyarısı ile başlayan broşürde, söz konusu bilgilerin aileler tarafından tanıdıkları herkese anlatılması da istendi.

Sarsmak bebeği öldürebilir

‘Bütün ebeveynlerin ve bakıcıların bilmesi gerekenler’ başlığı ile hazırlanan bölümde, sarsılma ya da savrulma sonucunda her yıl binlerce bebek ve çocuk ölümlerinin yaşandığına dikkat çekildi. Aynı bölümde sarsılmanın, çocuğun beynindeki kan damarlarının yırtılmasına, zekâ geriliğine ve körlüğe yol açabileceğine işaret edildi.

Ağlamasını durdurmak için ne yapmalı

Sosyal Pediatri Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sevgi Başkan, çocuğun ağlamasıyla başa çıkmanın yolları konusunda ailelerin yapması gereken başlıkları sıraladı:

– Çocuk acıkmış, yorgun, altı kirli ya da hasta olabilir. Sadece kucağa alınmak istiyor olabilir.

– Çocuğunuzu yumuşak bir battaniyeyle gevşekçe sarın.

– Çocuğunuzu kucağınıza alıp hafifçe sallanarak gezinin veya pusetine oturtup pusetle dolaşın.

– Yürüyüşe çıkın.

– Emzik kullanıyorsa sakinleştirmek için emziğini vermeyi deneyin.

– Güven vermek için onunla yumuşak ve yatıştırıcı bir ses tonuyla konuşun, ninni söyleyin ya da şarkı mırıldanın.

Ağlaması durmadıysa ne yapmalı

Bebeğinizin sakinleşmesi için her şeyi yapmanıza rağmen hâlâ ağlaması devam ediyor ise önce kendi kontrolünüzü kaybetmemeye çalışın. Derin bir nefes alın, çocuğun öfkesine karşı direnmeyin. Çocuğunuzu güvenli bir yere, güvenli bir şekilde bırakın ve odadan çıkın. Kendinize sakinleşmek için 5-10 dakika zaman ayırın. Yardım için bir yakınınızı, arkadaşınızı ya da doktorunuzu arayın.

Kaynak: kadinvekadin.net